Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Babacan dayı kötü adama dönüşmesin mi!
21 Şubat 2020

Babacan dayı kötü adama dönüşmesin mi!

TSK ile Rusya ordusunun resmen başlayan çatışmasının kısa sürede durulması beklenirdi normal şartlarda. Artık normal şartlarda değiliz


Türkiye ile Rusya’nın savaşın eşiğine geldiği, hattâ eşiğe ayak uçlarıyla bastığı 20 Şubat’ın ardından Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “İdlib’de durum vahim,” diye konuştu, “ve çok endişe verici. En kötü senaryoları dile getirmek istemiyoruz, ama öte yandan bir defa daha tekrarlamak gerekiyor ki, biz Suriye ordusuyla birlikte İdlib’teki terörist gruplarla uğraşıyoruz.”

Birkaç gün önce olsa, bilumum haberciler, yorumcular şu son cümleden birtakım anlamlar çıkarmaya çalışır, Moskova-Ankara ilişkileri üzerine, kapalı kapıların ardını görme çabasındaki veya oralardan bildirme iddiasındaki kişilerin ahkâmları birbirini izlerdi. Artık çok şükür bunlara gerek kalmadı. İktidar propaganda aygıtının denetimindeki Türkiye resmî medya alanı hariç her yerde gerçek olduğu gibi görülüyor, konuşuluyor: 20 Şubat günü Rusya savaş uçağı, Türk askerlerinin bulunduğu mevziye doğrudan ateş açtı ve iki TSK mensubu hayatını kaybetti, beşi yaralandı (sayılar bize açıklandığı gibiyse).

Bunun üzerine, birkaç yıldır büyük tezahürat eşliğinde yayımlanan ve iftihar edilen “Dostumuz Putin” dizisi ânî kesintiye uğradı ve o saatte televizyonlar alelacele çekilmiş bir “Yalan Rüzgârı” bölümü sokuşturdular onun yerine. Nihayet mevcut iktidarın her kademesinin iliklerine işlemiş mâhut uyuşturucu, yalan: Türk askerlerine saldıranın “rejim uçakları” olduğu palavrası ortaya atıldı. Kimi yönetici-siyasetçi beyanları ve haberlerdeyse, göklerden meçhul bombalar roketler gelmiş gibi davranıldı.

Oysa 20 Şubat gününden itibaren İdlib’le, hattâ Suriye’yle, TSK’nın oradaki varlığıyla, Ankara’nın bu ülkeye ilişkin planlarıyla ilgili her ne konuşulacaksa, bu çatışmanın, bombardımanın, ne diyeceksek artık, onun gölgesinde konuşulacak. Tabiî önümüzdeki günlerde daha fazla can kayıpları, başka türlü felaketler yaşanmaz, gölge daha da büyümez, koyulaşmazsa.

Zira Rusya ile balayı görünümlü yoklama-kollama dönemlerinin ardından gelinen vaziyet, “Reis bir telefon etti, halletti”lerle filan idare edilebilir vaziyet değil artık. O sahneler geçen sezonda kaldı.

Askerlerine ateş açıp öldüren devletin kimliğini saklayacak hale düşmek, şüphesiz, siyaset ve iktidar yürütme tarzı olarak, hattâ varoluş bakımından haysiyetsizlikle yakından ilişkili. Ancak şimdi bu konuya girmiyor, güncel gelişmelere eğiliyorum. Sözkonusu sefilliği şöyle özetlemeye gayret edeyim sadece:

- Rusya vurdu, iki askerimizi şehit etti.
- Hayır, “rejim” vurdu.
- Peki Rusya yapmadığını biliyor mu?

Bilmiyor. Çünkü olayın hemen ardından başlayarak, Moskova, bu işi kendisinin yaptığını özellikle belli etmeye çalıştı. Çünkü TSK mevzisine ateş açmak o an için, yalnız askerî gereklere göre verilmiş karar değildi. Bunu yapmak ve alenen ilan etmek, aynı eylemin, bundan sonrasına dair yol da gösteren parçalarıydı. TSK’yı değil de “teröristleri” vurduğunu ileri süren Rusya’nın yaptığını “alenen ilan”a benzetemediysek, Moskova’nın “alenen ilan” pratiğine âşinâ olmadığımızdandır. Kaldı ki, Ankara’nın Moskova ile sürekli iletişim halindeki askerî ve siyasî yetkilileri elbette daha ilk andan neyin ne olduğunu biliyorlardı. Ancak “ana muhalefet lideri”ni de kapsayan çembere, failin gizleneceği, mecbur kalınırsa Suriye uçağı olduğunun söyleneceği, belli ki süratle tebliğ edilmişti ya da herkes bünyesinin orijinal kas reflekslerinden daha iyi bildiği devlet refleksleriyle, bunu kendiliğinden derhal kavramıştı.

Vedomosti gazetesi, 20 Şubat günü haberine, “Rusya Türkiye’yi militanları desteklemekle ilk defa resmen itham etti” başlığını attı. Haberde, 20 Şubat günü olanlar, Rusya Savunma Bakanlığı’na bağlı “Uzlaştırma Merkezi”nin resmî açıklamasına dayanılarak şöyle özetleniyordu: Türkiye topçusunun desteğinde “militanlar”, tanklarla, Suriye ordusu hatlarını yararak ilerlediler. Suriye komuta kademesinin talebi üzerine Rusya’ya ait Su-24 savaş uçağı devreye girdi ve Suriye birliklerinin saldırıyı püskürtmesini sağladı. Bir tank, altı silahlı personel taşıyıcı araç ve ağır silahla donatılmış beş kamyonet tahrip edildi. Rusya’nın girişimi üzerine Türk topçusunun ateşi kestiği de haberde yeralıyordu. Moskova, “orada askerimiz var, ateş etmeyin” demişti.

Vedomosti’nin haberinin kaynağı, yani “Uzlaştırma Merkezi”nin açıklaması, Rusya Savunma Bakanlığı’nın, dolayısıyla Kremlin’in resmî değerlendirmelerini içeriyor, takınacağı tutuma ışık tutuyor, dolayısıyla ilk anda yapılacak değerlendirme için gerekli bilgiyi ve ilgili gelişmeleri ya içeriyor ya da bunlara dair işaretler barındırıyordu. Haberdeki başka unsurlar gibi.

“Savunma Bakanlığı’na yakın bir kaynak”, Türkiye’yi kim olduğu belirsiz “militanlara” değil, doğrudan Heyet Tahrir el-Şam’a destek vermekle suçlamıştı meselâ:“Böylece fiilen HTŞ’ye bağlı militanları desteklediklerini kabul etmiş oldular,” demişti. Geçtiğimiz aylarda yüzlerce zırhlı araç, tank, top ve çoklu roket fırlatıcı sistemi [Türkiye’den] aktarıldı, bazı [HTŞ militanları] Suriye hükümet kuvvetlerine yapılan saldırılara katıldı. Türkiye’nin hareketlerini kısıtlamak için sadece Suriye değil, Rusya savaş uçakları da İdlib bölgesinde devriye uçuşları yapacak.”

“Uzlaştırma Merkezi”nin, Vedomosti’nin haberine kaynaklık eden, 20 Şubat tarihli açıklaması, hayli dikkat çekici bu cümleyle sona eriyordu: “Şu olguya dikkat çekeriz ki, bu, Türk silahlı kuvvetlerinin [teröristlere] destek sağladığı ilk olay değildir. Türk tarafını teröristlerin eylemlerine destek vermeyi ve onlara silah teminini durdurmaya çağırıyoruz.”

Topluca “daha ne diyelim!” anlamına gelen satırlar.

TSK ile Rusya ordusunun resmen başlayan çatışmasının kısa sürede, fazla da alevlenmeden durulması beklenirdi normal şartlarda. Artık normal şartlarda değiliz. Yine de Rusya savaş uçağının doğrudan Türk askerlerinin bulunduğu yere ateş açması ve iki askeri öldürüp beşini yaralaması arızî vaka kabul edilip, 2017 Ekim’inde El-Bab’ta (“Fırat Kalkanı” harekâtı sırasında) üç askerin Rusya bombardımanında “kazaen” vurulup can vermesinin (on birinin de yaralanmasının) üzerinden atlanışı gibi, bir şekilde hasıraltı edilebilir mi? İktidar sözcülerinin ve propaganda aygıtının ilk andan itibaren faili gizlemek için canla başla yalan söylemesine bakılırsa, Ankara’nın Moskova ile gerilimi artırmaya ya niyetinin olmadığı ya da bunu göze alamadığı anlaşılıyor.

Peki nasıl olacak? Bu yazı yazılırken, Rusya ve Suriye uçakları, Serakib’den batıya, Cisr el-Şuğur ve Lazkiye kuzeyine uzanan M-4 karayolu üzerindeki Eriha civarını, Serakib-İdlib yolu üzerinde, TSK’nın da mevzi kurduğu Sarmin’i, bu yolun güneyinde, M-4’ün kuzeyinde, ikisinin arasında yeralan, yine TSK’nın mevzisinin bulunduğu Kemines’i bombalamayı sürdürüyorlardı. Yani TSK’nın son büyük gerilime yolaçan operasyonu yüzünden yavaşlayan Rusya+Suriye taarruzu duracağa benzemiyor. Buna karşılık, Ankara da hâlâ muazzam miktarda askerî araç, silah, cephane ve askeri Suriye’ye sokmaya devam ediyor.

Karar verme, karar verecekleri etkileme bir yana, “içeriden” bilgi alma şansı bile olmayan bizler içinse durum ilaveten vahim. Bize sürekli yalan söyleniyor, üstelik Ankara’daki karar vericiler niyetlerini hep gizliyor. İktidara yakın okur-yazar tayfasıysa, akıl almaz şuursuzluk içerisinde, savaş çığırtkanlığı, yer yer de provokatörlük yapıyor. Öbür tarafta, diplomasi şaheseri bir ifadeyle dile getirecek olursam, Moskova’daki iktidar sahiplerinin de dünyanın en açık fikirli, dürüst ve samimi insanlar olduğunu sanırım söyleyemeyiz. Ne yazık ki karşılıklı sergilenen ip canbazlığı birçok cana mal oluyor, olacak.

Ve Suriye ordusunun -“rejim” desek ölenler geri mi gelecek?- Rusya desteğindeki ilerleyişinin karşısına, eğitilip donatılıp maaşa bağlanmış cihatçılar değil de bizzat TSK mensupları dikilirse hem şehit haberleri birbirini izleyecek hem de Ankara “dostumuz Putin” dizisini bugüne kadarki akışından başka yöne çevirmek zorunda kalacak. Birden çıkagelen ve esas oğlanımızın başını derde sokmuş, esas kızla birleşmesine engel olmuş büyük meseleyi çözen zengin dayı, meğer mafyacıymış, maksadı da bizim oğlanın ailesine dededen miras mülkü ele geçirmekmiş! Kızınca mahallenin elektriğini suyunu kesiyor, falan… Esas oğlan yanına vardığında, “E, baban iş tutmasaydı itle kopukla, vermeseydi senetleri!” diyor, buz gibi suratla. Bir kötü adam kahkahasını bile çok görüyor bizim oğlana. Oğlanın kardeşini de öldürtmüş arada. Ama bizimkinin dengi bir kötü adam var, alt sokakta, ufak mafya; oğlan herkese kardeşini bunun vurduğunu söylüyor. Herkes işin aslını biliyor. Oğlan giderken ardından “kendi etti, kendi buldu” ifadesiyle baş sallıyorlar. Oğlan mafyacı dayıya gizlice haraç veriyor. Kız öldürülüyor, “o saatte o kılıkta gezmeseydi” diyorlar. Karıştı dizi.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.