Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / SARPHAN UZUNOĞLU / Sosyal ağlar, gelişme ve yoksulluk
15 Şubat 2019

Sosyal ağlar, gelişme ve yoksulluk

Aynı WiFi ağına bağlanmak insanları eşitlemiyor, üretim amaçlı bağlantı ile tüketim ya da “prosumption” için yapılan bağlantı arasında fark var


Geçtiğimiz haftalarda Internet Ekipler Amiri sıfatıyla da tanıdığımız Serdar Kuzuloğlu’nun yaptığı bir açıklama Twitter mikro evrenimizin zaman akışında az da olsa yer buldu. Kuzuloğlu şunları söylüyordu:
 
“Geleceğin en ayrıcalıklı ortamları internetten kopuk olacak. Orta sınıfın seçkinlerini teknolojiyle ne kadar haşır neşir oldukları belirleyecek. Tatildeyken Instagram fotoğraflarınız için kiralanan fotoğrafçılar türedi örneğin. Bunlar daha çok orta sınıfın meselesi olacak… Çoğunun olmayacak. Mahremiyetin ve örtülü yaşamın yeni bir formu gelecek. Sosyal medyayla meşgul olmak bir fakir eğlencesine dönüşecek.”
 
Kuzuloğlu’nun söylediklerini analiz etmeden önce Internet araştırmaları alanına ve özellikle de sınıf yahut yoksulluk temelinde Internet’i ele alan çalışmalara bakmakta fayda var. Zira Internet ile ekonomik gelişme arasında uzun zamandır iddialı şekilde bağlar kuruluyor. Bu bağlara dayanan varsayımlarla yatırımlar yapılıyor. Kuzuloğlu’nun ifadeleriyle bu araştırmalar arasında herhangi bir çelişme ya da örtüşme var demek güç. Ama söz konusu yoksulluk gibi evrensel bir konu olduğunda, türlü bağlar kurmak da fazlasıyla mümkün.
 
2000-2010 arası evrede Internet çalışmalarına bakıldığında Internet’i bir “yoksulluğu azaltma/engelleme fırsatı” olarak gören çalışmalara (Gana örneği üzerinden yazılmış bir makale burada) rastlamak mümkün oluyor. Bu çalışmalar farklı ticarî ve bilgi temelli fonksiyonları gereği Internet’in yoksullukla mücadele için yerel idareler ve yurttaşlarca kullanılabileceği gibi temel öngörülere dayanıyor. 2010 sonrası dönemde ise yoksulluk ve Internet arasındaki bağ daha eleştirel şekillerde ortaya konulmaya başlanıyor. Gelişimin toplumun yalınzca belirli kesimlerini etkilediği görülüyor. Örneğin IDRC (Uluslararası Gelişim Araştırmaları Merkezi) tarafından yayınlanan 2014 tarihli bir rapor, yoksullukla mücadelede Internet’in etkin bir araç olarak kullanılabileceğini; ama aynı zamanda Internet’in kullanım biçimlerinin sosyal sınıflar bağlamında bölünmeyi ve eşitsizlikleri yine de derinleştirebileceği savını ortaya koyuyor. Kuzuloğlu’nun çoğunlukla Internet’in saldırgan ve özel alanı kuşatan doğasına karşı burjuva yaşam alanının “bağlantısızlaşmasına” ve “özgür” kalmasına dayandırdığı tezi ile birebir örtüşmese de Internet’in sınıfsal anlamda yaratabileceği sıkıntılara ilişkin bu raporda ilginç bulgular var. Her şeyden önce rapor, geniş bant Internet’e geçişin de yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının da yoksulluğun ciddi sorun olduğu odak ülkelerde ekonomiye beklenene göre çok daha kısıtlı bir katkı yaptığını ortaya koyuyor. Dahası, başta cinsiyet olmak üzere çok sayıda faktörün gelir oranlarındaki artış söz konusu olduğunda oldukça etkili olduğu görülebiliyor. Yani Internet, refahla ilişkilendirilse de bu daha birçok faktörden de etkilenen bir mesele. Tabii ki rapor Ekvador, Şili gibi ülkelerden elde edilmiş verilere dayanıyor. Yani örneğin Afrika’da ya da Ortadoğu’da bu verilerin nasıl şekillenebileceği ile ilgili başka araştırmalar yapmakta fayda var. Ama sonuç beklendiği gibi. Yoksullukla mücadelede Internet’e sahip olduğundan daha geniş bir rol yüklemek diğer faktörler göz önüne alınmadığında sıkıntılı. Yani beklentilerle hakikat birbirlerinin üstünü örtmeyebiliyor.
 
Kuzuloğlu’nun ifadesine geri dönelim. Kuzuloğlu bilindik neoliberal Internet ve gelişim ekseninden başka bir şey söylüyor. Internet’in sosyal yaşamdaki belirleyiciliğini sınıflar ve sınıfların hayat tarzları özellikle de boş zamanı kullanım biçimleri üzerinden ele alıyor. Yani Internet’e alışıldık beyaz atlı prens rolünü vermek yerine, onu eleştirel bir çerçeveyle geçmişte televizyonun internet karşısında koyulduğu yere konumluyor.
 
Bir süredir yaşadığım Lübnan’da, sınıfsal ilişkileri gözlemlemek çok kolay. Burada “kefala” olarak bilinen sistemle, insanlar evlerinde aylık 100-200 dolar’lık bedelle Afrika ve Asya’daki farklı ülkelerden gelen insanları çalıştırıyorlar. Irka dayalı bir iş bölümü olmasının yanı sıra, ücretler Lübnan standartlarında oldukça düşük. Çalışma koşulları da 7/24 bir çalışma rejimi şeklinde ifade edilebilir. Ki bu zaten çoğunlukla uluslararası basının da konu ettiği bir mesele. Ama benim burada asıl takıldığım meselelerden biri, komşu evlerin pencerelerinden ve öğrencilerimin anlatılarından da öğrendiğim kadarıyla ev işiyle meşgul bu insanlar için “eğlence” kavramının çoğunlukla evin wireless ağına bağlı olma ya da kimi koşullarda dünya ortalamasına göre yavaş ama pahalı veri paketlerini kullanarak sosyal ağlara bağlanmaktan ibaret olması. Gerçekten burada expat olarak yaşadığınızda dışarı çıkmak ve bir şeyler yapmak Avrupa geneline göre daha az maliyetli olduğu için kolay olsa da, bu sistem altında ülkeye gelenler için bir alternatif de olmadığından sosyal ağ bir tür zorunlu çıkış işlevi görüyor. Buradaki yaşama dahil olamamak, geride bırakılan yaşamın izleriyle tatmin olmayı zorunlu hâle getiriyor.
 
Gelin Türkiye’ye dönelim. Kötü trafik nedeniyle radyo dinleyiciliği alışkanlıkları devam eden, gelecekte de muhtemelen zorunlu podcast dinleyicisi hâline gelecek orta ve üst sınıflar da Internet tarafından “kuşatılmış” bir hayatı yaşıyorlar. Sosyal değer ve statü transferleri Internet üzerinden yapılıyor. Reklam endüstrisinin dahi odağını kaydırdığı bu alan şu an Türkiye’nin “nefes alma” alanı. Peki gerçekten gelir düştükçe, sosyal ağlar ile kurulan bağ artıyor mu? Bunun için orta sınıftan ziyade alt sınıfların, özellikle de kentli olmayan nüfusun sosyal ağ kullanımını ele almak şart. Örneğin TicTok’un belirli bir sınıfsal karakteri yansıttığı sık sık dile getiriliyor. Aynı şekilde küçük yankı odalarıyla Facebook da daha az gelir elde eden grupların da kendilerini gösterdikleri bir platform. Buralara erişim politik motivasyon dışındaki motivasyonlarla, başta da eğlence motivasyonuyla her geçen gün artıyor.
 
Kuşak fark etmeksizin, sınıfsal farklılıklar sosyal ağ kullanımına yansıyor. Örneğin OECD tarafından yapılan ve 40 ülkeyi kapsayan bir araştırma da gelir düzeyi yüksek öğrencilerin Internet’i bilgiye erişmek ve haber için kullandığını, gelir düzeyi düşük olanlarınsa oyun ve eğlence için daha çok bu alanı tercih ettiğini gösteriyordu. İnternet erişim oranı/ortalaması ne olursa olsun bu tür bir sonuç gözleniyordu.
 
Neticeye ulaşmak için başlangıç noktamıza dönelim. Sosyal ağlar gelecekte yoksulların eğlencesi olacak saptaması fazlasıyla yerinde. En azından sosyal ağların eğlence odaklılığı ve artan bant genişliği ve benzeri faktörler gereği alt sınıfların Internet erişiminin artacak olması birçok açıdan yoksul sınıfların bu alanı keşfine devam edecekleri ve bu alanda gerçek dünyanın pahalılığına karşı bir alternatif alan oluşturacakları bağlamında haklı bir tespit. Tespiti haklı yapan nedenlerden bir değeri de işletmelerin yavaş yavaş internetsiz alanları yahut sohbet alanlarını öne çıkarmaya başlamaları. Bugünlerde telefonuna bakmayanlara ya da kitap okuyanlara ilk içecekte %50 indirim tipi promosyonlarla dünyanın farklı yerlerinde karşılaşmak olası.
 
Peki nedir sosyal ağda vakit öldürmeyeni “yoksulların kullanımından” ayıran? Tıpkı bahsi geçen OECD araştırmasındaki gibi, bilgiyi iktidarını sürdürme ya da iktidar elde etmek için kullanma motivasyonu. Yani aynı WiFi ağına bağlanmak insanları sınıfsal olarak eşitlemiyor, üretim amacı ve motivasyonuyla yapılan bağlantı ile tüketim ya da daha doğru tabirle prosumption (yani hem tüketip hem bedavaya üretmek) için yapılan bağlantı arasında fark var.
 
Internet bir yoksul eğlencesi olacak demekle, sosyal ağ yoksul eğlencesi olacak demek arasında çok ciddi vakit var. Aksi hâlde mevcut ekonomik modelin tamamıyla değişmesinden, geleneksel formların ölümüne ilişkin tartışmaların tamamının boşa çıkmasından da bahsetmemiz gerekirdi. Oysa Kuzuloğlu’nun bahsettiği mesele, gerçekten hem sunulacak yeni hizmet trendleri bağlamında çok şey söylüyor, hem de Internet’in daha fazla insana ulaşmasının eleştirellik ve yeni medya okur yazarlığı olmadan ne eşitsizlikle mücadele ne de gelişim bağlamında fayda yaratabileceğini ortaya koyuyor.
 
 
İlgili okuma önerileri
Galperin, H., Mariscal, J., & Barrantes, R. (2014). Internet and poverty: opening the black box.
 
Hartz, S. M., Quan, T., Ibiebele, A., Fisher, S. L., Olfson, E., Salyer, P., & Bierut, L. J. (2016). The significant impact of education, poverty, and race on Internet-based research participant engagement. Genetics in Medicine, 19(2), 240.
 
Madon, S. (2000). The Internet and socio-economic development: exploring the interaction. Information technology & people, 13(2), 85-101.
 
Slater, D., & Kwami, J. (2005). Embeddedness and escape: Internet and mobile use as poverty reduction strategies in Ghana. Information Society Research Group (ISRG) report.
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.