Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / MEHMET ALTAN / “Sıcak haziran geceleri, ​aydınlık bir liman önünde”
12 Haziran 2019

“Sıcak haziran geceleri, ​aydınlık bir liman önünde”

Çekme kattaki yatağa tekrar az bir süre uzanayım derken karganın gök ile aramızdaki tellerin aralığından peynirimi gözlediğini gördüm

 

Geçen haftanın Basın Tarihi notlarının Silivri bacağı 2017 Nisan’ında sona ermişti.

Aynı yılın Mayıs ayında aldığım notlar fazla kalabalık değil. İlk başta Mayıs deyince aklıma gelenleri sıralamışım, ardından bir de 21 Mayıs’ta peynirimi çalmaya çalışan hırsız bir kargayı anlatmışım. Beton Çitçisi de benimle berabermiş.

5 Mayıs 2017 tarihinde Mayıs ayı kapsamında zihnimde dolaşan belli belirsiz çağrışımları not etmişim. Deniz Gezmiş’in ölümünü ilk sıraya yazmışım, ardından annemin çok önemsediği Hıdrellez gelmiş, altına Hızırlı Günler yanına da parantez içinde “annem, dilek, gül ağacı” kelimelerini ilave etmişim. Çünkü annem  dileklerimizi bahçedeki gül ağacının altına gömdürürdü.

7 Mayıs sabahı bahçede salyangozlar dans şov yapmışlar; onu da not almışım.

Kuşlar başlı başına bir madde olarak yer almış.

Bir başka satırda da parantez içinde “minimum insan-maksimum insan” ibaresi var. Ardından “güler yüzlü-suratsız”, daha sonrada “kibar, saygılı, nezih-zarif” notu bulunuyor.

“İddianame kabul, duruşma 19-6-2017” dedikten sonra  “4 Mayıs Cuma akşamı öğrendim” diye de bir açıklamayı ilave etmişim.

Sonuna da “ışık ve perspektif arzusu” ifadesi eklenmiş.

***

Bir sonraki hapishane notlarını 16 gün sonra kaleme almışım. Sayfanın başında “21 Mayıs 2017 — 241. Gün Silivr i—” vurgusu yer alıyor.

Silivri Zindanı’ndaki 241. Günüm, 21 Mayıs’a denk gelmiş.

Şunları yazmışım:

“Sabah buranın tek kilitsiz yeri banyoda elimi yüzümü yıkarken, bahçede pek anlam veremediğim bir ufak gürültü duydum.

Yüksek güvenlikli bir hapishane bahçesinde olağanüstü bir şey olamayacağı inancı ile çok da aldırmadım.

Meğer bir karga pencerenin dış pervazına koyduğumuz ve buz dolabı muamelesi yaptığımız pencere pervazındaki peynir kalıpları arasından benimkini gözüne kestirmiş. Ve yere düşürmüş.

Merakla pencereye seğirtince korkup kaçtı. Bir parça kapabilmişti.

La Fontaine’in karga şiiri; ortaokul başlangıcını okuduğum Saint-Joseph, yakın bir zaman önce Fransa’da La Fontaine’in şiirindeki “perché” kelimesinin hep yıllardır yanlış yorumlandığı tartışmaları; bir sürü şey hafızama üşüştü.

Yatakların bulunduğu çekme kattaki yatağa tekrar az bir süre uzanayım derken karganın gök ile aramızdaki tellerin aralığından peynirimi gözlediğini gördüm, ânında yeniden hızlı bir pike yaparak peynirime yöneldi.

Cimrileştim, çıplak ayak, muazzam bir mülkiyet kıskançlığıyla aşağıya indim. Pencerede belirip, pencereyi açınca yeniden kaçtı.

Hapishanedeki bir Pazar sabahının en eğlenceli hareketlenmesini peynir kıskançlığı nedeniyle bitirmeye kalkışmak hiç de akıllıca değildi aslında.

Karga ile peynir oyunu oynamaya devam umudu içindeyken bu kez de yağmur başladı.

Hem karga, hem de tozlanmış olan yaşam kıvancının üzerini şakıyarak açmaya çalışan kuşların hepsi gitti. 

Bakalım gün ne getirecek? “

***

Hapishanelerin insana negatif etkisi üzerine bir iki noktayı da bu notlara ilave etmişim:

“Bu arada F Tipi hücrelerin gözleri kör etme riski taşıdığı çok yazılıp  söylendi. Ben de bu tehlikeye karşı yazılar yazıp dikkat çekmeye çalıştığımı anımsıyorum.

Ancak, hapishane galiba hafızayı da çaptan düşürme gayreti içinde.

Genç hapishane arkadaşlarım da isim hatırlayamamaktan şikâyetçi.

Bir tanesi buna panzehir olsun diye bulmaca çözmeye başladı.

Sorulardan biri ‘kutsal su’ sorusu idi. Çok çok düşünerek  ‘ayazma’ karşılığını bulabildiğinden yakındı.”

Beton Çiftçisi olarak da iki kısa hatırlatma var:

“21 Mayıs — Ülker Fırtınası

25 Mayıs — Ülker Fırtınası”

Bu notlarla 2017 yılının Mayıs ayını da Silivri’de yitirmişim.

***

İki yıl önce Haziran ayını da, hafızamdaki çağrışım notlarıyla karşılamışım:

İlk sırada 2 Haziran’daki Orhan Kemal’in ölüm yıldönümü var. Altına “Nâzım’ın ölümü de” diye bir satır eklemişim, bir de Edirne ibaresi var. Çünkü Basınköy’de komşumuz olan Orhan Kemal Bulgaristan gezisi sırasında öldü, cenazesini Edirne’ye almaya gittik. Orada çekilmiş, göz yaşlarımın süzüldüğü bir de resmim vardı. 

İkici sırada “Türkiye genelinde ‘Kırkikindi’ yağmurları var” diye yazmışım. Bu bilgi bana garip bir şekilde Haldun Taner’in “Şişhane’ye yağmur yağıyordu” hikâyesini anımsatmış. Yanına  da Moda’daki büstü ve o sıralarda Moda’da çalınan kedi heykelini ilave etmişim.

Üçüncü sıradaki çağrışım apansız gelmiş. Yıllar önce  Bükreş’teki Türk Şehitliğini ziyaret ettikten sonra uğradığım, şehitliğin karşısındaki parktaki Kilise’de  tabutta yatan ölü bir kadının makyajlı yüzünü  hatırlamışım. Doğrusu şimdi de bir “mask” gibi karşımda.

Ve ardından son olarak “Ölümler Ülkesi” üst başlığı altında günün acı veren ölümlerini sıralamışım:

“— Düşen helikopter, biri general ölen on üç askerimiz

— Zonguldak’ta madende iki işçimizin  ölümü.”

1 Haziran 2017 sabahı Silivri’de böyle başlamış.    

 

 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.