Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / MEHMET ALTAN / Kaşıkçı ilk basın şehidi Hasan Fehmi’nin üvey kardeşi mi?
31 Ekim 2018

Kaşıkçı ilk basın şehidi Hasan Fehmi’nin üvey kardeşi mi?

Büyük bir cenaze töreninin ardından II. Mahmut Türbesi’ne defnedilmiş olsa da Hasan Fehmi’nin cesedi hâlen Galata Köprüsü üzerinde yatıyor


Çetenin devletten farkı elindeki silahlı gücü hukuksal denetime tabi olmadan uygulamasıdır. Halbuki  şiddet tekelini elinde bulunduran devlet, hukukun adaleti, vicdanı, sarsılmaz mantığıyla sınırlıdır. Bu nedenle devlet hukukla bağını koparırsa, şiddeti keyfî şekilde kullanmaya başlarsa anında çeteleşir.

Artık Cemal Kaşıkçı’nın kendi devleti tarafından Türkiye topraklarında barbar  bir küstahlıkla planlı programlı alenen katledilmesini de yaşadıktan sonra, hukuku yok sayan bir devletin sadece çeteleşmeyeceğini aynı zamanda katilleşeceğini de söylemek mümkün hâle geliyor.
Hukuk yoksa devlet sadece çeteleşmiyor bir adım daha attığında düpedüz katilleşiyor.

***
 
Başka ülkelerde var mı bilmiyorum, şöyle üstünkörü bir baktım ama bulamadım…

Ama Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” var… Her yıl 6 Nisan tarihi “öldürülen gazetecileri”  andığımız bir gün…

Sağlıklı bir ülkede “Öldürülen Gazeteciler Günü” olabilir mi ?

Yazarken de , okurken de ürperten bir tomografi gibi…

İnsan bağıra bağıra defalarca söylemek istiyor, bu ülkede böyle bir gün var.

***
 
6 Nisan…

Çünkü 6 Nisan 1909’da İttihat ve Terakki hükümeti gazeteci Hasan Fehmi’yi öldürttü.

İttihatçılar, muhalif  Hasan Fehmi’yi susturmak için önce kendisine gözdağı vermeye kalktılar, fayda etmedi.

Bir akşam Hasan Fehmi üç arkadaşıyla birlikte Galata Köprüsünden Beyoğlu’na geçerken kendisini vurdurttular.

Hasan Fehmi İttihatçıların öldürttüğü ilk muhalif gazeteciydi ama sonuncusu olmadı.

Hükümet öldürttüğü için katili hiç bulunamadı.

8 Nisan günü, İttihatçı muhaliflerin bir gövde gösterisine dönüşen elli bin kişilik büyük bir cenaze töreninin ardından II. Mahmut Türbesi’ne defnedilmiş olsa da Hasan Fehmi’nin cesedi hâlen Galata Köprüsü üzerinde yatıyor.

Katili açıklanıncaya kadar da en azından benim için hep orada yatacak.

***

Hasan  Fehmi  1874 yılında dünyaya geldi, ailesi Yunanistan'dan göç etmişti

Mekteb-i Sultanî’deki ve Mülkiye Mektebi’ndeki öğreniminin ardından Paris’e gitti.

Jöntürklerden etkilendi. Paris’te Prens Sabahattin ve çevresi ile tanıştı. Ardından Mısır’a gitti.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Serbestî gazetesinde yazılar yazmaya başladı. İttihatçılara ihtiyatla bakıyordu. Yolsuzlukların üzerine giden dönemin radikal yazarlarından birisiydi.

Hıfzı Topuz, Hasan Fehmi’nin katledildiği ortamı şöyle anlatır:

"Daha her şey o kadar yeniydi ki. İkinci Meşrutiyet ilan edileli henüz sekiz ay olmuştu. Abdülhamit tahttan indirilmemiş ama yönetim İttihatçıların eline geçmişti. Zat-ı şahanelerinin hiçbir yetkisi kalmamıştı. Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşanın başkanlığında kurulan kabineyi gerçekte Enver, Talat ve Cemal paşalar yönetiyordu. Basın sözde özgürlüğe kavuşmuş, sansür kaldırılmıştı ama İttihatçılara ters düşecek tarzda yazı yazanlar, karşı koyanlar, vatan haini saylıyordu."

Hasan Fehmi nin öldürülmesini İttihat ve Terakki yönetimine mâl eden muhalefet, olaya büyük tepki gösterdi. Cenazede Hukuk Fakültesi öğrencileri Mülkiye öğrencileri ile birleşerek Bâb-ı Âli’nin kapısında Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’dan katillerin bulunmasını istediler.

Başlangıçta küçük olan topluluk, Sultanahmet'te bulunan Meclis-i Mebûsan binası önüne gelinceye kadar 50 bine ulaştı. 31 Mart Ayaklanması, cenazedeki bu gövde gösterisinden beş gün sonra, henüz Hasan Fehmi’nin katledilmesinin etkisi geçmeden ortaya çıktı.

Bu nedenle Hasan Fehmi’nin öldürülmesi, 31 Mart Ayaklanmasının yakın nedeni olarak görülür.

***

Hasan Fehmi’yi ne kadar  anıyoruz, ne kadar anımsıyoruz, bu kara lekeyi hafifletecek sembolik düzeyde bile olsa minik bir çabayı ne kadar harcıyoruz ?

Belki de bunlar yapılmadığı için  öldürülen gazetecilerin sayısı hep arttı.

Dilerim ki 2018 yılının sonlarına doğru Suudi Arabistan devletinin gözü dönmüş vahşetinin bu topraklar üzerindeki çıldırmasına şahit olurken Hasan Fehmi’yi yok saymak ancak rahatsız edici bir hafıza kaybı ile mümkün sayılsın.

***

1909’ dan  2018 yılına…

Hasan  Fehmi’den topraklarımızdaki bir başkonsoloslukta yok edilen Suudi Cemal Kaşıkçı’ya…

Cemal Kaşıkçı Washington Post gazetesindeki son yazısında ne diyordu:

“Geçenlerde internette Özgürlük Evi’nin (Freedom House) yayımladığı ‘Dünyada Özgürlüğün Durumu-2018’ raporuna bakarken vahim bir gerçekle karşı karşıya geldim. Arap dünyasında ‘özgür’ olarak nitelendirilen tek bir ülke var. Bu ülke Tunus. Ürdün, Fas ve Kuveyt, ‘kısmen özgür’ ülkeler olarak ikinci sırada geliyorlar. Arap dünyasında kalan diğer ülkelerin tümü ‘özgür olmayan’ kategorisinde sınıflandırılıyor.

Bunun sonucu, bu ülkelerde yaşayan Araplar ya bilgisiz bırakılmış ya da yanlış bilgilendirilmiş durumdalar. Günlük hayatlarını ve bölgeyi etkileyen konuları yeterli bir şekilde ele alıp tartışabilme imkânından yoksunlar. Bu konuları hele kamuoyu önünde tartışabilme imkânları daha da sınırlı. Toplumun zihnine ve ruh hâline devletin yönlendirdiği bir anlatı hükmediyor. Çoğu inanmasa da, toplumun büyük çoğunluğu bu yanlış anlatıya teslim olmakta. Üzücü olan, bu durumun pek değişecek gibi görünmemesidir.

Oysa Arap dünyası 2011 baharında umutla kaplıydı. Gazeteciler, akademisyenler ve halk kesimleri, kendi ülkelerinde parlak ve özgür bir Arap toplumunun beklentisiyle doluydu. Hükümetlerinin baskısından, enformasyon üzerindeki sürekli sansür ve müdahalelerden kurtulmayı bekliyorlardı. Bu beklentileri kısa sürede paramparça edildi; bu toplumlar ya eski statükoya döndüler ya da geçmişten daha da sert koşulları karşılarında buldular.”

***

Son yazısı üzerinden hareketle  “Cemal Kaşıkçı ilk basın şehidi Hasan Fehmi’nin üvey kardeşi mi” sorusu gündeme geliyor?

1908’de sen kendi gazetecini öldürünce...

2018’de de başka katiller kendi gazetecilerini gelip, senin topraklarında öldürüyorlar...
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.