Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / CAFER SOLGUN / Kürt sorunu ‘muhatap’ sorunudur
24 Eylül 2021

Kürt sorunu ‘muhatap’ sorunudur

Öncelikle konuyu bir “sorun” olarak tanımlayanlar, bu sorundan ne anladıklarını ortaya koymak durumundadır. Kürt sorunu neden bir “sorun”?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Siyaset kurumunun 35-40 yıldır çözemediği bir Kürt sorunu var” şeklindeki sözleri ve çözümün adresi olarak parlamentoyu, “meşru muhatap” olarak da HDP’yi işaret etmesi tartışmalara neden oldu. Okurun Kılıçdaroğlu’nun sözleri üzerine kim ne dedi konusunda Ümit Kıvanç’ın yazısına bakmasını öneririm: Kürt sorunu yok, eşya toplamak var (gazeteduvar.com.tr) 

Ülkenin seçim sath-ı mailine girmiş olması ve ufukta görünen seçimlerde HDP ve HDP seçmeninin tercihinin “kritik” bir öneme sahip olmasıyla doğrudan ilgili bir tartışma bu. Bunu tartışmayı önemsizleştirmek için söylemiyorum. Ancak ilgili bütün tarafların olası seçimlerin ertesinde de pozisyonlarını netleştirmeleri gereği olduğu açık. Buna katkı koyan çabalar değerlidir.

Pek üzerinde duran olmadı ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sorunun evveliyatını “35-40 yıl” olarak belirlemesi, bilerek veya bilmeyerek, son derece hatalı. Çünkü 35-40 yıldır kazandığı anlam itibarıyla Kürt sorununun temelleri cumhuriyetin kuruluş mantığı ile atıldı. Kuruluşunu takip eden 20-30 yıl boyunca cumhuriyetin “en mühim dahili müşkülatı” Kürt sorunu idi. Ayaklanmalar, tedip ve tenkil harekatları, katliamlar ve yoğun bir asimilasyon politikası, bu yılların özetidir.

1940’lı yıllardan 70’li yıllara değin bir “sessizlik” vardı ama sorun olduğu yerde duruyor ve aslında içten içe de büyüyor, ağırlaşıyordu. Çünkü Kürtler Kürt olmaktan vazgeçmiş değillerdi ve inkâr siyasetine karşı değerlerini koruyan, acılı hafızasını kuşaktan kuşağa taşıyan bir Kürt gerçekliği vardı.

Memleketin derin devleti de bunun farkındaydı. “Sessizlik” yıllarında bile devletin dikkati Kürtler üzerindeydi. Ortada “tehdit” olarak değerlendirilecek bir örgüt, hareket olmadığı halde 1961 yılında açılan “49’lar davası”, yine 60 darbecilerinin dönemin Kürt aşiret ileri gelenlerini Sivas Toplama Kampında toplaması devletin bu “hassasiyetinin” göstergesi olarak anlamak gereken gelişmelerdi. 1971 müdahalesinde de aynı “hassasiyetle” girişilen operasyonlar olduğunu biliyoruz. 1971 yılında TİP’in kapatılmasının gerekçesi de, “Doğu meselesi” veya “milî mesele” olarak sol hareketin gündemine giren Kürt sorunuyla ilgili tutumuydu. TİP’e göre Türkiye’nin doğusunda Kürtler yaşamaktaydı ve baskıya, asimilasyona maruz kalmaktaydı…

70’li yılların sonuna doğru sahneye çıkan PKK, bu tarihi sürecin ürünüdür. Bu anlamda altı çizilerek belirtilmelidir ki PKK eşittir Kürt sorunu değildir ama elbette ki PKK, sorunun sıcak bir parçası ve sonucudur.

PKK deyince 12 Eylül faşizminin uygulamalarına vurgu yapılır ve Diyarbakır Cezaevindeki vahşetin PKK’yi büyüttüğü dile getirilir. Bu, yüzeysel olmakla beraber doğru bir tespittir. Darbeciler, devraldıkları zihniyetin gereğini yerine getirmişlerdir ve o da cumhuriyetin kuruluşundan günümüze taşınan “bölünme” korkusudur. Başka türlü davranmaları mümkün değildi. 

Sorunu “35-40 yıllık bir mesele” olarak görmek bu nedenle hatalı.

Bir başka ifadeyle cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak ve nihai barış, çözüm iddiası olan her siyasi aktörün, sorunu bu tarihsel bağlama oturtarak ele alması gereği var.

Sorunu 35-40 yıl ile yani PKK’nin varlığı ile izah etmek, doğal olarak PKK olmazsa Kürt sorunu da bitecektir demek oluyor. 

Nitekim öteden beri ve hâlâ da sorunu askerî zor uygulayarak “çözmek” çabasının tercümesi de budur. Yanlış ve yanılgılı olan da budur zaten.

*** 

Mevzunun güncel boyutu itibarıyla “muhatap” meselesi için de belirtmek gereken şeyler var elbette. 

Açık ve dosdoğru söylemek gerekir: Öncelikle konuyu bir “sorun” olarak tanımlayanlar, bu sorundan ne anladıklarını ortaya koymak durumundadır. Kürt sorunu neden bir “sorun”? Kürt olmak neden bir sorun? Bu sorunun cevabı ister istemez ne tür bir çözüm anlayışına sahip olduğunuzu da ortaya koyacaktır ve bu nedenle önemlidir.

Kürt sorununu telaffuz etmesi bile başlı başına önemli olan CHP Kürt sorunu deyince ne anlamaktadır?

Meseleyi ve tartışmayı “köprüyü geçene kadar” idareciliğiyle geçiştirme çabasında olduğu anlaşılan Millet İttifakı’nın öbür kanadı İyi Parti “Kürt kökenli kardeşlerimizin sorunları…” üslûbunun ötesine geçebilecek midir?

AKP’nin bağrından kopan partiler Kürt seçmenin dikkatini çeken “Kürt sorunu vardır” türü açıklamalarını bir çözüm perspektifi ile netliğe kavuşturabilecekler midir?

Uğradığı baskı ve tutuklamalar neticesinde “Türkiye partisi” olma iddiası Kürt partisi olma noktasına geriletilen HDP de kısa, orta ve uzun erimde çözümden ne anladığını ortaya koymalıdır tabii ki.

“Kürt sorunu diye bir şey yoktur” diyen MHP için zaten bir “şey” demeye gerek yok; Kürt sorunu olacak ki onlar da “milliyetçi” olsunlar…

Sayın siyasiler “muhatap” sorunun ta kendisidir. Eğer ortada bir “sorun” olduğunu görüyor, düşünüyorsanız…

Nasıl ki hemen her vesileyle iktidarıyla muhalefetiyle herkes “birlik-beraberlik” vaazları veriyorsa, Kürtlerin bu “birlik-beraberlik” içerisinde “Kürt” olarak yerinin ne olduğu ve olması gerektiği sorusunun cevabı, sorunun esasıdır.

Oyları üzerine hesaplar yapılan Kürtlerin merak ettiği de budur.

Bu açıdan bakıldığı zaman sorunla ilgili herkesin, İmralı ve Kandil de dahil, rolü de belirginlik kazanacaktır.

Biraz daha cesaret, ha gayret…

 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. P24Blog’da yer alan bütün içerikler kurum olarak Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği’nin değil, imza sahibi yazarlarının kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.