Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Siyasetsiz siyaset/2: Dar alanda muhalefet
17 Temmuz 2020

Siyasetsiz siyaset/2: Dar alanda muhalefet

Siyasî partilerin kişiliklerinin şekillenmesi ve hareket alanları bakımından bugünkü durum, askerî vesayet dönemindeki andırıyor.

Muhalefet “kampını” meydana getiren partileri normal şartlarda “yerleşik düzen partileri” diye sınıflandırabilmemiz gerekirdi. Böyle bir tanım işimize yaramıyor. Zira  CHP dışında hiçbiri “yerleşik”liğin y’sine dahi sahip değil. Saadet Partisi kırk defa kapatılmış-yeniden kurulmuş, bir sürü değişimden geçmiş, gövdesi yoldan çıkmış hareketin, hitap ettiği alanda kendine bir türlü yer açamayan artakalanı. Deva Partisi ile Gelecek Partisi, henüz kurulmuş, yeni teşkilatlanmakta olan örgütler. Kalıcı olup olamayacaklarını dahi kestiremiyoruz. Zaman zaman söyleşiler veren mâkûl bir Twitter kullanıcısından öte faaliyetlerine tanık olamadık.  İYİP’in, koptuğu MHP gövdesinden ne farkı var, hâlâ anlaşılamadı. Tek fark, devletin makine dairesindeki çarklara -şimdilik- uzaklığı mıdır, Meral Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkışı ne ölçüde, ne kadar sağlam siyasî ayrıma işaret eder, bilemiyoruz. “Yerleşik” sıfatını kısmen hak edebilecek olan yalnız CHP, onun da kolları bacakları başka başka yönlere oynuyor. Sahici parti olma yolunda attığı her adım bünyede paniğe sebep oluyor. Ezelden beri durduğu yerden kıpırdamamaya çabalıyor, lâkin sarsıntı kesilse titreşim bitmiyor. 

“Kürt partisi” mi “Türkiye partisi” mi olduğu hem herkesçe hem kendi içinde sonuca bağlanması imkânsız bir tartışmanın konusu olan HDP, parlamentoda basbayağı üçüncü büyük parti konumunda. Fakat iktidar-muhalefet, herkesin elbirliğiyle kafadan düzen-dışı kabul ediliyor. Dolayısıyla, gelenekselleşmiş varlığına rağmen onu da yerleşik sayamıyoruz. Ayrıca zaten bizzat onun varlığı, muhalefetin gerikalanını siyasetsizleştiren en önemli etken. Muhalefet partilerinden sözederken, HDP’yi mevzuya katmıyoruz.

Muhalefettekilere “rejim partileri” de diyemiyoruz, zira bu partilerin hepsi, kimi utangaç, aşırı temkinli edâyla, kimi laf arasında, geçerken, kimi altını doldurmaksızın, arasıra, bugünkü “Türk tipi başkanlık” rejimini memlekete faydalı bulmadıklarını, gerekli imkânı yakalayabilirlerse değiştireceklerini söylüyorlar. İçinde faaliyet gösterdikleri rejimi değiştirmeyi önüne koymuş birilerini bu rejimle tanımlayamıyoruz haliyle.

Vatan ile teferruat

Ancak bu partilere parlamenter demokratik dönüşüm hedefinde birleşmiş muhalefet hareketleri gözüyle de bakamıyoruz, zira herhangi birini mevcut rejim içerisindeki iktidar paylaşırken de gözümüzün önüne getirebiliyoruz. Şahsî meseleler aşılırsa, bugünkü iktidarın pek çok icraatının hâlihazırdaki muhalif siyasetçilerin de cânıgönülden katılımıyla sürdürülebilmesi eşyanın tabiatına uygun görünmüyor mu? Dinî motiflerle bezeli, milliyetçi hamasetle süslü fütühat politikasıyla Suriye’den, Irak’tan parçaların katılacağı, evvelâ Libya’ya, oradan da kimbilir nerelere kadar uzanacak vatan sözkonusuysa gerisini teferruat kabul etmede kimler birleşir, kimler ayrıksı kalır?

Haksızlık mı ediyoruz? Kimlere? Yoksa “Afrin’in yerleşik halkını sürmeseydik” diyen birilerine mi rastladınız Ankara’da? Ya da yoksulluk-işsizlik konuşulurken sorunun “mermi kaç para, biliyonuz mu!” restiyle bağlantısını hatırlatana? Seçilmiş belediyelere kayyım atanarak, “seçmen iradesi” diye bir kavramın geçerli rejimimizde artık varolmadığının hafta başı yeniden ilan edilmesini varoluşsal mesele sayana?

 Mevcut partilere dair kesin, güvenilir, net tanımlar yapılamayışının ilk sebebi, çalkantılı veya taze veya belirsiz geçmişleri ya da oluşmamış veya dağılmış karakterleri ya da kadrolarının işbilmezlikleri veya güvenilmezlikleri değil sadece. Siyasetsizlikleri. Çünkü, onlara bırakılmış dar alanın dışına çıkmadıkça kendilerine özgü politikalara sahip olmaları imkânsız, böyle adımlar atmaya hevesli veya muktedir olup olmadıklarıysa belirsiz. 

Vazgeçiş sürecinin siyasetçileri

Bu partiler, 7 Haziran sonrası partileridir. Anlamı şu: yürütme erkinin bir ölçüde  denetlenip dengelenebildiği seçimli-parlamentolu rejim ile, şimdiye kadar esastan bozukluğuna rağmen en azından vitrinde bulundurulması dahi bazı kurumsal işleyişler sağlayan hukuk devleti iddiasından vazgeçiliş sürecine katılmış siyasetçilerin partileridir. Kimisi bu süreçte bilfiil yeraldı, kimisi geçişe yardımcı oldu, kimisi ses çıkarmadı… 

Siyasî partilerin kişiliklerinin şekillenmesi ve hareket alanları bakımından bugünkü durum, askerî vesayet dönemindeki andırıyor. Memleketin hemen bütün aslî sorunlarına ilişkin devlet kararları var; siyaset bunlara ilişilmeksizin yapılıyor. Eskiden, ardında kararların sivillere tebliğ edildiği kapılar açıldığında oradan generaller çıkardı; şimdi kararların nasıl alındığını bilmiyoruz bile.

2000’lerin ilk yarısındaki AKP, eski vesayet rejiminin işleyiş zemininden hareketle tarif edecek olursak, gelmiş geçmiş ana akım düzen partileri arasında sahiden siyasî ilk örgüt olarak görünüyordu. Siyasî amaçlarının niteliklerini, “esas maksatlarını” gizleyip gizlemediğini tartışmıyoruz şu anda. Kendini tarif edişi ve iktidarının ilk yıllarındaki uygulamaları bakımından AKP böyleydi, siyasîydi. Dokunulamaz kılınmış devlet politikalarına ilişkin eleştirel görüşleri, önerileri, değişiklik vaatleri vardı. Bugün başlangıçta ilan edilmiş hedefleriyle taban tabana zıt çizgide, devlet çizgisinde, üstelik askerî darbe dönemlerinde bile devlet mekanizması içerisinde böylesine yer bulamamış faşist harekete hayallerinin ötesinde hareket alanı ve kudret temin ederek, yegâne amacı kendini zengin etmek ve iktidarda kalmak olan  çıkar birliğine dönüşmüş örgüt, artık siyasî parti değil. Siyasete en uzak mihrak sayılan/sanılan Teşkilat-ı Mahsusa çekirdeği, siyasî olan. Onun “insan içine” çıkan uzantısı da AKP değil MHP. Yakın geçmişin iktidar partisi AKP, ünvanı müdür filanken gerçekte yalnız patronun günlük ayak işlerine bakan büro elemanı gibi bir şey.

Neye siyaset diyeceğiz?

Bu iktidar yapısı, eğer sahiden siyaset yapacaksa muhalefetin devlet politikalarıyla karşı karşıya gelmesini kaçınılmaz kılıyor. Halbuki bizdeki yerleşik düzen muhalefetinin, aman ha!, fellik fellik kaçtığı konum bu. Çıkıp, “Diyarbakır’a belediye başkanı seçildiği ve senin adamının rezilliğini teşhir ettiği için adamı kafana göre dokuz sene hapse mahkûm edemezsin, birader!” diyebilecek muhalif parti hangisidir? Bunu genel başkanın teessür ve teessüflerini bildirdiği iki cümlenin söylenmesinden öteye taşıyıp, politika malzemesi olarak sahiplenecek parti var mıdır? “Seçilenin yerine kayyım atayacaksan böyle seçimde yokuz” diyebilecek birileri var mıdır? Suriye politikasını sahiden, elbette ezcümle yetkililerin bilgisi dahilinde cihatçı otoyolları inşa edilir, maaşlı silahlı birlikler kurulurkenden başlayarak eleştirebilecek, “Suriye topraklarını ilhak mı ediyoruz?” diye yüksek sesle soracak kimse var mıdır? Devletin elinde toplanan akıl almaz miktarlarda paranın hem acımasızca, utanmazca hem beceriksizlikle çarçur edilmesine engel olabilmek için, topladığınızda milyonlarca destekçisi bulunan muhalefet partilerinin öngördüğü herhangi bir politik adımlar silsilesi, kampanya, faaliyet var mıdır? 

Haydi, şöyle ya da böyle siyasî tercih konusu olabilecek her şeyi bir yana bırakalım, kanunun kanun, mahkemenin mahkeme, yargı mekanizmasının bir nebze güvenilir olması sağlanmadan, siyasî parti denen kuruluş ve siyaset denen faaliyet de en ufak güvenceye sahip değil ki. Bu alanda mevcut muhalefet partilerinin, “gelirsek düzelteceğiz” dışında sözü, adalet kavramını alay konusu haline getiren hukuksuzluk çarkının bu acımasızlıkla dönmesini önlemeye dönük girişimi var mıdır? Selahattin Demirtaş ve HDP’li birçok siyasetçinin mesnetsiz, hukuksuz tasarruflarla hapse atılmış oluşu, en ufak delilli suç isnat edilmeksizin üç yıla yakın zamandır hapiste tutulan Osman Kavala’nın vaziyeti, insan haklarının gaddarca çiğnendiği örnekler olmalarının yanısıra, düpedüz rejim sorunudur. Bunların rejim sorunu olduğunu idrak ve ifade edebilmiş, durumu değiştirmeyi iş edinmiş siyasî parti hangisidir? Baroların direnişine siyasî parti katılamazmış, yoksa hareketin saf amacına halel gelirmiş. Konu futbol mu burada? Veya sualtı araştırmaları mı? Bütün muhalefet partileri birarada siyasî destek hattı oluştursa ne olurdu peki? Mithat Sancar duvar kenarına oturmuş bekleşen baro başkanlarını ziyaret edince İYİP’lilerin takım elbiseleri birden şalışepiğe mi dönüşürdü?

Siyasetsizliği muhalefete baştan dayatan, bu konudaki geçen yazımda özel olarak üzerinde durduğum şey: Öncelik, HDP’nin nasıl dışlanacağı meselesinde. Fakat onu dışlayarak bile biraraya gelemiyorlar. Çünkü fiil değil fail kültürünün baskınlığı buna izin vermiyor. Çünkü öznenin değil yüklemin esas olduğunu kavramadan siyaset yapamazsınız. Yüklem esas addedilirse, sizin şunları şunları hedefleyen kimse olmanıza rağmen şunları değil de bunları isteyenle sırf şunun için şöyle yapmanız bir pratik-gündelik sorun olarak ele alınabilir ve incileriniz dökülmüş sayılmaz. Çünkü zaten yoklar aslında. Devletin onlar. Şimdilik takmanıza izin veriyor. Kıpırdamadığınız sürece. Kıpırdarsanız karşı karşıya geleceğinizi biliyorsunuz. Ve bunu istemiyorsunuz. Ve bunu o da biliyor. Ve siz de buna razısınız.

Durup bekleyerek…

Peki ne yapıyorsunuz? Durup bekliyorsunuz. Gereken her durumda tavır almak, gerekeni de beklemeksizin, fırsat yaratıp tavrınızı ortaya koymak yerine o lanet olası kavrama sığınıyorsunuz: Muhalif “duruş” sergiliyorsunuz.

Muhalefette saydığımız partiler, iktidardan ötede duruyorlar. Peki acaba nasıl oturup kalkıyorlar? Nasıl yürüyorlar? Geçerken çöp görünce ne yapıyorlar? Nasıl koşuyorlar? Nereye doğru? Bunları bilmiyoruz. Çünkü duruyorlar. Çünkü kendilerini destekleyenlerin ve destekleyecek olanların neredeyseler orada durdukları sürece bu teveccühü göstereceğine iman etmişler. Muhalefet politikası şöyle özetlenebilir: Halk bir noktada sıkılacak. Bakın, sıkılmaya başladılar bile! Sıkılınca ne yapacak? Onları artık istemeyecek, bize dönecek.

Hayır. Size dönmeyecekler. Bugünkülere sırtlarını dönebilirler, o durumda karşılarında mecburen siz olacağınızdan, bu böyle görünecek. 

Ve siz, olumlu bir proje sunarak, herkes için geçerli hukuk-adalet zemini kurulmaksızın birarada yaşanamayacağı gerçeğinden başlayıp insanları bir gelecek tasarımına ikna ederek iktidara gelmiş olmayacağınız, siyasetin çekirdeğine el süremeyip en fazla kabuğuyla oynuyor olduğunuz için, birileri gelip önünüze “dosya” koyacak, aslî siyaset konularında yapacaklarınızı dikte edecek. 

Daha muhtemeldir ki, devlet katında egemen eğilim, hazır kurulmuş giderken düzeni bozmama yönünde olacak. Bu yüzden, herkes yüz çevirse bile bugünkü iktidarın devamı için, bir kısmınızın içinde yeraldığı için gayet iyi bildiği, 7 Haziran ertesine benzer -belki kanlı- manevralarla, iktidarın devri önlenecek.

Buna meydan vermemek için, toplumca ciddîye alınabilir bir siyasî hat kurulması lazım. Ortadoğu koşullarında olabildiğince dürüst işleyecek, kuvvetler ayrılığına dayalı, seçimli-parlamentolu rejim ve yasaları, kurumları olan hukuk-adalet sistemi gibi asgarî, temel hedefler üzerinde anlaşamıyor, hep birlikte bunu geçici siyasî uzlaşma hattı olarak tanımlayamıyor, böyle bir hedefe ancak herkesin hiç hoşlanmadığı birileriyle yanyana gelmesi halinde ulaşılabileceğini siyasetinizin ve toplumu ikna çabanızın odağına oturtamıyorsanız, siyasî partiyiz diye ortada dolaşmamanız en münasibidir. Çünkü şu anda bu memlekette siyaset yapabilmenin asgarî zemini -Türk tipi III. Reich peşinde değilseniz- bunlardan meydana geliyor. Sahici demokrasi yoluna çıkarsak devlet politikalarıyla çatışırız diye kaygılanıyorsanız, bahçenize kuracağınız ufak kum havuzunda siyasetçilik oynamayı yeğleyebilirsiniz. Çünkü bugün devlet politikası olarak dayatılanlardan geriye kalan oyun alanını ancak kum havuzu olarak değerlendirebilir, ailenizin görüşmenizi istemediği fena çocukları yanınıza yaklaştırmazsınız. Resmî politikalara, memleketi bugünkü feci haline sürükleyen takıntılara ters düşmeye baştan niyetsizseniz de size zaten gerek yok.

Muhalefet partilerine sorulacak anlamlı soru şu olabilir: Yeni sezona yeni vitrin dekoru olmak mı hayaliniz? Değilse, siyaset sahibi olmalısınız. Biz de sizi tavırlarınıza bakarak tanımalıyız.

Öyle “duruş” halindeyken hepiniz birbirinize benziyorsunuz.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.