Anasayfa / TUĞBA TEKEREK / “Cumhurbaşkanı’nın e-maillerini okuyabilir miyim?”
02 Nisan 2015

“Cumhurbaşkanı’nın e-maillerini okuyabilir miyim?”

Dar devlet sırları dışında, İsveç’te kamuya ait her bilgiye herkesin hemen ulaşma hakkı var

Düşünsenize; gideceksiniz, sekreterine, “Cumhurbaşkanı’nın bugünkü e-maillerini okuyabilir miyim?”  diyecekseniz. Korumalar sizi alıp götürmeyecek, başınıza hiçbir iş gelmeyecek. Bu arada sekreter de e-mailleri çıkartıp verecek!
Bizim için hayal etmesi bile zor. Ama İsveç’te gayet mümkün. 
 
Dünyanın farklı yerlerinden gelmiş 10 gazeteci olarak, 16-22 Mart tarihleri arasında, İsveç Enstitüsü ve İsveç Araştırmacı Gazeteciler tarafından düzenlenen bir programdaydık. Program kapsamında, Stockholm’de  görüştüğümüz İsveç Basın Ombudsmanı Ola Sigvardsson, kendileri için şeffaflık ve basın özgürlüğünün ne demek olduğunu böyle bir örnekle anlatmaya başladı. Sigvardsson’a göre İsveç’te siyasi sistemin tepesindeki Başbakan Löfven’in yazışmalarına hemen ulaşmamız mümkündü. Biz hemen inanmadık tabii... “Pratikte de bu böyle mi?” diye ısrarlı sorduk. Sigvardsson kararlıydı; “Yarın, deneyin isterseniz. Sekreter şaşıracak ama verecektir” dedi.


İsveç'in sabah gazetesi Dagens Nyheter’in Dış Haberler Editörü Pia Skagermark tirajlarının düştüğünü, yine de karlarından memnun olduğunu söylüyor. Fotoğraflar: Tuğba Tekerek


Sigvardsson söylediğine göre kapsamı son derece dar devlet sırları dışında, İsveç’te kamuya ait her bilgiye herkesin hemen ulaşma hakkı var. Üstelik Rus ya da Türk olsanız da bu hakka sahipsiniz.  Kim olduğunuzu, neden e-mailleri görmek istediğinizi de açıklamanıza gerek yok.
 
Din tartışılabilir
 
Sigvardsson, konuşması sırasında önce beyaz bir kağıdın üzerine kağıdın neredeyse tamamını kaplayan bir daire çizip “İsveç’te, basın tüm bu alanda haber yapabilir” dedi. Sadece “azınlıklara karşı nefret suçu,” “insanları lekeleme” gibi yasada açıkça yazılmış bir kaç nokta bu çembere dahil değil.
Bu arada nefret suçu Türkiye’de genellikle, çoğunluk olan Müslümanlara dinî hassasiyetlerine ilişkin olarak gündeme gelse de İsveç’te nefret suçu yasası sadece Romanlar gibi bir kaç azınlık grubunu kapsıyor. Hiçbir dinî grup ise azınlık olsun, çoğunluk olsun yasanın kapsama girmiyor. Her din, Müslümanlık, Hristiyanlık, ya da Budizm, istendiği gibi tartışılabiliyor. Nitekim, İslam Peygamberi Muhammed’le ilgili Danimarka’da yayımlanan karikatürler İsveç’te basılınca tepki yaratmış ama kimse kalkıp da “Basın özgürlüğünün sınırlarını daraltalım” dememiş. Sigvardsson “Müslümanlar da bu yasadan gayet memnun” diyor.
Basın özgürlüğünün sınırlarını neden böyle geniş tuttuklarını ise şöyle anlatıyor Sigvardsson: “Demokratik sistem için en önemli tehdit yolsuzluk ve gücün kötüye kullanımıdır. Güç eğer bir tedbir almazsınız er ya da geç kötüye kullanılır.”  İşte o tedbir, İsveçliler için siyasetten tamamen bağımsız bir hukuk sistemi ve açıklık-şeffaflık, dolayısıyla da basın özgürlüğü.
 
Kullanılmayan özgürlük
 
“Konuşulan, duyulan, görülen, hayal edilen” hemen her şeyin dahil olduğu geniş bir alanda haber yapabiliyor İsveç basını.  Ama yasaya göre... Sigvardsson, başta çizdiği o büyük dairenin içine daha sonra, küçük bir daire çizip bu da “mesleki etik kuralların izin verdiği alan” diyor, “gazeteciler olarak özgürlüğümüzü korumak için kendi rızamızla belirlediğimiz alan...” Nitekim, sunumun adı “Özgürlük ve sorumluluk.” Özgürlüğün istismar edilmesini, başkasına zarar verici şekilde kullanılmasını engellemek için böyle bir sistem kurmuşlar. Sigvardsson, Basın Ombudsmanı olarak, haberlerin bu etik kurallar içinde kalıp kalmadığını denetlemekle yükümlü mekanizmada kilit rolde. Basın ve internetteki yayınlardan zarar gördüğünü iddia eden kişilerin şikayetlerini mesleki etik kurallarına göre değerlendiriyor.

Özetle İsveç’te basın özgürlüğüne dair resim şu; hukuken son derece özgür olan medya mensupları, mesleğini sorumlu bir şekilde icra etmek için kendi kendini denetliyor.
 

İsveç Basın Ombudsmanı Ola Sigvardsson 35 yıılık gazeteci.

Kötü gazetecilik istemiyoruz
 
Kendi kendini denetleme meselesinin bir başka örneğini Medya Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Lars Truedson’la yaptığımız  toplantıda görüyorum. Enstitü’de, toplum, medyayı daha temellendirilmiş ve bilgiye dayalı bir şekilde tartışabilsin diye araştırmalar yapılıyor. Truedson bir radyo için medya eleştirisi programı da hazırlıyor. Programda, her hafta bir haber ele alınıyor, herkesin inandığı bir haberle ilgili “o iş aslında öyle değil” deniyor. “Gazeteciliği seviyoruz. Bu nedenle kötü gazeteciliğin mesleğe zarar vermesini istemiyoruz” diyor, Truedson.

Peki nasıl haberler yapılıyor İsveç’te? Çok matahmış gibi “Bizde bir günde olan olaylar orada bir yılda olmuyor” dediğimiz İsveç’te... En çok satan sabah gazetesi Dagens Nyheter’in Dış Haberler Editörü Pia Skagermark’a soruyoruz bu soruyu. Skagermark o gün gazetede çıkan eğitim sistemiyle ilgili araştırmayı örnek olarak gösteriyor: “PISA sınavında (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) İsveç’in puanı düşüyor. Mesela, bunun nedenlerini araştırıyoruz” diyor.

Peki internet nasıl etkiliyor tirajları, içeriği? Haber kısalmıyor mu, foto galerileri de mi yok? Skagermark’ın söylediğine göre  tiraj düşüyor ama yine de kâr ediyorlar. Ve evet, insanlar haberi artık daha fazla internette okuyor ama uzun haberler de okunmaya devam ediyor. “Hemen her hafta sonu bir uzun araştırma haberimiz oluyor ve bu haber, o günün en çok tık alan haberlerinden biri oluyor” diyor Skagermark.
 
Bir haber için altı ay
 
İsveçli araştırmacı gazeteciler 20-21 Mart’ta, yılın en büyük gazetecilik organizasyonlarından birisi olan Gräv konferansı için Jönköping kentinde biraraya geldi. “Halkla ilişkiler uzmanlarının tuzağından kurtulmak”tan, “birinin cep telefonu numarasını internette 10 dakikada bulma”ya kadar tartışmalar, atölyeler yaptılar.

Biz de konferansın öncesinde yapılan bir atölyede İsveç’in önemli araştırmacı gazetecilik programlarından, devlet televizyonunda yayımlanan Uppdrag granskning programının editörü Nils Hanson ve muhabirleri yaptıkları işleri anlatırken biz hayranlıkla dinledik. Ortaya çıkardıkları arasında ABD askerî uçaklarının farklı ülkelerde işkence için kullanılması da var. “Ortalama bir haber için ne kadar zaman ayırıyorsunuz?” diye sordum. “İki muhabir bir haber için üç ay çalışıyor” dedi Hanson. Yani muhabir başına altı ay. Türkiye’deki gazetecilik pratiklerinden ışık yılı kadar uzaktalar.

Konferansın sonunda ödül töreni yapıldı. Sadece araştırmacı gazetecilik için verilen ödüllere aday 29 haber vardı. Dagens Nyheter’in PISA sonuçlarından hareketle yaptığı eğitim sistemi araştırması da adaylar arasındaydı. Bu arada, Türkiye’nin PISA’daki vahim durumunu hatırladım. Son PISA sonuçlara göre, Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 42’si en temel matematik sorularını bile çözemiyor. Ama, her anını bir “son dakika!” halet-i ruhiyesinde yaşayan ülkede bu, hiç mesele olmuyor. İsveç’teyse Başbakan’ın mailleri bu kolayca ulaşılabilir, güç şeffaflıkla dengelenir ve denetlenir olunca, gazeteciler daha iyi bir eğitimin daha iyi bir sağlığın çok daha fazla peşine düşebiliyorlar. Ve ülkelerini hiç sıkıcı bulmuyor, hiç haber sıkıntısı çekmiyorlar. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.