Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ÜMİT KIVANÇ / İdlib savaşı başlıyor
31 Ağustos 2018

İdlib savaşı başlıyor

İdlib savaşını izlemek isteyecekler ve – genellikle ayrıntılarla uğraşmaya gönüllü olmayan – meslektaşlar için bir harita hazırladım


Eli kulağında. Diplomatik perde arkası temasları hızla -ve bizden gizli-saklı olarak- sürüyor, beri yanda Suriye ordusu 7 Eylül’deki kritik zirveyi (Tebriz’de Putin-Ruhani-Erdoğan buluşması) beklerken, hazırlık ve ısınma eylemlerini yoğunlaştırıyor. Aynı şekilde, karşısındaki silahlı muhalefet güçleri de. Suriye ordusu arasıra şu an için münasip gördüğü yerleri bombalıyor, havadan “teslim olun” bildirileri atıyor. Sonuna kadar savaşmaktan yana cihatçı silahlı gruplar bir yandan yığınak ve askerî hazırlık yaparken bir yandan da Rusya ve Suriye ordusuyla anlaşmaya eğilimli görünenleri bastırmaya, sindirmeye çabalıyor. Uzlaşma anlaşmasını savunan beş yüz kadar muhalif siyasî figürün Heyet Tahrir el-Şam’cılar (HTŞ) tarafından hapsedildiği bildiriliyor. Siper kazılan yerde “savaşmayalım, uzlaşalım”cılar varlıklarını nasıl sürdürür, merak konusu!
 
HTŞ ilk mevzu
 
HTŞ, artık sıradan okur da biliyor ki, eski El-Kaide uzantısı El-Nusra (Nusret) Cephesi’nin, türlü ittifaklara ve şekilden şekile girip çıktıktan sonra, çekirdeği sûretine büründüğü şemsiye örgüte verdiği isim. El-Kaide merkezi ile bağlantısını sahiden kopardığına artık herkes inanıyor, ancak hem de bu onların “terör örgütleri” listesinden çıkarılmasına yetmedi hem de elbette “kafa aynı” durumu var. Tek kritik fark, şimdiki “Nusra”nın ülke dışında cihat maceralarından çok Şam’da iktidara yönelmiş oluşu.

Bu yüzden, “otantik” El-Kaide kafasındaki radikaller ayrıldı, Huras el-Din adını verdikleri çatı örgütünde birleştiler. Şimdilik. Savaş yoğunlaştığında kimler nerelere savrulur, görülecek.

HTŞ, İdlib savaşı veya meselesi dendiğinde akla ilk gelen unsur. Çünkü birkaç yönden işi karıştırıyor. Ezcümle Suriye silahlı muhalefetinin hâmisi rolüne soyunan ve İdlib’te Çatışmasızlık Gözlem Noktaları kurarken HTŞ ile seviyeli bir beraberlik içerisinde olan Ankara, meselâ, HTŞ’nin, yani uluslararası düzlemde “terör örgütü” kabul edilen El-Kaide uzantısının meşru bir muhalefet platformu içerisinde bulunmasını kimseye kabul ettiremez. Ayrıca zaten kendi de bunu ne kadar ister, şüpheli, zira HTŞ, TSK’nın İdlib’e girmesini ve yerleşmesini elemanlarına kabul ettirebilmek için bin türlü takla atmak zorunda kalmış bir örgüt. Ankara’daki yönetimi tağut, kâfir vs. sayanı bol; bunlar Türkiye’den gelecek potansiyel destek için seslerini kısmış olsalar dahi, kısa vadede bile zaptedilmeleri imkânsız. HTŞ Ankara için saatli bombanın çok ötesinde tehlikeler arz ediyor.

HTŞ aynı zamanda, İdlib’in bütününü ele geçirmeyi hedefleyen harekâtta Şam’ı frenlesin diye ABD’nin Rusya’ya yaptığı baskıyı da kısıtlıyor. Moskova, girişeceği her türlü bombardımanda HTŞ’nin varlığını öne sürecek, “teröristleri temizliyoruz” diyecek.

Bu iddia elbette bahaneden ibaret kalmayacak, çünkü İdlib’in yarısından fazlasında HTŞ’nin açık, yalnız askerî değil idarî, gündelik egemenliği, denetimi var. Askerî gücü de öyle birkaç günde sindirilecek veya sahadan sürülebilecek boyutta değil.
 
Ne kadar savaşçı?
 
HTŞ’nin muharip gücü hakkında şimdiye kadar çok çeşitli sayılar telaffuz edildi, hepsini birarada değerlendirince sanırım güvenilir sayı olarak “yaklaşık yirmi bin” savaşçıdan sözedebiliriz. Mahallede caka satmak için eline silah almış yeni yetmeler, örgüt kılıfı altında yolunu bulmaya çalışan yerel çeteler ya da aşiretlerin örgütlerle arayı iyi tutmak için silahlandırdığı acemi gençler değil, burada hesaba katılanlar. Tecrübeli savaşçılar.

Şu etkeni de eklemek lazım: Suriye’nin birçok yerinde, ordu ile uzlaşmayı kabul etmeyen, hafif silahlarıyla İdlib’e gönderilmeyi kabul eden “sonuna kadar savaş”çı militanların hemen hepsi de İdlib’te. Sayıları için “birkaç bin” (beş binden az) demek en doğrusu. Doğrudan HTŞ’ci olmayan kısmı da bu vilayette bolca kan dökülmesine yolaçmaya yetecektir.

Bunlardan başka, dönecek hiçbir yeri olmayan, çünkü geldikleri ülkelerin, sınıra yaklaşır yaklaşmaz kendilerini ortadan kaldırmaya niyetli asker ve polislerince dört gözle beklenen, buraya zaten İslâmî düzende yaşamaya, savaşmaya ve icabında ölmeye gelmiş yabancı militanlar var. Rusya, Kafkaslar ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden gelen üç-dört bin kadar cihatçının bir daha asla oralara dönememesi için her şeyi yapmaya kararlı. Çin, beş-on bin arasında Uygur Türkü’nü Suriye topraklarına gömmek maksadıyla, Şam’a sürekli İdlib harekâtı için askerî destek öneriyor. Silah, mühimmat falan değil, bizzat askerlerinin katılmasını teklif ediyor. Dolayısıyla İdlib harekâtı, Şam için toprağına yeniden hakim olma hedefiyle belirlenirken, bu işte Şam’a her düzeyde yardımcı olmaya hazır başka güçlerce düpedüz bir imha operasyonu kimliği taşıyor.
Sık sık telaffuz edilen “yetmiş bin savaşçı” sayısına kimin nasıl ulaştığını bilemiyorum. Sayıları temkinli aktarmaya çabalıyorum. Sözkonusu “yetmiş bin”in bir kısmı sanırım Ankara’nın çizeceği yola girmeyi kabul edecek tayfadan.
 
Harita hakkında izahat
 
İdlib meselesinin siyasî, askerî, diplomatik, polisiye fasılları ve oradaki koşullara dair, bendeniz de dahil birkaç gazeteci, yaklaşık iki yıldır bilgi aktarıyor, yazıyor çiziyoruz. Blogumdan (riyatabirleri.blogspot.com.tr) veya P24 (ve Duvar gazetesi) arşivinden benim yazdıklarıma ulaşabilirsiniz. Son haftalarda Fehim Taştekin’in yaptığı derleme-toparlamalar da savaş öncesinde zihin açıcı olacaktır.

İdlib savaşını izlemek isteyecekler ve -genellikle ayrıntılarla uğraşmaya pek gönüllü olmayan- meslektaşlar için, her durumda el atılabilmesini gözeterek yeni bir harita hazırladım. Elinizin altında bulunsun.

Bir-iki izahatla haritanın sağlayacağı faydayı pekiştirmeye çalışayım.

Açık gülkurusu bölge, Suriye ordusunun elindeki Suriye! Yeşil bölge de “İdlib” dendiğinde kastedilen, aslında Halep, Hama ve Lazkiye vilayetlerinden de parçaları kapsayan silahlı muhalefet bölgesi. Vilayet sınırlarını haritada belirttim.

Kırmızı oklar, Suriye ordusunun harekâtının muhtemel ilk aşamasını işaret ediyor. Okların koyuluğu-açıklığı harekâtta oralara verileceği söylenen önceliğe göre belirleniyor. Koyu olanlar daha öncelikli. Elbette kimsede kesin bilgiler yok, ancak harekâtın ilk aşamasının öncelikle Lazkiye-İdlib sınır bölgelerinden başlayacağı, Alevî yerleşimiyken katliamlar sonucu halkın kaçtığı, çoğu Talibancı Uygurların aileleriyle yerleştiği Cisr el-Şuğur’u hedef alacağı, dikey hat oluşturan Kuzey Hama-İdlib sınırı boyunca gelişeceği ileri sürülüyor.

Güneyde de, son bir-iki aydır güneyine “sınır ötesi” topçu ateşinin sürdüğü, silahlı muhalif gruplar için kritik önemdeki Han Şeyhun’un ya ilk günlerde ya hemen sonra hedef alınacağı söyleniyor. Ordu birlikleri karadan ilerlerse, silahlı muhaliflerin savunma hatları kurması gereken, ama bunu ne kadar yapabilecekleri kestirilemeyen El Letamine ile Kefr Zeyta -ki bunlar sürekli top ateşine tutuluyor- ele geçireceği ilk yerleşim yerleri olacak. Han Şeyhun, kimyasal saldırısı nedeniyle adı dünyaca bilinen, bu saldırıya kadar silahlı gruplar için çok önem taşıyan bir kasaba. M5 Karayolu üzerinde.

Haritadaki renkli, -ikisi hariç- ufak daireler, Rusya, İran ve Türkiye’nin meşhur “gözlem noktaları”. Türkiye’ye ait on iki gözlem noktası tartışmalı bölgeyi çevreliyor. Bunlardan ikisinin doğrudan, ilk çatışmaların ortasında kalacağı anlaşılıyor. Sonra da -eğer arada sözü geçen küçük ihtimal gerçekleşmez ve cihatçı kuvvetleri Halep’e saldırmazsa- güneydeki üçü için zor günler başlayacak. TSK buralara uçaksavarlar yerleştirdi ve beton duvarlar çekti. Beton duvarların bir noktada TSK’ya da saldırabilecek silahlı cihatçıları vs. durdurma amacına yönelik olduğunu düşünebiliriz. Zira herhalde Rusya destekli Suriye ordusunun buralara yürümesi beklenmiyordur. O halde uçaksavarlar kime karşı? Karışık durum. Haritaya dönelim.

TC askerlerinin bulunduğu gözlem noktasının hemen dibinde İran’ın hükmettiği güçlere ait benzer noktalar var. Çoğu yerde de doğrudan Rusya askerleri. Bir ara İran’ınkilerle yakınlık, can kaybıyla sonuçlanan çatışmaya yolaçmıştı. Şimdi, yoğun savaş başladığında vukuat ve kaza olur mu? Bilmiyoruz. Haritadaki yakın-karşılıklı konumlar açıkçası tedirgin edici.

Dikkatinizi çekeceğim son unsur, İdlib’in Halep’le olan doğu sınırında açılmış geçiş kapısı. Rusya burayı kaçmak isteyecek siviller için münasip gördü. Şimdilik rağbet eden yok; bombardımanlar yayıldığında muhtemelen olacak. Yeniden Şam’ın iktidarı altına dönecek bu insanların göreceği muamele de muhtemelen yeni bir işkence-zulüm furyasına yolaçacak.

Bitirmeden hatırlatmak isterim ki, hâlihazırda İdlib’te bulunan sivil nüfusun en az yarısı, zaten Suriye içinde evini barkını terk edip buraya kaçmış ahali. Hemen hepsinin, Esad rejimiyle arasının pek iyi olmadığı tahmin edilebilir. Çaresizlikten, en azından fiilen savaşın olmadığı yere kapağı atabilme maksadıyla buraya gelmiş olanlar da var. Dahası, zorla Müslüman edilmeye çalışılan Dürzi köylüler bile var. Nüfus ne kadar, belli değil. Muhaliflere bakılırsa üç milyona yakın, Esad yanlısı kaynaklara göre birkaç yüz bin. Doğru sayı ikisinin arasında bir yerde olmalı, ama mesafe büyük!

Bizi daha doğrudan ve acilen ilgilendiren sayı, bu nüfusun ne kadarının Türkiye sınırına yığılacağı. Birleşmiş Milletler “yedi yüz bin olabilir” diyor. Önceki örneklerinden bildiğimiz üzre, herhangi bir insaf etkeniyle sınırlandırılmaksızın sürdürülecek, hastaneydi, okuldu, hiçbir şey dinlemeyecek, kimsenin gözünü yaşına bakmayacak imha savaşı aynı zamanda yoğun ve yaygın süpürme harekâtına dönüşecek. Ve Ankara, “bu defa sınırı açmam” dedi. Mevcut iktidarın, “‘mâkûl cihatçı’ları az-çok-İslâmcılarla birleştirip Ulusal Kurtuluş Ordusu kuralım, Suriye’nin bazı parçalarına da elkoyalım” niyetlerinin şimdi yolaçacağı sonuç, ülke sınırında yüz binlerce mültecinin bombalar altında perişan halde kıvrandığı korkunç bir tablo olabilir.

Neyse, biz haritalarla falan uğraşalım. Bu yazı yayımlandığında Cumartesi Anneleri’ne ne eziyetler edilmekte olacak, memleketin zulüm, vicdansızlık ve küstahlık tarihinde ne gibi yeni yapraklar açılacak, bilemediğimiz gibi, Suriye’deki yeni potansiyel insanî felaketin boyutlarını da kestiremiyoruz.
 
 


 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.