Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / KARİN KARAKAŞLI / Sokaklar sokaklar
25 Haziran 2021

Sokaklar sokaklar

N’oldu, piknik yasaklandı. N’oldu, gökkuşağı bayrağı suç unsuru LGBTİ+ da örgüt adıymış. Fıkra olma ihtimali olsa gülersin belki.

Sokaktayken sokak dışında şeyler düşünür insan genelde. Sokak, kendi kudretinden de etki gücünden de o kadar emindir ki tevazu içinde kendi dışında geniş bir seçenekler âlemi sunar yaşanmaya ve hatırlanmaya dair. Çünkü bunu yaparken asla bir arka plan olarak kalmayacağını bilir için için. Hafızanın bağ dokusudur sokaklar. Hepsi ihtiyacın, hayalin ya da gerçeğin olan başka bir yere doğru seni birleştirir.
 
Sokak metafor olmasını bilir. Çağrıştırdığı her şeyi yepyeni bir anlama akıtmayı. Bazen kaybolmuşluğu anlatır bazen varma umudunu. Bazen ayrılıktır bazen de kavuşma. Kendinden gidememesi olduğu kadar kendine varamaması insanın. Her şeye kadir olan hayatın suretidir.
 
Bülent Ortaçgil’in 1991 tarihli ve o yıldan bu yana halen zamansız olan ‘Oyuna Devam’ albümünün içerisindeki ‘Bütün Sokaklarım’ şarkısının ta kendisidir o sokaklar.
 
Seninle yaşamak hiç kolay değil
Yaşayamamak gibi
Sana dokundukça duyduklarım
Tutkularım ve suçlarım
Bırak gün doğsun ve gün batsın
Korkanlar hiç gelmesin
Sevginin kabuğunu bilmeyenler
Lütfen biraz sussunlar
Bütün sokaklarım sana doğru
Bütün sokaklarım sana doğru                 
Bütün sokaklarım
 
Aşktan sarhoş olmak dedikleri, bilincini yitirmek değil. Kendini esrik aşka teslim edecek kadar bırakman. O ki düzene uyman mümkün olmamış. Hislerinin hakkını verememek, yoğunluğunda boğulmaktan daha korkutucu gelmiş. Handiyse mecburiyetten göze almışsın birini ve bir şeyleri. Bağımsızlığını ilan edip irade koyan kalbine karşı gelememişsin. Çaresizliğin cesaretiyle o sınırın ötesine talip olmuşsun, kendini sana dayatan bir kararla. Sevmekten korkanların, kaçak güreşenlerin ötesine. Öğrenilecek bir tarih, keşfedilecek bir coğrafya kıldığın, bütün sokaklarınla ona vardığın birine. Ömrün boyunca sende anlamını yitirmeyecek bir şeye.
 
Bana hep kendin gibi göründün
Hiç oynamadık sanki
Zamanı delmiş kişilere soyunmuşuz
Bu bir dans değil mi?
Bırak gün doğsun ve gün batsın
Korkanlar hiç gelmesin
Sevginin kabuğunu duymayanlar
Lütfen biraz dinlesinler
Bütün sokaklarım sana doğru
Bütün sokaklarım sana doğru
Bütün sokaklarım
Kafam, eşyasız boş oda gibi
Duvarlardan sesim dökülür
Pencerelerimi daha henüz açtım
Dışarıdan kimin sesi gelir
Bırak gün doğsun ve gün batsın
Korkanlar hiç gelmesin
Sevginin kabuğunu bilmeyenler
Lütfen biraz sussunlar
Bütün sokaklarım sana doğru
Bütün sokaklarım sana doğru
Bütün sokaklarım
 
“Sen benim evimsin” demeye de benzemiyor “Bütün sokaklarım sana doğru” demek. Başka bir varlığı ev kılınca, kendi dışında birine veriyorsun sanki o bütünlük hissini, hayata aidiyetini. Oysa ikinci seçenekte özne olan sensin; hür iradenle verdiğin bir karar, bile isteye seçtiğin bir ihtimal var. Sen sığınmışlığım değil özgürlüğümsün diyorsun. Beni koruyan ve kollayan bir özgürlüksün. Gittiğim, gideceğim, gidebilmeyi dilediğim bütün sokaklarsın. Örümcek ağı gibi incelikle ve sabırla ördüğüm istikametim, istesem de kaybedemeyeceğim kuzey yıldızısın.
 
 
Pandemi evleri, pandemi sokakları
 
Sonra işte bu zamanlar geldi. Küresel salgın uzak diyarların ürkütücü masalları olmaktan çıktı, günlük gerçeğimize dönüştü. Böylelikle “Hayat eve sığar” diye bir slogan da dile pelesenk oldu. Ne de olsa işini kaybetmemiş olanların ofisleri artık evdi. Kırp yemek parasından, yol masrafından, kuşa dönmüş maaşa razı gelmiyor mu karşındaki, kov gitsin, nasılsa başka bir razı gelen bulursun.
 
Neokapitalizmin bahaneye bile ihtiyaç duymadan, apaçık bir küstahlıkla çarkına yakıt, kârına bahane kıldığı bu küresel salgın, evin hapishaneye dönüşebileceğini de gösterdi. Kimilerimiz bunu zaten biliyordu, diğerleri de yeni öğrendi.
 
Hayat eve sığmaz. Çünkü hayat zaten sayısız olasılıklardan oluşan o uçsuz bucaksız varlığını çıkıp da bir evin içerisine sıkıştırmaz.  Hem bir zamanlar “Sokakta hayat var” diye bir sloganın dibinde otururduk kaldırım kenarlarında. Hatırladık mı? Sokakta durabilmek diye bir şey vardı. Bir yerlere koşturmadan, sadece durmak. Ve kendinin farkına varmak bir anlığına.
 
Sokaklarda yürüyüşler yapardık sonra. Göz ucundan varlığını hissettiğin, bu yolu birlikte kat ettiğiniz için hiç tanımasan da için için güvendiğin insanlarla. Böyle günlerde hayat içinden akardı, ritmi kalbinde atardı. Sanki yaşamaz da hayatın ta kendisi olurdun.
 
Uğruna yürünecek şeyler tükendi mi? Asla. Hakikati çarpıtma ve inkâr diyarlarında mücadele hiç bitmez. Bilakis, git gide genişleyen çemberler misali yeni kuşakları da içine katarak ödeşilmemiş geçmiş ile hayali kurulmasına, gerçek kılınmasına bir türlü fırsat tanınmayan bir geleceği bugünün ortasına yerleştirir. O yüzden sokak düzen açısından hep tehlikelidir ya zaten. İktidarları zulmün de örtemediği o korkuyla yüzleştirir.
 
 
Var oluş alanları
 
En zor konuşmaları karşılıklı otururken değil de yan yana yürürken yaparsın. Sokaklar nice hesaplaşmanın ev sahibidir. Yılmadan sil baştan doğan ve batan güneşi, saçlarını, tenini okşayan rüzgârı, günün akışını değiştiren yağmuru sokaktayken yaşarsın. Öbür türlüsü sadece izlemektir.
Hayatın doğal akışında sokağa çıkmak dediğin şey, şöyle bir hava alıp değişmek ya da sevdiğin birileriyle buluşmak için olmalı. Her an tüyler ürpertici bir siyasal gelişmenin yaşandığı topraklarda ise sokakta olmak başlı başına bir direniştir.
 
Çünkü bir de bakmışsın Heybeliada’da yapılması planlanan ve Adalar Emniyet Müdürlüğü tarafından engellendikten sonra Şişli’deki Maçka Parkı’na taşınan 29. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası pikniği yasaklanıveriyor. Şişli Kaymakamlığı’nın piknik dahil Onur Haftası kapsamında düzenlenecek tüm etkinlikleri 30 gün boyunca yasaklama gerekçesi kimlerin ne sıfatla tehdit olarak görüldüğünün özeti gibi: “Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi”.
 
Böyle koca koca ifadelerle sıralandığında bir katliam ihbarı varmış gibi geliyor insana. Oysa katliamların izi asla sürülmez buralarda. Onun yerine parka pikniğe gelenlerin çantasında gökkuşağı bayrağı ve gökkuşaklı eşya ararlar. Bir bakmışın, parktan sürmeye kalkıyorlar seni. O ki kendin oldun şu meşhur kamusal alanda.
 
Hani kendi aranda konuşmaya kalksan ya da es kaza başka bir dilde sohbet etmen gerekse böyle kalakalacağın şeyler bütün sana dayatılan. N’oldu, piknik yasaklandı. N’oldu, gökkuşağı bayrağı suç unsuru LGBTİ+ da örgüt adıymış. Fıkra olma ihtimali olsa gülersin belki. Hayatın kendisi olduğunda, absürtle aranda çok uzun süredir hiçbir mesafe kalmadığında soluksuz bırakıyor öfke ve kahırda.
 
Bu arka planla bakıldığında Onur Haftası’nın “Sokak” olarak belirlenen bu yılki teması da duruma cuk oturuyor. Hareketin tarihi en çok da sokaklarda örüldü ne de olsa. Sadece var olduğunu haykırmak bir direnişti. Sokak ülkenin yakın tarihinin de belirleyicisi oldu. Bu yanıyla toplumsal hafızanın köşe taşlarını bezediği gibi her türlü acı ve zulme de tanıklık etti. Ama yine de hiç terk edilmedi sokaklar.
 
Bu yıl için yayınlanan çağrı metninde sokağın hem bu toplumsal hem de bireysel özelliği vurgulanıyordu: “Gözaltına alınmanın kolay, sokağa çıkmanın zor hale geldiği şu dönemde; bayraklarımız, dövizlerimiz ve renklerinden korktukları her nesne sorun haline getirildi, hedef gösterildi ve baskı artırmak için bahane olarak kullandıkları bir araca dönüştü. Kadınları ve LGBTİ+’ları evde ve sokakta koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden, varoluşlarımız bahane edilerek çıkıldı. Bizler takıp takıştırdığımız, alanlara taşıdığımız bayraklarımızı, dövizlerimizi elimizden bırakmayacağız. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz. Yürüdüğümüz her sokak bizim, her yürüyüşümüz onur yürüyüşüdür!”
 
Bir dilek olsa
 
Hepimizin sokağa yüklediği anlam farklı. Hatta her birimizin hayatımızın değişik dönemlerinde sokakla kurduğu ilişki de değişken. Değişmeyen tek şey akan, devinen gürül gürül bir yaşam alanı olarak sokaklara duyduğumuz ihtiyaç. Herkesin gönlünce kendi olabildiği, kovulmadığı, dövülmediği, taciz edilmediği, dışlanmadığı, öldürülmediği sokaklar istiyoruz. Hepimiz için, her kimsek her nasılsak öyle olabildiğimiz öyle kalabildiğimiz bir dünya.
 
En karanlık zamanların ışığıdır sokak ne de olsa. Gidebilmeyi, dönüştürebilmeyi hatırlatandır. Eğimli, yokuşlu sokakların sonunda denize varırsın bazen. Var olduğunu unuttuğun geniş bir ufukla karşılaşırsın. Aldığın nefes sadece ciğerini değil içini açar.
 
Eğer birine güzel bir dilek dilemek gerekse şöyle diyesim gelir: Sokakların hep gökyüzüne açılsın. Sokakların hep denize vardırsın. Gökle yer, güneşle ay, çölle okyanus, dağla ova yer değiştirsin. Mümkün ol. Sokak sana kendini geri versin. Şenlik gibi yaşa günü ve kendini. Kimsenin makbulü olmadan. Biricik bir hikâye gibi.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.