Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ZEYNEP KOÇAK / İtalya seçimlere giderken: M5S Berlusconi’ye karşı
20 Şubat 2018

İtalya seçimlere giderken: M5S Berlusconi’ye karşı

Ekonomisi yavaş da olsa tekrar büyümeye geçen İtalya’nın artık bir kalıcı bir hükümete ihtiyacı var


İtalya 4 Mart’ta, Matteo Renzi’nin 2016’da, reform paketinin oylamada uğradığı büyük başarısızlıktan sonra istifasından beri ilk kalıcı hükümetini seçmek üzere sandığa gidecek.
 
2014’ün Şubat ayında Matteo Renzi, Partito Democratico PD’den, yani Demokrat Parti’nin genel sekreteri olarak aday gösterilip seçildikten sonra başbakanlık yeminini etmişti. İtalya tarihindeki en genç başbakan olan Renzi, İtalya’nın senelerdir süregelen ekonomik çalkantılarına ilaç olabilmesi amacıyla bir dizi yeni kanun teklifinde bulundu. Bunların arasında seçim kanunu değişiklikleri ve politik harcamaların azaltılmasına yönelik teklifler de vardı. Bu reform paketi, İtalya’nın entelektüel kesiminde büyük bir destekle karşılanmıştı.
 
İtalya’da iki cumhuriyet devri vardır. Birincisi 1943’te Benito Mussolini’nin Kral Victor Emmanuel III’e yenilmesinin ardından 1946 yılında ilân edilen ve Democrazia Cristiana (Hıristiyan Demokrat Partisi) yönetimindeki Birinci Cumhuriyet’tir. İkincisi de İtalya politik hayatını ve partilerini, birçok skandalı açığa çıkararak sarsan 1992 tarihli Mani Pulite (Temiz Eller) operasyonu sürerken, 1994 tarihinde Silvio Berlusconi’nin başa geçmesiyle başlayan döneme tekabül eder. Renzi’nin reformları ise belli bir kesim üzerinde o kadar etkili olmuştu ki, bu reformların Üçüncü Cumhuriyet’in başlangıcı olabileceği bile konuşulur hâle gelmişti. Sonuç olarak Renzi’nin reformları 2016’nın aralık ayında referandumla geri çevrildi ve Matteo Renzi istifa etti. Yerine, Demokrat Parti’nin Dış İşleri Bakanı Paolo Gentiloni, kayyum hükümetin başbakanı olarak görevi devraldı.
 
Renzi’nin korkunç düşüşü ve istifasının sonrasında ülkede, çalışır bir seçim sistemi kalmamıştı ve Gentiloni bu nedenle 2017 yılının büyük bir kısmını yeni seçim kanununu oluşturmakla geçirdi. Gentiloni en sonunda Ekim ayında, Renzi’nin pek de onaylamadığı bir seçim kanununu oluşturdu ve resmîleştirdi.
 
Bu yeni seçim sistemi hem üst hem de alt meclislerdeki vekillerin üçte biri oy çoğunluğuna göre, kalan üçte ikisi de parti listelerine uygun biçimde nispi (orantılı) temsil sistemiyle seçilecek. Bu orana göre, Temsilciler Meclisi’ne 232 vekil oy çoğunluğu esasıyla, 386 vekil nispî temsile göre ve 12 kişi de denizaşırı seçmenlerin temsili yoluyla girerken, bu sayı üst mecliste, yani Senato’da oy çoğunluğu için 102, nispi temsil için 207 ve denizaşırı seçmenlerin temsili için 6’ya tekabül ediyor. Partilerin meclise girmesi için gereken baraj oranı eğer tek başına katılıyorlarsa yüzde 3, eğer daha önceden kamusal alanda duyurulmuş bir koalisyon partisi olarak seçimlere giriyorlarsa yüzde 10.
 
Peki kimler seçime katılıyor ve tartışılan konular nedir?
 
Seçimlere üç ana grup katılacak. Bunların birisi komedyen Beppe Grillo tarafından kurulmuş ve şu anda Luigi di Maio tarafından başkanlığı yapılan Beş-Yıldız Hareketi; bir diğeri Silvio Berlusconi tarafından birleştirilen sağ kanat koalisyonu ve 2016’daki referandum başarısızlığından sonra başkanlığa tekrar adaylığını koyan Matteo Renzi.
 
Sağ kanattan başlayalım. Forza İtalia, yani dört dönem başkanlık yapan Silvio Berlusconi’nin partisi, merkez sağı oluşturuyor. Berlusconi, daha önce anlattığım gibi ünlü İngiliz avukatlık grubu Doughty Street’i de yanına alarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde İtalya’yı, kendisine politika yasağı uyguladığı için şikâyet etmişti. Severino Yasası’nı haksız bir şekilde geriye yürüttüğü iddiasıyla İtalya’yı şikâyet eden Berlusconi’nin davasının ne zaman görüleceğiyle ilgili hâlâ net bir tarih açıklanmasa da Berlusconi, siyasetin, Forza İtalia’nın ve hattâ bir sağ-kanat koalisyonunun baş karakteri olmaya devam ediyor.
 
Birçok yorumcuya göre de Berlusconi, kazanacağı kesin gibi duran AİHM davasından çıkacak karara kadar kişisel olarak politikaya giremeyecek olsa da, iktidarın belirleyici unsurlarından ve siyasi nüfuzunu kullanarak liderleri iktidara getirebilme kapasitesine sahip en önemli kişilerden biri olmaya devam ediyor. Forza İtalia’nın bu seçimdeki en önemli vaatlerinden biri ulusal kullanım açısından Euro’ya paralel bir para birimini ülkeye tanıtmak ve Euro’yu sadece uluslararası alanda kullanmaya devam etmeyi öngören bir ekonomik program ve bir yandan da barınma, miras ve karayolu vergisini ortadan kaldırmak.
 
Radikal sağ, yani Lega Nord (tam ismi Lega Nord per l’Indipendenza della Padania) 1973 doğumlu, politika hayatına ilginç bir şekilde Comunisti Padani’den (Padanyalı Komünistler) parti adayı olarak başlayan Milanolu Matteo Salvini’nin liderliğinde seçimlere katılıyor. Matteo Salvini, Marine Le Pen, Geert Wilders gibi yeni dönemde yükselen faşist ve göçmen karşıtı Avrupa sağının önemli isimlerinden biri olacakmış gibi görünüyor. Aynı Le Pen gibi, Avrupa Parlamento’sunda aldığı görevde Avrupa Birliği karşıtı bir tutum takınmıştı. Lega Nord, yani Kuzey Ligi Partisi’nin kuruluş amacı, ülkenin kuzeyini, göçmen dolu güneyinden ayırmak ve hak ettiği bağımsızlığı kazandırmaktı (mâlum İtalya’da “dağlı, Doğulu” değil “güneyli” deniyor, her yerin kendi etnik ve sosyal ırkçılığı kendisine özel).
 
Salvini başa geçtikten sonra ise parti bu “kuzeycilik” ve güney İtalyanlar hakkında ileri geri konuşma düsturunu bıraktı ve bunun yerine tüm nefretini, İtalya’nın güneyinden göçmen alımına izin veren (ya da en azından bunu bir ağır silah kullanımıyla engellemeyen) Brüksel’deki merkez-sol örgütlenmeye ve Avrupa boyunca tek-tip para biriminin kullanılmasına yöneltmiş durumda. Yani daha doğrusu, Kuzey Ligi’ndeki Kuzey, artık düşmüş gibi. Partinin adı sadece Lega.
 
Neo-faşist köklere sahip ve Kuzeyli (Padanyalı) Lega Nord’un güney versiyonu Fratelli d’Italia (İtalya’nın Kardeşleri) ise seçime katılacak bir başka radikal sağ partisi. Fratelli d’Italia, 2007’de yine Silvio Berlusconi tarafından kurulmuş, orijinal olarak sağ kanat politik partiler olan Forza Italia ve Allaenza Nazionale (Ulusal İttifak) Partilerinin koalisyon partisi PdL’nin (Il Popolo della Libertà) 2012 tarihinde bölünerek ayrılan kısmı ve kendi köklerini 1946-1995 arasındaki İtalyan Toplumsal Hareketi ve Ulusal İttifak geleneğinden alan partidir. Fratelli’nin başında Berlusconi’nin doğal işbirlikçisi ve Berlusconi hükümetinde 2008-2011 yılları arasında gençlik politikaları bakanı olarak görev yapmış Giorgia Meloni bulunuyor. Meloni’nin en önemli özelliklerinden biri de hamileliği sırasında Roma belediye başkanlığı adaylığını yürütebilecek kadar politik alanda iddialı, faşist kökleri de olsa önemli kadın politikacı figürlerinden biri olması. Meloni’nin vizyonuna göre ise kendisi başbakan olurken Berlusconi Meloni’nin ekonomi bakanı olacak, Lega Nord’un başkanı Matteo Salvini de iç işleri bakanlığı yapacak.
 
Sağ koalisyon, yani Forza İtalia, Lega Nord ve Fratelli d’Italia arasında seçim sonrası yapılacak bir koalisyonun, hükümet kurmak için gerekli olan yüzde 40’lık oranı tutturmakta zorlanacağı görülüyor. Forza İtalia’nın oy oranları halihazırda %16 ile 18 arasında seyrederken, Lega Nord’un %12-14, Fratelli’nin ise %6 civarında. Bir diğer sorun ise, sağ koalisyonunun oluşturulabilmesi durumunda, bunun ancak Silvio Berlusconi’nin yönetimi altında yapılabileceği ve Berlusconi’nin bir süre daha başbakanlık koltuğuna oturamayacağı düşünülerse, başbakanın kim olacağına dair. Aslına bakarsanız, birçok yorumcuya göre, muhafazakâr (ve hatta neoliberal tarafı daha ağır basan) parti Forza İtalia’nın, Avrupa Birliği karşıtı Lega Nord ve Fratelli ile yapacağı bir koalisyon da bir noktada tıkanacak, çünkü yapısal olarak aslında birbirlerine uymuyorlar, özellikle Berlusconi’nin çareyi AİHM’de aradığı düşünülürse.
 
Gelelim başı çeken sol partilere. Birincisi merkez-sol ve neoliberal Partito Democratico’nun başkanı, eski Başbakan Matteo Renzi; diğeri de düzen karşıtı M5S (Movimento Cinque Stelle/ 5 Yıldız Hareketi) başkanı, 31 yaşındaki Luigi Di Maio. Pietro Grasso’nun yönetimindeki Libreri e Uguali LeU (Özgür ve Eşit) 2017’de yine sol küçük örgütlerin birleşiminden oluşmuş bir koalisyon partisi olsa da yüzde 5-6’lık bir oy oranını geçemiyor ve bu nedenle Renzi’nin koalisyonuna katılıyorlar.
 
Renzi’nin hükümeti ve vaatleri, hattâ 2016’ya kadar gelen eylemleri de ortada. Renzi’nin referandumda reddedilmesiyle sonuçlanan reform paketinin önemli parçalarından biri de seçim kanununda yaptığı değişiklikti ve Renzi, Gentiloni’nin yaptığı seçim kanunu değişikliklerine de katılmadığını, katılsa bile bu değişikliklerin yeterli olmadığı defalarca söyledi. İtalya’nın şimdiye kadarki en genç başbakanı Renzi’nin bu seçimlerdeki en önemli vaatlerinden biri de, yine, seçim kanunu değiştirmek. 2016’da “il Rottamatore” (imha/yıkım adamı) takma ismini almış Renzi’nin birçok yorumcuya göre, hâlâ büyük bir şansı var.
 
Gelelim M5S’ye. Bir başka yazıda M5S’nin komedyen Beppe Grillo tarafından kurulduktan sonra meclise katılabilecek kadar örgütlü bir parti hâline gelmesi sürecini anlatacağım, fakat şimdi en azından şunu söyleyebilirim ki Beppe Grillo’nun sürekli kavgacı üslubunun karşısında, aynı derecede anarşist ve düzen karşıtı söyleme sahip Luigi Di Maio’nun yumuşak üslubunun bu başarıda bir katkısı olmalı. Birçok yorumcunun söylediği gibi fikirleri, Grillo’ya göre daha yumuşak görünüyor. M5S, şimdiye kadar kendi başına ortaya çıkan tüm diğer partilerden, sağ ya da sol, daha çok oy alıyor.
 
Yüzde 40’lık hükümet kurma oranını tutturmaktaki zorluk, sağ koalisyonlar kadar, yüzde 22-23’lük oy la Renzi’nin koalisyonu ve yüzde 27-29’luk oranla M5S başı çekiyorsa da, M5S, düzen karşıtı olduğundan, seçimden önce ya da sonra herhangi bir düzen partisiyle koalisyon yapmayacaklarını, yönetime gelirlerse tek başlarına geleceklerini açıkladığı için solda Renzi-di Maio koalisyonu mümkün görünmüyor.
 
Yine de, Berlusconi’nin bile en sonunda itiraf ettiği gibi, 4 Mart seçimleri beklendiği gibi istikrarlı ve sabit bir hükümet kurmak açısından sonuç vermeyebilir. Birçok yorumcu, hattâ siyasîlerin kendileri bile, bu seçimlerin sonuçlarının bir çıkmazdan başka bir şey olmayacağını, fakat daha sonraki bir seçim için hem seçim kanununun gözden geçirilmesi hem de daha ayakları yere basan vaatler içeren politikalar ve koalisyonlar yapmak açısından hazırlık anlamına geleceğini öngörüyor. Seçimler gerçekten de çıkmaza girerse ne olacak? O zaman, son iki aday görevlerine devam edecekler: Partito Democratico’dan başbakan Paolo Gentiloni (kayyum başbakan) ve Başkan Sergio Mattarella. İkisi de hiçbir şekilde seçimlere katılmıyor ve birçok yorumcuya göre politik hayatlarına devam etmek gibi bir istekleri de yok, fakat seçim sonuçlarının sıkışıp kalma ihtimali o kadar yüksek ki, anlaşılan kendilerini gitmeye pek de hazırlamış değiller.
 
Ekonomisi yavaş da olsa tekrar büyümeye geçen İtalya’nın artık bir kalıcı bir hükümete ihtiyacı var. Bu hükümetin karşı karşıya kalacağı ana konular göçmen krizi, bankacılık sistemi, İtalya’nın ekonomisi ve İtalya’nın AB içindeki duruşu ile ilgili olacak. İngiltere’nin birliği terk etmesinden sonra AB içinde üçüncü büyük ekonomi hâline gelen İtalya’nın bankalarını temizleyememesi, ekonomideki büyüme ivmesine tekrar ulaşamaması ve ulusal borcunun bir türlü kapanmaması Avrupa’yı da endişelendirir hâle geldi. Bunun üzerine bir de İtalyan kurumlarının AB kurumlarına karşı açık düşmanlığı da eklendi. AB yetkililerinin tedirgin olduğu sadece AB karşıtı bir Lega Nord’un yönetimindeki İtalya değil, 5 Yıldız Hareketi de düzen karşıtı olduğu için AB’yi yeterince endişelendiriyor. Herkesi endişelendiren bir diğer nokta da, eğer bu ikisi değil de Berlusconi hükümeti başa gelirse, çok yakın arkadaşı Rus Başkanı Vladimir Putin’le olan ilişkilerin, özellikle Putin’in Suriye politikaları göz önüne alınacak olursa, İtalya’nın ileride AB’de ve NATO’da bu yönde atacağı adımlar üzerinde etkili olacağı endişesi de zaman zaman dile getirildi. İtalya, Putin’in yanında olmayı seçerse, AB’nin Rusya’ya karşı tavrının bütünlüğünde bir kırılma olacağı da defalarca tekrar edilen endişelerden.
 
Brüksel, ister 4 Mart seçimleriyle ister başka bir şeyle olsun, Şengen gibi bir iç-dolaşım özgürlüğünü giderek kısıtlamasından bile görülebileceği gibi, dağılmaya doğru hızla yuvarlanan bir çığı durdurmaya çalışıyor. İtalyan seçimlerinin bu çığdaki rolünü de iki üç hafta daha bekleyip göreceğiz.
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.