Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / SARPHAN UZUNOĞLU / Türkiye’de podcast yapmak: Bir deneyimin başında
25 Eylül 2018

Türkiye’de podcast yapmak: Bir deneyimin başında

Podcast bir dönem radyoyu tv’den daha rahat bir ifade alanı olarak hayatına almış, şimdi 30’larının başındaki kuşak için çok imkân sunuyor


 Medyapod isimli bir ağ kurduk ve bir süredir Türkiye açısından yeni olmasa da bir kısmımıza oldukça yabancı olan bir içerik türü üzerinde çalışıyoruz: Podcast.

Dünyadaki popülerliğinin de cazibesine kapılıp alana girdiğimizden bu yana, bu konuda Türkiye’de belirgin bir kültür olmadığının farkına vardık diyebilirim.

Öncelikle “nedir bu podcast ya da podcast yayıncılığı” diyenler için formatı ülkemizde engelli olan Wikipedia’nın yardımıyla tanımlayalım: Podcast yayıncılığı, çoğunlukla dizi hâlindeki dijital medya ürünlerinin internet üzerinden bilgisayar ve taşınabilir cihazlara indirilebilecek şekilde yayınlanmasıdır. Bu şekilde indirilmiş dosyalara ise podcast denmektedir.

Basit anlamıyla bir podcast aslında bir ya da daha çok kişinin ses ya da görüntü kaydının farklı kullanıcılara aktarımından ibaret. Popülerleşmesi ise yeni medya teknolojilerinin getirdiği bir tür “sesi çok daha geniş kitlelere yayma imkanına” dayanıyor.

Tabii ki işi bilenler, ne yani ders gibi “podcast 101” mi okuyacağız diyebilir; ancak sanıyorum ki meselenin bugüne dek Türkiye’de yeterince ilgi görmediği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda basit bir giriş bilgisi de fena olmaz. Ancak şanslıyız ki Türkiye’de bu işe yıllardır merak sarmış olan isimler var ve güzel bir literatür de arayanın bulması için orada bekliyor. Özellikle Timur Demir’in blog’undaki “Podcast nedir ve nasıl çalışır?” başlıklı yazı muazzam bir kaynak. Demir yazısında, wordpress odaklı olsa da temel olarak bir podcast yayınının nasıl yapılabileceği üzerine oldukça işlevli bir rehber sunuyor.
 
101 kısmını Demir’e teslim ettiğimize göre podcast kültürüne ve bizim deneyimimize dönebilirim. Podcast yayınları günümüzde Apple Podcasts, Google Podcasts, Spotify, Spreaker ve Soundcloud gibi sayısız platform üzerinden dinleyiciyle buluşuyor. Bu da size Hande Yener dinlemek için Spotify’a gelmiş “herhangi bir vatandaşla” karşılaşma imkânı veriyor. Bu açıdan Youtube’un “kara delikleri” nasıl ki haber için bir şanssa, Youtube’daki kadar alenî olmasa da podcast’çiler için de geniş kitlelere erişim imkânı var.

Peki podcast’lerin içinde ne var? İnsanlar bu podcast’lerde ne konuşuyor? Bazen 18 yaşına yeni girmiş ve reşitliğinin günlüğünü tutan gençlerin, bazen baskıcı rejimlerden anonim içerik sağlayan aktivistlerin, çoğu zaman da Wall Street Journal, New York Times gibi büyük haber odalarınca üretilen podcastlerin karşınıza çıkması mümkün. Büyük yayıncıların işlerini merak ediyorsanız, Wall Street Journal’ın The Future of Everything podcast’iyle teknoloji alanındaki gelişmelere odaklanabilirsiniz. Veya NYT’in muhteşem The Caliphate podcast serisinde IŞİD’e katılmış ve ardından Kanada’ya geri dönmüş bir adamın peşine düşen iki gazetecinin günlüklerini dinleyebilirsiniz. The Guardian da uzun makalelerini seslendiriyor ve özellikle sabahları işe gitmeden sağlam bir şeyler dinleme ihtiyacınız varsa bunu hızla gideriyor.


Tabii ki podcast yalnızca siyaset, hobi ve eğlence temalı içeriklerden de ibaret değil. Türkiyeli birçok dinleyici podcast’lere özellikle İngilizce öğrenme ve daha iyi konuşma aracı olarak bakıyor, en azından dinlenme oranları bize bunu söylüyor. Gerçekten de Norveççe derslerinden felsefe derslerine eğitim temalı çok sayıda podcast var ve ciddi talep görüyorlar.

Aslında podcast, geçmişinde düzenli olarak radyo dinlemek olan, bir dönem radyoyu televizyondan çok daha rahat bir ifade alanı olması gereği hayatına almış şimdi 30’larının başında olan kuşak ve önceki kuşaklar için çok fazla imkân sunan bir tür.  Hattâ, geleneksel yayıncılığın sıkıcı, limit ve kurallara dayalı, fazlasıyla özsansüre açık mantığına karşı oldukça işlevli bir alan. Zaten dünyada da en popüler podcast’ler argo kullanarak hattâ okkalı küfürler edilerek politika yahut cinsellik gibi çekici konuların konuşulduğu şovlar.
 
Burada podcast’in sosyal ve politik anlamda önemli bir rahatlama alanı olduğu gerçeği devreye giriyor. Çoğunlukla görüntünüzü değil sesinizi verdiğiniz bu alanda “televizyonun kurallarına uymak” zorunda değilsiniz. Bahsettiğim Türkiye televizyonlarının kuralları değil, evrensel bağlamdaki birçok kod da devreden çıkıyor. Bambaşka bir alana giriyorsunuz. Dünyadaki podcast’lere baktığınızda birçoğunun yanında Spotify gibi ağlarda “explicit” ifadesini görüyorsunuz. Yani bir kısım dinleyicilerin duyarlılıklarını “zedeleyebilir.” Bu ifadeyi çoğunlukla siz kendi podcast’inize ekliyorsunuz. Bir podcast sansür kurulu yok. Podcast dinleyicileri toplumsal normlar için orada değiller. Ahlâki bir arayışta da değiller çoğu zaman. Bu kadar gayrimerkezi bir teknolojiyi sansürlemek çok güç. Devletler ana RSS kaynağına ulaşana dek, siz yeni bir kaynaktan sesinizi dünyaya duyurabiliyorsunuz.
 
Peki bizim tecrübemiz nasıl şekillendi ve en önemlisi bu işin ekonomisi ne durumda? Kendi örneğimiz özelinde üç çeşit gelir modelinden bahsedebiliriz. İlk tür, kitlesel fonlama. Patreon ve indiegogo aracılığıyla açtığımız/açacağımız kampanyalarla bir dinleyici fonu oluşturacağız. İkincisi program sponsorlukları. Programların başına, ortasına ve sonuna reklam almak mümkün. Üçüncüsü ise Youtube temelli gelirler. Türkiye’deki nice yayıncıya ev olmuş olan Youtube, aslında bizim açımızdan da bir ev olma potansiyeline sahip. Tabii ki video’nun büyüsüne kapılmış kullanıcıyı “dinleme” odaklı bir faaliyete çekip oradan gelir elde etmek güç.
 
Ne yapıyoruz, neyi doğru yapıyoruz, neyi yanlış yapıyoruz diye baktığımda; henüz kafamızdaki sınırları tamamen kıramadığımızı görüyorum. Bu sosyal/kültürel bir problem aslen. Örneğin, çok iyi bir spor programımız var; ama “seviyeyi gereğinden yüksek tutuyoruz.” Oysa podcast dinleyicisi, yan sandalyede oturacak iki kişiyi arıyor. Tıpkı Youtube’da olduğu gibi. Sıradan ve rahat olmak istedikleri. Ama bu günümüz gazeteciliğinin anlatım tarzı krizinin bir parçası. Ciddi bir şekilde olup biteni en cazibeli ses tonumuzla tartışmayı çok seviyoruz. Oysa İngiliz gazetecilerin ziyadesiyle politik podcastlerine baktığınızda ironinin ve oldukça sert mizahi eleştirilerin kol gezdiğini görüyorsunuz. Sınırlar elbette, ülkenin sınırlarıyla da ilgili. Alenî isimleriyle program yaptığı için, programcılarımız doğal olarak muhalefeti bile belirli bir sınırla yapıyor. “Oh şöyle dinledim rahatladım” denilebilecek bir ortam yok.
 
Ünsal Ünlü’nün sonradan podcast de olan yayınlarını düşününce, görece agresif bir tonun alıcısı çok. Podcast’te politika dinleyen insanlar muhtemelen sağlam argümanlardan ziyade cesur cümlelere ihtiyaç duyuyorlar. Bu da doğal. Bir başka özeleştiri de sanıyorum ki bu işleri çok politika odaklı düşünmemiz. Bizden önce bu işe girişmiş isimlerin programlarına bakınca, ilişkiler üzerine konuşanlar ve girişimciler ön planda. Ama dünyada podcast çoğunlukla bu tarz şeyler üzerine yürüyor. Muhtemelen bize gereken hem bu popüler kategorilerde içerik üretmek hem de politika tartışmasını nasıl yapacağımızı tekrar düşünmek.
 
Ek olarak, radyo kültürü ile podcast arasında bir farklılık olduğunu da söylemek gerekiyor. Burada, yaptığınız işin “her dem taze” diye türkçeleştirilebilecek “ever green” içerikler olması büyük avantaj. Örneğin The Caliphate’i yayınlandıktan uzun süre sonra dinledim; ancak bu podcast uzun yıllar sonra gazetecilik okullarında “nasıl yapmalı” dersi olarak dinletilecek kapasitede. Yahut bizim podcast’e çevirdiğimiz Akademisyen Ertuğrul Uzun’un Hukuk Başlangıcı Dersleri bana kalırsa adının hakkını tamamen veriyor ve ziyadesiyle evrensel bir bilgi sunuyor. Türkiye hukukunun inişli çıkışlı hâllerine bağlı kalmıyor.
 
Bilgi ve haber ile ilişkilerimizi somutlaştırırsak, insanların ne istediklerine kulak verirsek Podcast üzerinden Türkiye’nin akademik krizinden ifade özgürlüğü krizine birçok alanda yeni sesler yaratabiliriz gibime geliyor. Bu kadar “çok kaynaklı” bir platformda üretim yapmaya bu kadar geç geçmemiz ise pek şarşırtıcı değil. Özellikle de alanın ekonomisine dair problemler düşünüldüğünde. Ama podcast’lerde “adblocker” sorunu yok; o nedenle de aslında hedef kitlesini iyi tanıyan reklamveren için podcast oldukça iyi bir mecra.
 
Netice olarak, podcast heyecan verici bir tür. Ama onun içerisinden ne çıkarabileceğimiz, kendimizi ne kadar açmak ve “öğrenilmiş kalıplarımızı” ne kadar esnetmek istediğimize bağlı.


 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.