Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / Narsisistin aynalar âlemi
20 Mayıs 2019

Narsisistin aynalar âlemi

Mazallah “hayranlığın yokluğu”, hattâ yetersiz varoluşu bile ciddî meseledir, bahsettiğimiz türden insanların dengesini bozar


Hatırlayarak başlayalım: İnsanlar narsisist liderlere bağlanıyor, çünkü bu liderlerin “parıltısı” onların da “üzerine düşüyor”. Ayartma kabiliyetine sahip bu liderler, insanların “narsisist ihtiyaçlarını” karşılıyor. Bütün bunlar, narsisizmin âdetâ bir geçerli hayat kılavuzu gibi bireysel yaşantılara ve toplumsal ilişkilere yön verdiği, zehirli ortamda cereyan ediyor. Bärbel Wardetzki’nin Siyasette ve Toplumda Narsisizm, Ayartma ve İktidar kitabını (Çeviren: Deniz Cankoçak, İletişim Yayınları, 2018) didiklemeyi sürdürüyoruz. Çünkü burada “anlatılan bizim hikâyemizdir” durumu var.

Yazar, genel olarak narsisist kişilerden sözettiği bir yerde, bizim pek iyi tanıdığımız bir “müdür” özelliğinden sözediyor :) “Müdür” derken dilimizin güzide deyimlerinden “kifayetsiz muhteris”le anlatılanın bir yönünü kastediyorum; herhalde hepimiz için gayet açıklayıcıdır: [Bu] kişilerin kimliklerine giden kapı, kendilerini özdeşleştirdikleri büyüklenmeci bir maske oluşturma zorunluluğu hissetmeleri biçiminde, yanlış ayarlıdır.”

Bu yüzden, müdürün odasına girilmez, yanına yaklaşılmaz, çünkü her yakın temas, sadece -meselâ cevap verilemeyen sorular gibi haşaratı ortaya salarak- mazallah karizmayı çizdirme tehdidi barındırmakla kalmaz, kudretten de eksiltir. Onun bunun yakından temas edebildiği kudret, kudret değildir. Yüzlerce muhafız, onlarca koruma aracı, vatandaşların sindirildiği, korkuyla kenarlara itildiği caddeleri saran, kulakları acıtan siren sesleri, gözleri kamaştıran çakar lambalar, aralanmış füme camlardan, silah tuttuğu belli ellerle savrulan “Çekil, çekil!” buyrukları, gerçekte pek küçük ölçüde sahiden korunmaya ilgilidir. Kudretini başkasına gösterme-dayatma da bu ayinin amaçlarından yalnız biridir. Hepsinin gerisinde, kudret sahibinin katı olduğunu kendine her defasında kanıtlaması ve hatırlatması gereken bir uçucu gaz vardır: “Dışarıya gösterdikleri, kişi olarak onları oluşturan şeylerin yalnızca bir bölümüdür. Kendileri bile bunun farkında değildirler, çünkü kendi anlayışlarına göre onlar dışarıya gösterdikleri şeydirler. ‘Parlıyorum, cezbediyorum, etkiliyorum, korkutuyorum - o halde varım’” (vurgular benim -ük).
 
Rakip veya hasım’dan düşman’a
 
Lider ile yakın çevresi, “ekibi” veya müttefikleri, ağırlık ve etki sahibi destekçi çemberi arasındaki ilişkiler açısından liderin bu bir nevi sert kabuk-kof çekirdek şeklindeki ikili varlığı şüphesiz özel önem taşıyor. Belki lider-kitle ilişkisi alanındakinden de daha fazla ve doğrudan.

Rakip veya hasım gruplara karşı liderin konumu açısındansa bu ikili varoluşun barındırdığı tehdit başka bir ciddî sonuca yolaçar. Alt edilmesi gereken rakip veya bertaraf edilmesi gereken hasım gruplar, imha edilmesi gereken düşmanlara dönüştürülürler. Rakiple konuşulur, tartışılır; hasımla pazarlık, müzakere, ateşkes görüşmesi vs. yapılır; imha edilmesi gerekenle temas kurulmaz. Her türlü temasın kesilmesinde, karşıtlığın geri döndürülemez ölçüde keskinleştirilmesinde, yalnız siyasî hesaplar değil, derindeki bir dinamik rol oynar: [N]arsisist insanlar abartılı özdeğer duygularıyla dikkat çeker, kendilerine âşık gibi görünürler. Bu, içlerinde kendilerinden şüphe ettiklerini ve özdeğer sistemlerinin istikrarsızlığını gizler. Aslında yeterince iyi olamamaktan korkarlar, bu yüzden hep en iyi olmak zorundadırlar. Eleştirel düşünceyi ve karşıtlıklarla tartışmayı başaramazlar, çünkü bu, değersizlik duygusuyla temas etmelerine yol açar; ne olursa olsun bunu önlemek zorundadırlar, çünkü bu yok olma korkusu ve derin bir çaresizlik duygusuyla ilişkilidir” (vurgular benim -ük).
Tabiî insanın ilk aklına gelen, demokratik teamülleri bizimkine göre zayıf sayılacak ülkelerde bile rakip siyasetçilerin topluluk önünde karşılıklı geçip tartışmaları gayet doğalken, üstelik bizde bu âdet çok uzun zaman boyunca siyasetin yerleşik bir kurumuyken, iktidar partisi lideriyle karşılıklı tartışma imkânının nasıl olup da birden ortadan kaldırılıverdiği. Erdoğan+AKP için iktidar güvencesi olarak görülen, hâlihazırdaki devlet koalisyonunca da teşvik edilen kutuplaşma-düşmanlaştırma politikası elbette böyle bir temasa elvermiyor. Ancak henüz bu politika iktidar koalisyonunun ana yönelimi haline gelmemişken de biz AKP liderini rakipleriyle karşılıklı tartışırken görmedik. Hattâ eleştirel soru sorma ihtimali bulunan gazetecilerin karşısında bile görmedik. Böyle bir sahneye hiç çıkmadı. Işığını dekorunu kendi kurmadığı, seyirciyi kendisinin tayin etmediği herhangi bir sahneye…

Ve siyasî kültürümüz, böyle bir hali önemli bir eksikliğe delil, vahim bir arızaya işaret, saymadı, burada tehlike belirtisi görmedi. Bu yüzden, tartışmadan kaçmanın güç gösterisi olarak takdimi mümkün oldu. Sık sık tekrarlanan “siz kim oluyorsunuz?” hitabı da, herhangi bir eşit düzlemde karşı karşıya gelmeyi, eşit söz hakkıyla tartışmayı baştan yok saymasıyla, muktedirin öngördüğü ilişkiyi tarif eden bir “öneri” sayılır.

“Değersizlik duygusuyla temas” tehlikesinin çağırdığı çaresizlik ve “yok olma korkusu”, narsisist siyaset zamanlarının zirvelerine, muktedirlerine özgü bir mesele değil. Narsisist lidere bağlanan kitlenin bireyi bakımından da benzer bir iç dinamik sözkonusu. Yazarımız burada Ernest S. Wolf’tan alıntı yapıyor: “Görkemli maskenin ardında duygusal olarak ihmal edilmiş, gerçek kimliğinin onaylanmasına ve aynalanmasına aç olan, çaresiz bir çocuk vardır.” “Aynalanma”yı, “bir kişinin belirli özellik veya davranışlarını kopyalayıp kendisine aynen yansıtmak” açıklıyor Wardetzki: “Biri bizi aynaladığında kendimizi görürüz ve bu tanıdık bir şey olduğu için rahatlarız.” Yazar gerçi bunun “terapi ve iletişim tekniği” olarak kullanıldığını hatırlatıyor, ama burada bizi ilgilendiren, hem liderin hem ona bağlanan kitle bireyinin birbirlerinde kendilerini görerek yaşadığı “rahatlama”; ve bunun zamanla vazgeçilmez hale gelmesi.

Bu, “çaresiz çocuk” için şart. Çünkü “mükemmel maske biçimindeki sahte kimliğe saldıran her şey bu çaresizliğe dokunur”. Rahatsızlık kaynakları her yerdedir: Eleştirinin tesirini sınırlı tutmak zordur, doğrudan doğruya yıkıcı etki yapar. Herhangi bir eksiğin, yanlışın belirtilmesinde iyi niyet aranması imkânsızdır. Ancak rahatlamayı hayatî ihtiyaç kılan manevî gedik, sırf eleştirinin yolunun kapanmasıyla doldurulamaz. Mazallah “hayranlığın yokluğu”, hattâ yetersiz dozda varoluşu bile ciddî meseledir, bahsettiğimiz türden insanların dengesini bozar: “İncinme ve reddedilmelerle baş etmek için gerekli esnekliğe de sahip değildirler. Bu durumlarda duygusal olarak dengeli bir tepki veremezler. Tepkileri ya depresif ya taşkın bir öfke, inat ve şiddet olur. Bu tepkiler, kişinin önemsenmeye ne kadar bağımlı ve kendiliğinin ne kadar zedelenmiş olduğunu gösterir.”

Ve dengesizlik kudretle birleştiğinde, şüphesiz çok tehlikeli bir bileşim ortaya çıkar. Böylece yeniden lidere dönüyoruz.
 
“Evet deyiciler”
 
Tepedeki narsisist liderin iç âlemiyle dışarıdaki tehlikeli evren arasında şüphesiz bir tampon, bir koruyucu çember olmalıdır. Çünkü bir an bir şekilde onaylanmama tehdidi altında hiçbir zaman kavuşulamayacak olan huzura merkezdeki narsisisti bir nebze olsun yaklaştırabilecek olan, huzurun taklidini yaratan bir benzerlik ortamıdır: “Narsisistler, gönüllerine göre olan dünyada, onlara benzeyen veya tam onlar gibi olan insanlarla çevrilidirler. Bu, onlara bir âşinalık duygusu verir. Meseleleri aynı şekilde gördükleri ve aynı görüşü temsil ettikleri için narsisistik insanlar kendilerini olumlu şekilde aynalanmış ve onaylanmış hissederler.” Arasıra ağızlarından dökülen akla sığmaz herzeler veya saçlarına başlarına sürdükleri parlatıcılar veya cepleri para görünce sırtlarına geçirdikleri pahalı rüküş giysiler dışında kayda değer özelliği bulunmayan bazı insanların nasıl olup da iktidarın odağına yakın mevkilere yükselebildiklerine şaşarız bazen. Ülkenin kaderine tesir edebilecek yerlerde dolaştıklarını düşününce, tedirgin olmamız doğaldır. Esas işlevlerinin bir tür ayna görevi görmek olduğunu düşünüp azıcık rahatlayabilir miyiz?

Ne yazık ki hayır: “Narsisist inanlar etraflarına kendilerine benzeyenleri topladıkları için hemen hemen sadece her durumda onları onaylayan ‘evet deyiciler’i toplamış olurlar. O zaman da hatalar düzeltilemez, çünkü kimse itiraz etmeye veya karşı taraf olmaya cesaret edemez. Reddedilme, rezil edilme, hattâ sepetlenme riski çok yüksektir. Bu olgu bazı firmaları batırmıştır ve Amerika’da da büyük bir tehlike olabilir. Trump kendini yanılmaz kahraman olarak stilize etmeye ve onu durduracak birisi olmazsa kibri içinde kendi sınırlarını yok saymaya ayartılmış olabilir.”

Bu yazı yazılırken dolar altı lirayı geçmişti. Amerika’dan bahsediyoruz ya! Devam edeceğiz.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.