Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / MEHMET ALTAN / Silivri’de yaz başlangıcı
05 Haziran 2019

Silivri’de yaz başlangıcı

Türkiye kendi izine düşmüş talihsiz ve çaresiz bir çocuk gibi hep aynı yerlerde dolaşıyor

 

Mayıs  ayı da kayboldu, bilemediğimiz  bir yerlere gidiverdi. Basın tarihinin Silivri bölümüne döndüm, iki yıl öncenin çok ağır aksak akan Nisan, Mayıs aylarının peşine takıldım.

Günlük yazdığım sayfanın tepesine iri harflerle tarihi kaydetmişim: 22 Nisan 2017. Yanına da “Silivri-Cumartesi” notunu eklemişim. Onun yanına da bir kutu açmışım, içinde "212. gün” yazıyor. 212 sayısını kâğıdın kıyısındaki hesaplamadan çıkarmışım: Eylül 8, Ekim 31, Kasım 30, Aralık 31, Ocak 31, Şubat 28, Mart 31 ve Nisan 22… Toplam 212 gün ediyor.

Aynı sayfada günlük dışında iki not daha var, ilki 21 Nisan başlığını taşıyor; “Fırtına Sitte-i Sevirin Başlangıcı” yazmışım, 6 gün sürecekmiş. Sayfanın altında da gene bir minik not var, Almanya’da  “Uzay Çöplüğü Konferansı” varmış, belli ki ilgimi çekmiş.

***

Günlük şöyle :

“Hava güneşli ama serin. Birkaç gündür cıvıl cıvıl kuş sesleri var. Her bahar gelen göçmen kuşlar bunlar.  

Gökyüzü ile aramızdaki tel örgüler üzerinde geziniyorlar. Bir kaç gün önce redingot giymiş gibi duran bir saksağan avlunun tam ortasındaki mazgalın üzerinde hızlıca şöyle bir dolaşıp gitti.

Avlunun  ortasındaki o tahliye mazgalının üstünde kötü koku ve böcek tehlikesine  karşın serdiğimiz siyah bir çöp poşeti var, iki ucunda da  yarısı doldurulmuş iki tane beşer litrelik su şişesi…

Onların yanına kuşlardan umudu epeydir kestiğimiz için bir köşeye kaldırılmış olan kuş yemlerinden bir tabak koydum. Bir de plastik su şişesinin dibinden imal ettiğimiz bir su kabı. Ama henüz umutlarımızı ve beklentilerimizi yeşerten bir sonuç alamadık. Ancak umudumuz taze ve gür olarak devam ediyor.

Bu sabah, iddianamedeki yedi ayrı uyduruk ‘suç deliline’ karşı çalışma yaptım.

İki yazı, bir televizyon konuşması, bir vakıf ziyaretindeki konferans, 9 kişiyle yıllarca önce yapılmış birkaç telefon görüşmesi, seyahatlerden kalmış üçte biri olmayan bir dolar; bunlar üç müebbetlik darbecilik suçlamasının ‘kanıtları’… 

Sanki suçlamanın hedefi ben değilmişim gibi hayret dolu bir mesafelilik hissederek çalıştım, sonra da iddianameyi bir yana koydum.

Diyanet Vakfı Takvimi sayesinde ‘beton çiftçiliğim’ devam ediyor. Bu zamana kadar hiç duymadığım ‘fırtına’ adları duyuyorum, varlıklarından ilk kez haberdar oluyorum.

16 Nisan takviminde üç gün süreceği işaret edilen fırtınanın adı ‘Kuğu Fırtınası’ idi. Adına bayıldım.

21 Nisan’da altı gün süreceği belirtilenin adı ise Fırtına Sitte-i Severin. Demek ki takvimlerde yer alacak kadar eski ve köklü; böyle bir fırtına varmış.

Bu arada kitap yasağı biraz gevşedi. Özenli çevirileriyle Said Mahrane’in Paris’te FLN Militanıydı babam… 58 ya da 59 yılıydı ile Louis Gardel’in Cezayir Körfezi adlı kitablarını da bu sayede dikkat ve keyifle okudum.

Cezayir’deki olaylar da ne kadar çok bu coğrafyaya benziyor…  

Babamın maddî güçlükleri aşmak için Fikret Obey takma adıyla çevirmek mecburiyetinde  kaldığı  Georges Simenon’un Oynayan Gölgeler isimli  kitabının bu kez Çetin Altan çevirisi olarak Everest Yayınları tarafından yayımlanarak hapishaneye bana ulaşması da içimdeki duygu çıngıraklarını kuvvetlice çaldı.

Babamın bu çevirisi 10 Ocak ile 2 Mart  1971 tarihleri arasında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmişti.

1971 de çok belalı bir yıldı. Babam önce gözaltına alınacaktı, Anayasa’ya aykırı olarak Selimiye Kışlası’nda on beş gün manevî işkence görecek, sonra tutuklanıp Maltepe Askerî Cezaevi’ne götürülecek, salıverildikten kısa bir süre sonra  da bir yazı bahane edilerek iki yıl boyunca Sağmalcılar Cezaevi’nde yatırılacaktı.

Türkiye kendi izine düşmüş talihsiz ve çaresiz bir çocuk gibi hep aynı yerlerde dolaşıyor.”

***

Yeni bir not için aradan bir hafta kayıp gitmiş…

Sayfanın üzerinde 29 Nisan 2017 yazıyor, yanında bu kez “219. Gün” notu. Altına çizgi çizip Silivri yazmışım.

“Bu sabah kuşlar şakıyor. Dikenli teller üzerinde kanatlarını çırpa çırpa şakımaları, bir yandan da gölgelerinin güneşin vurduğu duvara yansıması sabahın yeknesaklığını silmeye yönelik bir doğa hediyesi gibi.

Dün 28 Nisan Cuma günü iddianamenin 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tesliminin 15. günü idi. Kabul veya ret, ancak muhakkak bir karar  verilmesi gerekiyordu. Ama  ses soluk çıkmadı.

Bugün hafta sonu, sonucun ne olduğunu görmek için pazartesiyi beklemek gerekiyor.

Dün CHP heyeti burada idi, Fethiye Çetin’e hukuksal durumu anlattım.”

“Beton Çiftçisi” de 29 Nisan notlarında benimle berabermiş :

“26 Nisan Çarşamba  - Fırtına Sitte-i Sevirin  (Bitişi)

27 Nisan Perşembe - Arıların Oğul Verme Zamanı”  diye yazmışım.

Son bir sayfaya daha rastladım. Kâğıdın üstünde “Nisan 2017 Belgesel Notları” ibaresi var.

“Roma’da otomobil yarışçısı, Venedik’te gondolcu, Sicilya’da dalgıç, Alplerde dağcı, Milano’da tasarımcı, Toscana’da şarapçı, Siena’da jokey olmayı düşleyerek zamanı eritmeye çalışıyordum.

Siena’da, Platza Del Campa’da Polio günü vardı, jokeyler o güne kadar hiç tanışmadıkları atlarla saniyelik bir yarışa katılıyor, yıldızlarının parlayıp parlamadığını sınıyorlardı.

Venedik Karnavalı Şubat’ta başlayıp bitmişti, 425 gondolcu yeniden nispeten daha sakin yaşamlarına geri dönmüştü.”

Hapishanedeki durgun yaşamın Nisan 2017 notları böyle bitiyordu.

 

 

 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.