Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / MEHMET ALTAN / Türkiye’nin 51 Nobel’i olsaydı…
13 Şubat 2019

Türkiye’nin 51 Nobel’i olsaydı…

Geçen 28 Şubat’ta 51 Nobel’li insan bir çığlık attı. Siyaseten kör ve sağır olanlar duymazdan geldi. Ama dünya bunu duydu


Aslında 15 gün sonra tam bir yıl olmuş olacak…
 
Ama ben bir yılın dolmasını bekleyemedim…

Geçen sene 28 Şubat’ta 51 Nobel’li aydın bir açık mektup yayınladı. (https://t24.com.tr/k24/yazi/nobellilerden-cumhurbaskani-erdogana-mektup,1627)

O mektup yayınlandığında Silivri’deydim…

Halbuki…

Mektup yayınlandığı sırada 26 Ağır Ceza Mahkemesi’nin “ağırlaştırılmış müebbet” verdiği  dosyanın en son halini Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu çoktan incelemiş ve “gözaltına bile alınamayacağıma” karar vermişti. Beni gözaltına alanlar, tutuklayanlar, hapiste yatıranlar, mahkûm edenler Anayasa’yı üç kez ihlal etmişti. 

26. ve 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dört üyesi bu karara rağmen Anayasa’nın 153. Maddesini açıkça ihlal ederek beni içerde tutmaya devam etti.


Dört buçuk ay da Anayasa’ya aykırı biçimde hapiste kaldım…

Neyse, şimdi konumuz o değil. 


***

Çok çeşitli dallarda Nobel almış altın beyinli insanların mektubunu yok sayma ve üzerini örtme çabasını bir yıl sonra kekremsi bir tat ile anımsıyorum…
Mektubu imzalayanlar arasında başta 2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Kazuo Ishiguro olmak üzere sekiz Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, 11 Nobel Fizik Ödülü sahibi, 14 Nobel Kimya Ödülü sahibi, 13 Nobel Tıp Ödülü sahibi ve beş Nobel Ekonomi Ödülü sahibi bulunuyordu.

Ishiguro’nun yanı sıra, Tek Bacaklı Yolcu ve Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım gibi romanlarıyla tanınan Romanya doğumlu Alman yazar Herta Müller, Michael Haneke tarafından beyazperdeye aktarılarak Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü alan Piyanist romanının yazarı Avusturyalı Elfriede Jelinek, İkinci El ZamanKadın Yok Savaşın Yüzünde ve Çinko Çocuklar kitaplarıyla Türkçede de okurla buluşan Belaruslu gazeteci yazar Svetlana Aleksiyeviç, Latin Amerika’nın yetiştirdiği en büyük romancı ve denemeciler arasında gösterilen Perulu Mario Vargas Llosa ve iki kere Man Booker Ödülü’ne de değer görülen Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee de mektuba imza attı.

Ayrıca, Amerikalı saygın ekonomist Joseph Stiglitz, dünyanın yaşayan en önemli kimyagerlerinden biri olarak görülen Elias J. Corey, fotosentezle ilgili önemli keşiflerde bulunan kimyager Robert Huber ve Harmurt Michel, genetik alanında çığır açıcı çalışmalara imza atan biyolog Andrew Fire ve bilinen en ince, hafif ve sağlam malzeme olan grafenin mucidi fizikçi Andre Geim de mektubun imzacılarındandı.

Türkiye’deki bir avuç insan dışındakiler bu gelişmeyi görmezden geldi.

Çok hazin bulmuştum bu biçâre körlüğü. O nedenle birinci yılında basın tarihi çerçevesinde bu konuya geri döndüm.


***

Türkiye’nin 51 Nobel’i olsaydı…


Ama yoktu.


Neden yoktu, çünkü evrensellikten uzaklaşmanın marifet sayıldığı ve bu akıl dışı garipliklerin ödüllendirildiği bir toplum yaratıcılıkların önünü açamıyordu.

Şark kurnazlığıyla kendi çıkarına uymayan çok önemli gelişmeleri bile yok saymakla kalmayıp dünyadan kopuk bir mezra fukaralığına kendini mahkûm ediyordu.

Onca zamandır yazmaya çalıştığım basın tarihi de bunu köküne kadar ispatlıyordu… 

Mesela istisnasız tüm dünya basınının büyük bir ilgi gösterdiği bu tarihsel olayı, beyinsel garibanlık örneği sergileyen biri Nobelli insanları “Nobel’cikler” diye aşağılamaya kalkışıyordu.

Böyle bir ülkenin iki Nobel’i olması bile büyük başarı diye düşünmüştüm.. 

Silivri’den bakıldığında çok hazin görünen böylesi acıklı tabloları şimdi daha fazla hatırlıyorum…

51 Nobel’linin bir araya gelip bir açık mektup yazmalarının değerinin bilincini kendi kişisel tarihim açısından not düşmek istediğim için, yaşamda pek az nasip olacak bir kıvancı birinci yılında anımsamak ve anımsatmak istedim…


***


Nobel’li 51 dünya vatandaşının mektubunun bir bölümü şöyleydi:

“İfade özgürlüğü alanında dünyanın önde gelen otoritelerine göre, ülkenizde, yazarlar ve düşünürler sadece evrensel bir hak olan ifade özgürlüğü hakkını kullandıkları için, haksız bir şekilde tutuklanıyor ve mahkûm ediliyorlar.

Bu durumun Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarına ve vatandaşlarının onur ve refahına verdiği zarara dikkatinizi çekmek isteriz.

Dönemin Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muižnieks tarafından kaleme alınan Türkiye’de İfade Özgürlüğü Memorandumu (2017) şu konuda uyarıda bulunmuştu:

‘Yargı kurumunun, gazeteciler, milletvekilleri, akademisyenler ve sıradan vatandaşların da dâhil olduğu toplumun geniş bir kesimine yönelik gitgide artan tacizleri ve hükümetin çoğulculuğu yok eden ve otosansürü çoğaltan eylemleri sebebiyle, Türkiye’deki demokratik tartışma zemini endişe verici bir biçimde daralmıştır. Her ne kadar bu kötüye gidiş, oldukça zor bir bağlamın sonucu olarak ortaya çıkmış olsa da, ne darbe girişimi, ne de Türkiye’nin karşı karşıya olduğu diğer terör tehditleri basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü bu denli yok sayan tedbirlere gerekçe oluşturabilir. Yetkililer, ceza mevzuatını ve uygulamasını gözden geçirmek, yargı bağımsızlığını yeniden tesis etmek ve ifade özgürlüğünü koruma yönünde yeniden kararlı bir tavır göstermek suretiyle acilen bu gidişatı değiştirmelidir.’

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin endişesinin en açık örneği, gazeteci-yazar Ahmet Altan, ekonomi profesörü ve deneme yazarı kardeşi Mehmet Altan ile önde gelen bir gazeteci olan Nazlı Ilıcak’ın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan gözaltı dalgasının bir parçası olarak tutuklanmalarıdır.

Bu yazarlar cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ile suçlandılar. Savcılar ilk önce onları bir televizyon tartışma programında darbe destekçilerine ‘sübliminal mesajlar’ vermekle suçlamak istediler. Ancak bunun kamuoyunda alay konusu olması üzerine suçlamayı ‘darbeyi çağrıştıran söylemlerde bulunmak’ ile değiştirdiler. Hattâ, Türkiye’nin resmî Anadolu Ajansı davayı ‘Darbe Çağrışımı Davası’ diye adlandırdı.

… Bu yazarların tümü meslekî kariyerleri boyunca her türlü darbe ve militarizme karşı tutum almışlardır, ancak buna rağmen silahlı bir terör örgütüne ve darbe girişimine yardım etmekle suçlanmışlardır.

Avrupa İnsan Hakları Komiseri, Altan kardeşlerin tutuklanmasını ve yargılanmasını daha geniş bir çerçevede, Türkiye’de hükümete yönelik muhalif tavır alan ya da eleştiride bulunanlara karşı uygulanan baskının bir parçası olarak görmüştür.

Bunun gibi tutuklamaların ve yargılamaların insan haklarını ihlal ettiği ve hukuk devletini zayıflattığı görüşünü dile getirmiştir.

Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye de bu görüşe katılıp, davaları ‘göstermelik yargılamalar’ olarak nitelemiştir.    

Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi de bu eleştiriye bizzat katılmıştır. Geçtiğimiz 11 Ocak’ta verdiği kararda, tutukluluk nedeniyle Mehmet Altan ve bir diğer gazeteci, Şahin Alpay’ın haklarının ihlal edildiğine ve tahliye edilmeleri gerektiğine hükmetmiştir. Ancak, birinci derece mahkemeler, üst mahkeme hüviyetindeki Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamayı reddetmiş, bunun sonucunda da yargı, açıkça anayasayı ihlal etme suçunu işlemiştir. Bu gayrimeşru karar hükümet sözcüsü tarafından da desteklenmiştir.”


***

Yargı bağımsızlığı…

İfade özgürlüğü…

Keşke Türkiye bu ilkelerin yanında olabilse…

Ve dünyadaki Nobel’liler Türkiye’yi alkışlasa…

İnsanlar mağdur edilip yaşamları karartılmak istendiği için çağın en değerlileri çığlık atmak mecburiyetinde kalmasa…

***

Geçen 28 Şubat’ta 51 Nobel’li insan bir çığlık attı.

Siyaseten kör ve sağır olanlar duymazdan geldi…

Ama dünya bunu olması gereken şekilde duydu..

Ben Silivri’de Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun kararına rağmen zorla içerde tutuluyor ve 51 Nobel’linin bildirisi karşısındaki hazin gariplikleri üzülerek izliyordum.

Bu olayın etrafındaki tavırlar ve tutumlar da basın tarihinin bir parçası oldu.

Zaman geçtikçe hak ettiği şekilde değerlendirilecek olanlar.

Buna çok eminim.

Tarihin ve zamanın tartısı hiç şaşmaz çünkü….


 


 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.