Anasayfa / PELİN CENGİZ / Çevresiz demokrasi, demokrasisiz çevre olmuyor
27 Mayıs 2015

Çevresiz demokrasi, demokrasisiz çevre olmuyor

70 ülkenin ulusal yasalarının çevresel karar alma süreçlerini demokratik mercek altına alan bir endeks geliştirildi. Türkiye 47. sırada...

Çevre ve insan refahı birbiriyle son derece bağlantılı iki kavram. Hükümetler, şirketler ve diğer karar vericilerin tüm doğal varlıklara ilişkin aldığı kararlar, kaçınılmaz olarak halkların sağlıklarını, yaşam kalitelerini ve geçim kaynaklarını doğrudan etkiliyor. O sebeple halkların çevresel etki yaratacak karar alma süreçlerine doğrudan katılımı çok önemli. Kendilerini ilgilendiren bir sürece katılımlarının önemi kadar nelerin tehlikede olduğunu, ekosisteme ne tür zararlar verileceğini bilmeleri, insan hakları ihlali olup olmadığını görebilmeleri de elbette bu süreçlere itiraz edebilmeleri kritik önemde. Bu üç temel hak tam da aslında çevresel demokrasi anlamına geliyor ki, tüm ülkeler yurttaşlarına bunu sağlamak durumunda.

Peki, gerçekte ülkeler yurttaşlarına bu imkânı veriyor mu? İşte, bunu ortaya koyan yeni bir endeks geliştirildi: Çevresel Demokrasi Endeksi (Environmental Democracy Index – EDI)

EDI, 70 ülkenin ulusal yasalarının çevresel karar alma süreçlerinde şeffaflık, hesap verilebilirlik ve yurttaş katılımı alanlarında ne durumda olduğunu izlemek ve bu alanda karar vericilerin gelişim göstermesini sağlamak üzere ilk kez açıklanan bir endeks. The Access Initiative ve World Resources Institute ortaklığı ile geliştirilen ve 75 göstergeye dayanan bu endeks, çevresel demokrasi alanında en iyiler ve en kötüleri tespit etmiş.

Buna benzer şekilde Yale ve Columbia üniversiteleri tarafından hazırlanan çevresel sağlık, hava kirliliği, su kaynakları, biyolojik çeşitlilik, koruma altındaki doğal varlıklar ve iklim değişikliği olmak üzere altı temel alanda 25 göstergeyi dikkate alan bir Çevresel Performans Endeksi (Environmental Performance Index – EPI) mevcut. Her yıl Dünya Ekonomik Forumu toplantıları esnasında açıklanan bu endeks, ülkelerin çevre performanslarını değerlendirmede en güvenilir yöntemlerden biri olarak gösteriliyor. EPI’de üst sıralardaki ülkeler, çevresel hedefleri yerine getirme oranına bağlı olarak değişebiliyor. Türkiye, bu listede 178 ülke arasında 66. sırada.

Sadece hukuka bakmak yetmiyor

Gelelim EDI listesinin detaylarına… Endeksin ilk üç sırasında yer alan ülkeler, Litvanya, Letonya ve Rusya olarak sıralanmış ki, üçü de eski Sovyet devletleri. Bu üçlüyü ABD ve Güney Afrika takip ediyor. İlk 10’da yer alan diğer ülkeler ise İngiltere, Macaristan, Bulgaristan, Panama ve Kolombiya.

Rusya’nın adını listede görmek – özellikle güveliklerini ve özgürlüklerini tehdit altında hisseden bazı çevre aktivistleri ülkeyi terk etmişken – şaşırtıcı gelebilir. Buradan çıkartılacak en güçlü ders ise şu: Ülkelerin ulusal yasaları kâğıt üzerinde ilerici görünebilir, fakat çoğu zaman yasaların uygulanması zayıf kalıyor ya da yolsuzlukların boyunduruğu altına giriyor. O sebeple, endeks hazırlanırken sadece ülkelerin mevcut yasalarına bakılmamış, geliştirilmesi gereken uygulama alanları ile değiştirilmesine ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler, 26 göstergeyle tespit edilmiş. Rusya örneğinde de görüldüğü üzere her zaman mevcut hukuk ile pratik arasında mütekabiliyet yok.

Endeksin ilk 10’unda yer alan ülkelerde, orman işletme planları ve madencilik ruhsatları gibi konularda hükümetlerin sahip oldukları çevresel bilgilere kamunun erişim hakkını destekleyen yasal düzenlemeler var. Tüm bu ülkelerdeki devlet kurumlarının büyük çoğunluğunun hava ve içme suyu kalitesi gibi çevresel bilgileri kamuya açma zorunluluğu var.

Endekste yurttaşların karar alma süreçlerine katılımı genel olarak en düşük puana sahip. Ancak, buna rağmen listenin ilk 10’unda yer alan ülkeler, altyapı yatırımları, orman işletme planlaması gibi büyük, ulusal ve çevresel karar alma süreçlerine halkın katılımını sağlıyor. Adalet alanında en yüksek puan Litvanya’ya ait. Ülkenin Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu ve Çevre Koruma Kanunu, çevre davalarının topluluklar tarafından kamunun gündemine sokulabilmesine imkân veriyor.
İlk 10’da yer alan ülkelerle ilgili bir diğer ilginç tespit ise şu: Sadece tek başına zenginlik faktörü, güçlü çevresel demokrasi kanunlarının oluşturulmasında belirleyici bir faktör değil. Mesela, Panama ve Kolombiya kaynak sıkıntısı çeken ülkeler, Güney Afrika ise üst orta gelir sınıfında bir ülke. Yine de bu ülkeler güçlü çevre yasaları yürürlüğe koymayı taahhüt etmiş ülkeler arasında yer alıyor.
 
Listenin en kötüleri…

Çevresel Demokrasi Endeksi sıralamasında en kötü 10 ülke ise Belize, Kamboçya, Ürdün, Saint Lucia, Nepal, Sri Lanka, Kongo, Namibya, Malezya ve Haiti. Bu ülkelerin bazılarında bilgi edinme hakkıyla ilgili yasalar var ancak, hükümetlerin proaktif şekilde çevresel bilgileri kamuyla paylaşması konusunda hükümler yok. Örneğin, Filipinler, Kongo ve Pakistan gibi ülkelerde vatandaşların hava veya içme suyu kalitesine ilişkin istatistiklere ulaşabilmesi hem son derece zaman alıcı hem de pahalı.
Etiyopya, Nikaragua, Guatemala, Bangladeş ve Tayland ulusal hükümetlerine göre fabrikaların, madenlerin ve diğer tesislerin, insanlığa ve gezegene zarar vermesinin herhangi bir sakıncası yok.

Bir olumlu not ise şu, Saint Lucia, Nepal, Sri Lanka ve Kongo bireylerin kamu yararına dava açmasına olanak veriyor.

Türkiye 47’inci sırada yer alıyor

Çevresel Demokrasi Endeksi’nde belirlenmiş ortalama puan 1,42. 1’den 37’ye kadar sıralanmış olan ülkeler bu ortalama puanın üzerinde. Türkiye ise 1,24’lük puanıyla 70 ülkenin yer aldığı listenin 47’inci sırasında. Türkiye bu sıralamayla Tanzanya, Guatemala, Nijerya gibi ülkelerle aynı ligde bulunuyor.

Yapısal bir özelliğimiz olarak gelenekselleşmiş devlet-birey ilişkilerine hâkim olan kapalılık, ulaşılamazlık, kopukluk burada da karşımıza çıkıyor.

İşte Türkiye’nin karnesi:

Bilgiye Erişim: İyi (1,72), Adalete Erişim: Orta (1,36) ve Halkın Katılımı: Zayıf (0, 63)

Bilgi Edinme Yasası kapsamında istek üzerine çevreyle ilgili konularda bilgiye erişim sağlanabildiği, ancak yurttaşların bunun çok az miktarına proaktif şekilde erişebildiği ifade edilmiş. Yasaların yurttaşların erken dönemde ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) süreçlerine katılımına imkan verdiği ancak plan, program ve politikalarda halkın katılımına ihtiyaç duyulmadığı belirtilmiş. Yurttaşların, mahkemelere çevreyle ilgili iddialarını taşımasının ve şirketlerin çevreye etki edecek kararlarına itiraz edebilmesi hakkının da sınırlı olduğu tespitine yer verilmiş.

Türkiye’nin iyileştirmesi gereken alanlar şöyle sıralanmış: Çevreyle ilgili karar alma süreçlerinde Türkiye’nin kanunları yurttaşlara katılım fırsatı vermiyor. Uygulamada, ÇED’ler yurttaşlara ilan edilmiyor. Kanunlar, çevreyle ilgili kararların uygulamasına yönelik gözden geçirme prosedürlerinin zamanında yerine getirilmesine olanak tanımıyor. Kadınlar ve yoksulların zarar görmüş olan çevresel haklarını geri almak için gözden geçirme prosedürlerine erişimlerini mümkün kılacak destek mekanizmaları yok. Hükümetin, çevresel acil durumlarda gerekli bilgiyi zamanında kamuoyuna aktarma mecburiyeti bulunmuyor. Türkiye, bu konuları gündemine alırsa Türkiye halkının çevresel bilgiye daha çok erişim olur, çevresel etki kararlarında daha fazla girdi elde edilir, aynı zamanda hükümet ve şirketleri çevresel konularda hesap verebilir hale getirir.

Endeksin stratejisi ve metodolojisi

Çevresel demokrasi temelinde, yurttaşların çıkarlarına tamamıyla ve adil şekilde cevap verebilecek, tüm doğal varlıkları ilgilendiren kararların anlamlı bir kamusal katılımla mümkün olduğu ve özünde çevre ve demokrasiyi pekiştiren üç temel hakkı gündeme getiriyor. Bunların ilki çevre standartları ve sorunları ile ilgili bilgilere özgürce erişim hakkı. İkincisi, karar alma mekanizmalarına katılım hakkı ve son olarak da çevresel hukuk ile çevreye verilen zararın karşılanması talebinin uygulanması hakkı.
Bu hakları korumak, özellikle kırılgan ve marjinalize edilmiş yurttaşlara sürdürülebilir kalkınmada eşitliği ve adaleti götüren ilk adım olarak nitelendiriliyor. Bu temel haklar olmadan hükümetler ve kamuoyu arasındaki bilgi alışverişi doğru işlemez ve dolayısıyla insan topluluklarına ve çevreye zarar verecek olan kararlara itiraz edilemez. Haliyle, o kararların yerine geçebilecek alternatif çareler de üretilemez. Güçlü bir hukuki temeli kurmak, çevresel demokrasiyi kabul etmek, kollamak aynı zamanda uygulamanın da başlangıç noktası...

Uluslararası toplum, bu hakları ilk kez 1992’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin bir parçası olarak tanımladı ve kabul etti. 27 temel ilkeden oluşan ve Rio Deklarasyonu olarak da anılan sözleşmedeki 10’uncu madde çevre hakkının en kapsamlı tanımını yaparken aynı zamanda ulusal düzeyde birey-devlet ilişkisine de önemli bir atıf da bulunur:

 Çevre konuları tüm ilgili vatandaşların uygun seviyede katılımıyla ele alınabilir. Ulusal seviyede, her birey çevreye dair umumi makamlarca tutulan bilgilere, zararlı maddelere dair bilgileri ve kendi topluluklarındaki faaliyetleri içerecek şekilde erişim hakkına ve karar verme süreçlerine katılım fırsatına sahip olmalıdır. Devletler bilgiyi geniş bir şekilde elde edilebilir yaparak ulusal bilinç ve katılımı kolaylaştırmak ve teşvik etmelidirler. Islah ve çareyi de içeren adli ve idari raporlara etkili erişim sağlanmalıdır.

Bu maddenin çevre hakkına en kapsamlı tanımı getiren ve 1998’de kabul edilen Aarhus Sözleşmesi’nin ilham kaynağı olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Aarhus ile birlikte, çevresel demokrasi bir adım daha ileri götürülerek, çevre ile ilgili bilgiye erişim hakkı genişletildi, bilginin verilemeyeceği durumlar çok sınırlandırıldı, yurttaşların kamunun karar alma süreçlerine katılımı kabul edildi. Aynı zamanda, yargıya erişim konusunda AB ülkeleri sivil toplum kuruluşlarına çevreyle ilgili konularda, Avrupa Adalet Divanı’na doğrudan başvuru olanağı da tanıdı.

Asgari standartlar tarif eden Aarhus Sözleşmesi, sözleşmeye taraf olan ülkelerin bu hakları uygulamasını mecbur kılıyor. Ayrıca, sözleşmeye taraf olan ülkelerin vatandaşlarına açık olan bir uygunluk mekanizması kabul edilmiş durumda. Bu haklar, adil ve etkin bir çevresel yönetişim için temel olarak kabul edilmiş olsalar da, ülkelerin kendi yasa ve yönetmelikleriyle bu hakları nasıl hayata geçirdikleri sistemli bir şekilde ölçülmeli. Eğer çevresel demokrasi, sürdürülebilir kalkınmaya destek olacaksa, bilgiye erişim, katılım ve çevresel konularda adalet, her ülkenin yasaları tarafından kabul edilmiş ve kurumsallaştırılmış olmalı. Bu hakların gerçekten bir gücü olduğunu anlayabilmek için ülkelerin yasalarının etkinliklerini ölçebilmek gerekir.

Tabii, burada ölçmekten kasıt sadece yasalar var mı yok mu demek değil, çevresel karar alma mekanizmalarında ve vatandaşların haklarını kullanmasında önlerine çıkan engelleri kaldırmakta ne kadar etkin oldukları demek. Zamanında bilgilendirme ve karar alma mekanizmalarının erken dönemlerinde yurttaşların katılımı sorunlu ise kamuoyunun sorumlu kurumların etkinliklerini sorgulamasını sağlamak demek.

Skorlar 30 Ağustos’ta revize edilecek

Endeks oluşturulurken Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (United Nations Environment Programme – UNEP) Bali Rehberi (Bali Guidelines) tarafından oluşturulan objektif ve uluslararası kabul görmüş standartlara dayalı olarak 75 yasal gösterge genelinde 70 ülke incelendi. EDI kapsamında bir ülkenin performansıyla ilgili fikir vermesi için 24 asgari uygulama göstergesi oluşturuldu.

Hukuksal altyapının yanında çevresel bilgiyi halka açacak kanunen bağlayıcı kurallar var mı? Çevre kararlarında kamunun katılımını sağlayacak düzenleme var mı? Alınacak kararlardan etkilenecek yurttaşların adil, erişilebilir ve bağımsız adalet mekanizmalarına erişimi var mı? EDI bunlara ek olarak bir dizi göstergeye bakarak pratik hayatta çevresel demokrasinin uygulanıp uygulanmadığına da bakıyor. Bu kısım önemli zira pratik hayata ilişkin göstergelerinin daha sonraki aşamalarda arttırılması planlanıyor.

Ülkelerin mevcut yasaları ve uygulamaları, dünya çapında 140’dan fazla avukat tarafından değerlendirildi. Ülke değerlendirmeleri 2014’te gerçekleştirildi, bundan sonra her iki yılda bir güncellenecek. Hükümetlere, kendi skorlarıyla ilgili 15 Temmuz 2015 tarihine kadar cevap verme hakkı tanındı. 30 Ağustos 2015 itibariyle skorlarla ilgili sonuçlar sonuçlandırılacak. Endeks kapsamında Çin ve Hindistan’a ait veriler ise 31 Temmuz’da açıklanacak.

Detaylı inceleme için environmentaldemocracyindex.org sitesinden ülke skorlarına, ülkelerin güçlü oldukları ve ilerleme gereken alanlara ilişkin değerlendirmelere ulaşabilirsiniz. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.