Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Haber, hakikat, sosyal medya
06 Mart 2020

Haber, hakikat, sosyal medya

Sosyal medya ortamının haber almaya çalışana dayattığı koşullardan gayri bir de haber verene dayattıkları var


Bizimki gibi, ne haber alma ne ifade özgürlüğü takan baskıcı rejimlerde sosyal medya baştan öngörülmemiş ve kimi zaman hayatî olabilen işlevler edindi. Bu başlıbaşına sorun, ayrıca yarattığı bir dizi yan sorun var. Gelin görün ki, biz bu meseleler üzerine hiç zihin yormuyor, bunları tartışmıyor, çözümler çareler aramıyoruz. Kendilerine uçurum kenarındaki mezbaha bahçesinde tartışma imkânı verilmiş koyunlar gibi, kıpırdayabileceğimiz yerlerden uçsuz bucaksız gözüken o bahçenin sahiplerinin ve bekçilerinin bulunduğunu aklımıza getirmeden, bahçeden çıkarılırsak nerede dolaşabileceğimizi düşünmeden öylece takılıyoruz.

Bu sözlere hemen karşılık verilebilir: Ya ne yapalım?

Haklı soru. Çünkü sosyal medya üzerinden, illâ her konuda her haltı bildiğimizi göstermek, bilip bilmeden muhteşem fikirlerimizi serdetmek, ona buna çemkirmek, birilerine kapak yapıp puan toplamak zorunda değilsek de, haberleşmeye muhtacız. Muhtaç kalabiliyoruz.

27 Şubat’ta İdlib’de TSK mevzisinin hava saldırısına uğraması ve otuz altı askerin hayatını kaybetmesinin ardından olduğu gibi. Haber alma imkânımızı ve birileriyle birlikte kafa yormamızı sağlayan ağın girişini bir çırpıda kapayıverdiler. Bu tür engellere karşı, allahtan, en azından henüz, türlü dolambaçlı yollar yöntemler üretebilen yeryüzü internet ahalisinin icatları sayesinde bir kısmımız en azından ne olup bittiğine dair vakitlice bilgi edinebildik.

Bir yandan da, itiraf etmek gerekir ki, gayesi hakikate ulaşmak olanların çok daha büyük yer kaplar olduğu, görece sakin ortam pek de fena sayılmazdı! Ama ortam bundan ibaret olsa hiçbir büyük şirket sosyal medya yatırımları yapmaz, bu platformu aslî faaliyet ve kazanç alanı haline getirmezdi. Yalnız habercilerin, araştırmacıların, gerçeğin peşindeki insanların, birbirleriyle değil olguya bilgiye ulaşmakla uğraştığı ve tahlil, yorum, çıkarsama amacıyla tartışmak için birbiriyle iletişim kurduğu bir platform mümkün müdür? Belki. Ama biliyoruz ki, bugünün sosyal medyası gibi olmayacaktır. Bir zamanlar herkesin “doğal” gerçek saydığı, ama artık kimsenin pek hatırlamadığı “dördüncü kuvvet basın” esprisine uygun düşen, buradaki kamuoyu denetimi işlevini çağrıştıran, bir yanıyla bugünkü sosyal medya. Çünkü habercilerle, yorumcularla “kamuoyu” birarada. Ötekinde, profesyonel habercilik iletişimi ortamında işler başka türlü yürüyecek, edinilen bilgi veya sarf edilen sözden çok profil fotoğrafının çekiciliği veya kedisinin şirinlikleriyle “sahneye” çıkmayı isteyen kimse orada yeralmayacaktır.

“Güvenilirlik” neydi?

Yani aşağı yukarı bugünkü gibi bir sosyal medyayla yaşamamız gerekiyor. Henüz bu imkânın elimizde bulunacağını varsayarak. Ayrıca zaten bizimki gibi ülkelerde pek seçme şansı da yok. Dolayısıyla, sosyal medyalı hayat konusunda kafa yormalıyız. Ancak yormuyoruz.

Ümit Alan’ın Birgün’de “Peki, haber için sosyal medya kullanmak sorun değil mi?” diye sorduğu yazısı, istisnalardan biri. Şöyle açıyor konuyu Alan: “Şimdi başlığa bakıp diyeceksiniz ki, ‘Ne yani en kritik anlarda sosyal medyanın engellenmesi asıl sorun değil mi?’ Evet o elbette asıl sorun. Ancak, o aynı zamanda ‘ortalıkta güvenilecek ve herkese hitap eden bir geleneksel medya aygıtı bırakmadık’ itirafı sayılabilir.”

Meselenin elbette bir de bu yanı var: “Geleneksel” medya artık mümkün mü? Hangi özellikleri onu “güvenilir” yapıyordu? “Basın” iken “medya” oluşu, onda köklü birşeyleri değiştirmiş miydi? Sosyal medya büyük teknoloji şirketlerinin denetimindeyse, “geleneksel” medyanın, olabildiğince dürüst patronlar ve bazen, kimi yerde, daha geniş bir hak-adalet arayışının parçası olan, hem de etkili, vazgeçilmez olabilen gazeteciler dışında sözü edilmeye değer güvencesi neydi? Şu güvenilirlik meselesinin kaynağı yoksa basının kendisinde değil toplum hayatında basının tuttuğu yerde ve meşhur mevta kuvvetler ayrılığı ilkesinde miydi? Bunlara girmiyorum. Sosyal medya âleminde kalalım.

Alan, İdlib’de 36 askerin hayatını kaybettiği saldırı ertesinde insanların birşeyler öğrenebilmek için telaşla sağa sola hamle edişini hatırlatırken, “görülen o ki,” diye işaret etti, Türkiye’de artık gayet doğal saydığımız ama aslında hiç de doğal olmayan vakaya: “insanlar CNN Türk’ü, A Haber’i falan açıp izlemek yerine birbirlerine soruyorlardı”.

Önceki yılın sonbaharında, Kadri Gürsel’in Artı TV’de ana akımın gerekliliğine dair söyledikleri, İrfan Aktan’ın buna yönelik eleştirisi ve bilahare ikisinin tartışması, bunlar üzerine Artı Gerçek’te Mehveş Evin’in, Evrensel’de Fatih Polat’ın yazdıklarıyla devam eden tartışma akla geliyor: “Ana akım”ın gazetecilik mesleğinin standardı, seviyesi, “çıtası” bakımından anlamı-önemi nedir? Türkiye’de, başka pek çok benzeri gibi layıkıyla yapılamayan bu hayatî tartışma, uzak görünüyor ama, sosyal medyadaki gerçek arayışı ve aktarımı üzerine de “ilke koyucu”, yol gösterici olabilirdi. (Hepsinin linkleri için bu konuyu ele aldığım yazıma bakabilirsiniz. Ana akım medyaya dair iki yazımı daha anmak isterim: “Ana akım medyanın tekliğe ve yokluğa gidişi” ve “Mağdurlar ve ‘normal insanlar’dan uzakta gazetecilik”.) Hatırlatıp geçeyim.

 Sosyal medya: Tek engel girişteki değil

 Büyük kısmı doğrudan iktidarın propaganda aygıtına dönüşmüş, talimatla operasyon yürütür hale gelmiş gazete ve televizyon kanallarından alınamayacak bilgilere dair geniş bir katalog bugün haber okuru-izleyicisi sayılacak herkesin elinde. Hattâ zihninde, ezberlenmiş halde bulunuyor. Dolayısıyla, her kritik anda herkes kapağı sosyal medyaya atıyor; şaşılacak şey yok.

Orada da, devletin fiziksel engeli başta olmak üzere başka bir dizi engel var, hakikatle aramızda. İlkin, diyelim kaç askerin tam olarak nasıl ve kimin tarafından öldürüldüğünü öğrenmeye çalışan, öncelikle, her türlü ayrıntıyı “ne önemi var?”, “ne fark edecek?” cinsi sorularla ezip parçalamak isteyenlerin kurduğu barikatları yoldan kaldırmak zorunda. Evet, şehit hamaseti yapma peşindeki için önemi yok, ama Suriye uçakları mı Rusya jetleri mi vurdu, gazeteci için hayatî önemde.

Bahsettiğimiz, bir kirlilik ve gürültü sorunu. Bazen sosyal medyadan dişe dokunur bilgi almak hakikaten pahalıya mal oluyor; dikkati toplamak zor oluyor. Sağduyusunu koruyarak bilgi peşinde koşan herkesin kolaylıkla düşebileceği duygusal tuzaklar, insanı gerekli gereksiz tepki belirtmeye zorlayan ortam, o arada işitilen küfür ve hakaretlere, tehditlere aldırmamayı sağlayacak sabır ve tahammül ihtiyacı… Ortalıkta dolaşan sahte haber ve bilgileri sınamak için gösterilmesi gereken gayret de en önemli başlıklardan tabiî. Velhâsıl kolay iş değil o platformlarda bilgi peşinde koşmak.

Buna karşılık, başka yerden asla edinilemeyecek bilgilerin bulunabileceği yer de orası.

Yine sürat canavarı

Sosyal medya ortamının haber almaya çalışana dayattığı koşullardan gayri bir de haber verene dayattıkları var. Bunların başına gelene Ümit Alan şöyle dikkat çekiyor: “Sosyal medya (…) haber mecralarını da kendi temposuna mecbur tuttuğu için bozucu bir etki yarattı.”

Burada başlıca sorun, bilgi derleme ve anlamlı bir şekilde birleştirip sunma faaliyetinin karakteriyle çelişen etken haline gelmiş sürat. Zaman zaman konu ettiğim ve teslim olundukça mesleğin kalitesini azalttığına, gazetecilik faaliyetini sığlaştırdığına, değersizleştirdiğine dikkat çekmeye çalıştığım sürat etkeni, yalnız haberciliği her an hataya açık hale düşürmekle kalmıyor. Ümit Alan bu etkenin başka bir zararlı tesirini güzel özetliyor: [Sosyal medya sürati]…hem gazetecilerin hem de okurun dikkatini dağıttı. Önceden tek parçada aldığımız haberi, onlarca parçaya ayırıp dağınık bir şekilde, yalan yanlış algılama riskiyle alıyoruz.”

Tutarlı bütünden kopmuş parçaların, alınan bilgiyle mantık bağına dayalı bütünlükler oluşturmayı, kavramayı, sonradan hatırlamayı zorlaştırdığı ortada. Yanlışlarla dolu olması artık ne yazık ki kanıksanan, ağır yaralı haldeki haberi, içinde huzur bulamayacağı bu süratli ve tahripkâr yolculuğa süreklediğinizde, hem yaşama gücünün hem itibarının azalması kaçınılmaz. Bizim zihinlerimizin idrak ve “öğütme” kapasitesinin de bu işten zarar gördüğü ortada.

Karşılıksız haber alma

Bahsettiğim yazısında Ümit Alan, meselenin içeriksel diyebileceğimiz yanının ötesinde, başlıbaşına güncel gazetecilik sorunlarından saymamız gereken bir duruma da dikkat çekiyor: “…sosyal medya, insanları bedelini ödemeden haber almaya da yatkın hale getirdi. Öyle ya, haber sosyal medyadan öylece akıp gidiyorsa kim onun için para ödemeyi düşünsün ki?”

Alan bu doğru ve haklı tesbitlerden sonra, katılmadığım bir sonuca varıyor: “…haber alma işini sosyal medya akışından bağımsız bir şey olarak düşünmenin vakti geldi, geçiyor.” Katıldığım bir gerekçeyle: “Çünkü sosyal medya akışı ve algoritmaları hem haberin şeklini bozuyor hem de haber kuruluşlarının sağlıklı bir gelir modeli kurmasına engel oluyor.”

İşin maddî boyutunu konuşacaksak öncelikle “şirketler” dosyasını masaya koymak gerekiyor: sosyal medya gerçekte kamusal alan-platform falan değil, birtakım dev şirketlerin mülkü. Oradaki her türlü faaliyetin getirisi ve faydası bu şirketlere. “Göstermelik bazı destekler dışında sosyal medya platformlarının haberciliği desteklemek gibi bir derdi olmadığını da biliyoruz,” diyor Alan. Bence bu kısmen doğru.

Bir yandan Twitter gibi, habercilik işlevi görece ağır basan mecradan bile basın kuruluşlarının kayda değer fayda sağlaması imkânsız. En fazla tanıtım imkânı bulunabiliyor. Ancak bu yolla da basın kendi kuyusunu kazan sosyal medya platformlarının sahibi dev teknoloji şirketlerine katkıda bulunmuş oluyor. Biz gazeteciler çoğu zaman orada bağımsız haber aktarıcıları olarak varoluyoruz ve kendi adımıza, karşılıksız habercilik yapıyor gibiyiz.

Öte yandan bu şirketler sözkonusu platformlarının haber alınabilir kaynaklar sayılmasından vazgeçemezler, bütün sosyal medyayı dünyanın okur-yazar kesiminin gözünde, bugün memleketimizde A Haber neyse, Akit neyse o duruma düşüremezler. Kazançlarından olurlar. “Ben güzelim” histerisiyle, kadınlara “yürüme” vaatleriyle, kedi şirinlikleriyle o koca çark dönmez.

Alan’ın eksik bıraktığını düşündüğüm iki noktayı bendeniz önemsiyorum. Bunlardan ilki, doğrudan kaynaklara hiç görülmemiş ölçüde ulaşabilme imkânı. Habere konu olayın faillerinin bizzat paylaştığı görüntüler, sesler ve ayrıntılara, kabul edelim ki, başka türlü ulaşma şansı olamazdı. Bütün dağınıklığına ve kandırmacaya açıklığına rağmen bu ortam haberci için müthiş bereketli tarladır. (Burayı ekip biçmek tabiî habercinin özel niteliklere sahip olmasını, kendini çok eğitmesini gerektiriyor - bu konuya da girmeyip sadece dokunmakla yetiniyorum.)

İkincisi, sosyal medya gibi bir iletişim ortamı haberciliğe, gazeteciliğe âdetâ geniş bir kolektif faaliyet özelliği katıyor. Gazeteciler burada, çoğu zaman paslaşır gibi iletişim halinde, bazen birbirlerinin eksiğini gediğini kapatarak, bazen yol gösterici, sorun çözücü, idrak artırıcı tartışmalara girerek, gerçekte yeryüzünün çok kaliteli az sayıdaki gazetesi dışında hiçbir yayın tarafından ulaşılamayacak içerikte habercilik yapabiliyorlar toplamda. Bütün manipülatif, dikkat dağıtıcı vs. kötü özeliklerine rağmen sosyal medyanın getirdiği, daha önce sahip olmadığımız bir imkân bu.

Nasıl eder de bunu daha güvenilir, daha işlevli hale getirir, büyük teknoloji şirketlerinin kâr hesaplarına tâbi olmayan benzer platformlar oluşturabiliriz, dünya artık bunu dört bir yandaki hakikat arayıcılarıyla tartışabileceğimiz kadar küçük.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.