Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Sanal kişiliklerimiz…
27 Temmuz 2020

Sanal kişiliklerimiz…

İnsanlar profil fotosu için kilolar veriyor, özel kıyafetler ediniyor, özel yerlere gidiyor…

Sosyoloji profesörü Eva Illouz, internette kendini sunma (“pazarlama”), popülerlik kazanma, önemli-değerli şahsiyet, istenir, arzulanır kişi konumu elde etme bakımından en başarılı kimselerin “kendilerini dilsel orijinallikleri ve fiziksel geleneksellikleri ile farklı kılabilenler” olduğunu ileri sürüyor. Yani baştan çelişkili bir duruma işaret ediyor. Post-modernlikle birlikte hemen her alanda yaşadığımız üzre… Orijinal olmak için elimizde dil var. Bu dilin gerçeği yansıtması gerekmiyor. Fakat kimi gerçekler, çokça eğip bükmeler, yeterli miktarda yalanlarla örerek taktığımız maske ve büründüğümüz kılık, hedefe ulaşabilmek için, gerçeğe dair söz kadar yalan söylemesi imkânsız görüntüye ihtiyaç duyuyor. Yine bin türlü eğip bükmeyle şekillendirilmiş olsa da, sunduğumuz görüntümüzün nihayet gerçek karşılaşma anında kendini ele vermesi ihtimali var. Bu yüzden ister istemez bir ayağı gerçekliğe basıyor. Oysa dille yarattığımız ve sunduğumuz kişiliğimizin hiçbir noktada açığa vurması gereken hiçbir ayrıntı yok. Çünkü ne kadar hassas olduğumuzu, duygularımızın akışına kendimizi nasıl da bırakabildiğimizi anlattığımız cümlelerimiz bile düşünüle taşınıla, başka örneklere bakıla bakıla, nasıl söylersek kime ulaşacağı hesaplana hesaplana kuruluyor. Akıl-mantıkla bir “ben” yaratıyoruz. Yazar, özellikle kişisel ilişkileri konu edinen -ortaya döken- televizyon programları ve kendini hazırlayıp sunma zanaatının en zengin çeşitlemelerini içeren flört sitelerinde cereyan eden hayatı incelemiş olarak konuşuyor.

Eva Illouz, “Duygusal Kapitalizmin Şekillenmesi” lejandını katarak adlandırdığı Soğuk Yakınlıklar kitabında (çeviren: Özge Çağlar Aksoy, İletişim Yayınları, İstanbul 2011), internet çağında kendimizi başkalarına sunuş tarzımızı mesele edinirken, bireysel varoluşlarımızın geçirdiği değişimi anlamaya çalışıyor. Okunması kolay kitap değil. Ancak dünya adlı gezegeni mesken edinmiş insan evladının geçirdiği muazzam değişim ve belki de gözü kapalı, son sürat sürüklendiği -bugün için bilinmez- son sizin için sorunsa, bu uğraşa girmenize değer. 

“İzlenim yönetimi”

Illouz, kitabının “Romantik Ağlar” başlıklı üçüncü bölümünde, “Varoluşsal benlik sunumu” arabaşlığı altında, ABD’li kültür tarihçisi Warren Susman’a başvuruyor. Susman, 20. yüzyıl başlangıcını “benliğin sunum biçimleri açısından dönüm noktası” sayıyor. Ona göre, bu tarihten itibaren, “izlenim bırakma ve izlenim yönetimi adına” insanlar “benliğin parçalarını birleştirmeye”ve “istedikleri gibi yönetebilmeye” başladılar. Bu elbette herkesin evde hobi olarak giriştiği bir özel faaliyet değildi: “tüketici kültürü ve moda endüstrisi başka bir insanı memnun edip baştan çıkaracağı tahmin edilen planlanmış benlik yönetimi ve izlenim bırakmayı vurgulamada önemli rol oynadı”.

Illouz, Susman’ın açtığı yoldan, internetin başlıbaşına kültürel ortam ve insan davranışları silsilesi yarattığı günümüze ulaşıyor: “…internet çok daha esnek, açık uçlu ve çoğul bir benliği mümkün kılan ve dolayısıyla oyunbaz, kendini keşfeden ve hattâ benlikle ilgili bilgiyi istediği şekilde yönetme kapasitesiyle aldatıcı olan postmodern benliğin bir örneğini ortaya koyar.” (Galiba “örneklerini” dense daha isabetli olacaktı.)

Hemen ardından, post-modern dönemin “benlik yönetimi” alanında internetin yarattığı farklılığa işaret ediyor: “Aslında postmodern bir benlik temelde kişinin bedeni, konuşma biçimi, davranışları ve giyim tarzının bilinçli bir şekilde yönetilmesine dayanır. İnternette yürürlükte olan (…) benlik sunumu işi farklı bir yapıya sahiptir çünkü özellikle dilden -daha belirgin olarak yazılı dil- ibarettir…”

Illouz, hemen bu sözlerin peşine taktığı uyarıcı ifadeyle, benlik sunumunun esasen yazılı dile bağlı oluşunun mecburen doğurduğu açmazı dile getiriyor: “…çünkü belirli, somut bir başka kişiye değil, aksine kimliği belirsiz, soyut adayların oluşturduğu genel bir kitleye bağlıdır.”

Havuza olta

Yazar, internetteki benlik sunumunun, farklılıklarıyla ayrışan somut bireylere ayrı ayrı sesleniş gibi değil, hangi avı cezbedeceğini bilmeksizin, avların olabildiğince çoğunu ıskalamamayı gözeterek meçhul bir adaylar havuzuna olta atmayı andırır tarzda cereyan etmesinin âdetâ her şeyi nasıl anlamsızlaştırdığını dönüp dönüp vurguluyor. Zira orijinallik izlenimi uğruna harcanan çaba, sunumun yaygın ölçekte etkili olması mecburiyetine kurban gidiyor, sonunda bütün benlik sunumcuları benzer bildirim ve iddialarla ortaya çıkmış oluyor. Illouz, “kullanılan araç dil olduğunda benlik sunumunun tek tip karakter edinişi”ni anlatıyor: “Kişinin kendisini anlatma süreci arzu edilen kişilik özelliklerinin kültürel senaryosu tarafından şekillenir. Kendilerini bedenden kopuk ve bağımsız bir şekilde başkalarına tanıtırken kişiler, arzu edilen kişilik özelliklerinin varolan geleneklerini kullanır ve bunları kendilerine uygular. (…) [B]enlik sunumu için yazılı dil kullanmak, ne gariptir ki, tekdüzelik, standartlık ve cisimleştirmeye neden olur.”

Bu, reklamcıların bayıldığı o muhteşem boş ifadeyle “kendin olmak” için, aynı anda üç-beş milyon kişinin daha satın alıp giydiği, taktığı, kullandığı vs. ürüne ihtirasla hücum etmeyi akla getiriyor ister istemez. Birey olmak, özgün olmak gibi günümüz amaçlarıyla bunun için kalkışılan işler arasındaki aşılmaz çelişki ve bunun yarattığı katlanılmaz ruh ağırlığı, anlam verilemeyen müzmin tatminsizlikler, açlığı ne yapsan giderilemeyen bir sahne varoluşu…

Ve görüntü!..

İnternetteki benlik sunumunun, oltanın havuza sallanışı nedeniyle edindiği yapısal tekdüzelik riskinin yanısıra, izlenim oluşturmak için girişilen çabayı zaten baştan ikincilleştiren, bazen bütünüyle değersizleştiren olguya başta ucundan dokundum: Mutlaka sunmak zorunda olduğunuz görüntünüz, izlenim yaratmadaki başarınızı bir anda yerle bir edebiliyor. Illouz: “Ancak ironik olan şudur: Benlik sunumu sürecinde çoğunlukla kişinin profilinin yanında yeralan fotoğrafta kişinin dış görüntüsü yeni ve neredeyse yakıcı bir önem kazanır.” 

Çünkü, -haydi “havuz” yüzünden doğan durumu bir an için kenara koyalım- yazılı dille meydana getirdiğiniz “imaj” ve bunun yarattığı izlenimdeki farklılıklarınız, bulup, iyi ihtimalle keşfedip kendinize yakıştıracağınız orijinallikleriniz ne kadar makbûlse, görüntünüzün etkili olabilmesi için gereken, o kadar geleneksellik, yerleşiklik; yani belirli bir dönemdeki yaygın güzellik, çekicilik ölçülerine uyması. 

Bu yüzden bir profil fotosu sektörü oluşmak üzere neredeyse. İnsanlar profil fotosu için kilolar veriyor, özel kıyafetler ediniyor, özel yerlere gidiyor… Elbette görüntüler de tıpkı izlenimler gibi, bir sürü işlemle câzip, etkili, heyecan verici kılınabiliyor. Ancak gerçekliğin yerine Photoshop marifetlerini geçirerek elde edilecek başarı -kelimenin tam anlamıyla- sanal âlemle sınırlı kalmaya mahkûm.

Illouz’un alanından çıkarak şunu soralım: Peki, bu sorun mu?

“Bedenden kopma”nın  varabileceği yer

Yakın gelecekte insanların sanal âlemdeki popülerliği, “başarı”yı, arzulanırlığı gerçek hayattakine eş, hattâ üstün tutup tutmayacağını, bununla, yetinmek de değil, tatmin olup olmayacağını ve ötesini arayıp aramayacağını sormak zorundayız artık.

Illouz, akılla, kurgulayarak, hesaplayarak internet kimliği/kişiliği oluşturmanın gerçek hayattaki varoluşa yönelik ciddî, tahrip edici bir tesirinden de sözediyor. “Dünyaya bilincin duvarları ardından bakarak dahil olmak” diye tarif ettiği şey, sanal âlemde bedenden koparılan varoluşun böylece duygulardan da arındırılması ve kişinin kendi yarattığı bir gerçek-dışı tasvirin sığlığında kaybolup gitmesi.

Flört sitelerinde sıkı faaliyet gösteren ve oradan tanıştığı pek çok kişiyle “ilk buluşma”gerçekleştiren bir kadının sözlerini aktarmadan bitirmeyeyim: “Çoğu kez hiçbir beklentim olmuyor ve pek de heyecanlanmıyorum. Neler olacağını tamı tamına biliyorum.”

İnternetli yaşamla birlikte ortaya çıkmış pürüzlerden, halli kolay arızalardan sözetmiyoruz. Eğer insanlık olarak karanlık bilinmeze doğru sürüklendiğimizi hissediyorsak, bunun tek sebebi aşırı zengin bir avuç muhterisin hepimizi köle etme ihtirası veya kendini başkalarını yok etme tutkusuna kaptırmış muktedirlerin her türlü hakkı hukuku imha etme hevesi değil.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.