Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / EBRU NİHAN CELKAN / Vizyon mu? Vitrin mi?
16 Ocak 2018

Vizyon mu? Vitrin mi?

Beşiktaş Spor Kulübü’nün güçlü kültürel çeşitlilik projesinin bir sonraki ayaklarını heyecanla bekliyorum


"Come to Beşiktaş" kampanyası taraftarımızın bulduğu bir slogandı ve 1.2 milyar insana ulaştı. Artık bu kampanyayı biraz daha artırmayı düşündük ve yeni kampanyamızı açıklıyoruz. Bu kampanya yurt dışı ağırlıklı olacak ve tekrar dünyanın konuşacağı bir kampanya olacaktır. Kampanyanın amacı din, dil, ırk gözetmeden herkesi Beşiktaş'a çağıracak bir reklamdır. Reklam filmimizin sözleri Mevlana Celaleddin Rumi'nin sözleri olan "Gel gel yine gel / Kim olursan ol yine gel" sözleri ile tanıtım filmini yaptık. Bunun için de önemli bir bütçe ayırdık.
Fikret Orman
 
Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı Fikret Orman 15 Ocak tarihinde Vodafone Park’ta gerçekleşen “lansman” töreninde Beşiktaş’ın yeni iletişim kampanyasını bu cümlelerle tanıttı. Merkezine Sûfî mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin en tanınan şiirlerinden birini yerleştiren reklam kampanyasını birçok insan gibi ben de  oldukça güçlü, etkili ve şaşırtıcı buldum. Kadın ve erkek oyuncuların sayısının 50:50 eşitliği sağlamaya yakın olması, seçilen oyuncuların ten renklerinin, giyimlerinin, fiziksel özelliklerinin geniş bir çeşitlilik içermesi ve incelikli daveti reklam filmini oldukça çekici kılıyor. Kapanış sahnesinde stadın önünde yer alan grupta kadın erkek sayısının filmin içeriğinde sağlanan eşitliği sağladığını göremiyoruz, lakin reklamın “Kültürel Çeşitlilik” koduna uygun şekilde o sahneye “nazar boncuğu” diyelim. (Sûfî bir mutasavvıfın sözlerinin hemen arkasına ayrılan bütçe bilgisinin eklendiği cümleye de bir nazar boncuğu koyalım.)  
 
Bu güçlü kültürel çeşitlilik projesinin bir sonraki ayaklarını heyecanla bekliyorum. Zira bir spor kulübünün hem de değerleri oldukça yerleşik ve güçlü olan bir spor kulübünün “efendi”likten “kültürel çeşitlilik” mecrasına akan yolculuğunu takip etmek hem bir futbol sever hem de bu konulara ilgi gösteren biri olarak bende merak uyandırıyor. Diğer yandan bir Fenerbahçe taraftarı olarak Beşiktaş’ın yaşadığı öze dair (vizyon, misyon, değerler) hareketliliğin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Umarım taraftarı olduğum Fenerbahçe de en kısa sürede özüne dair sorgulamalara yönelir ve değişen dönüşen dünyaya ayak uydurmak için gerekli adımları atma yoluna girer.
 
Gerek toplantıda yaptığı konuşmayla gerekse “önemli bütçe ayrılan lansman”ın ilk reklam filmiyle Fikret Orman’ın Beşiktaş Kulübü’nün “vizyon”unu kültürel çeşitliliğe açık bir kulüp olarak belirlediğini söyleyebiliriz.
 
 
Söylem vs. Eylem

Beşiktaş’ın heyecan verici vizyon çalışmasını destekleyen diğer unsurlara bakmanın bu “lansman”ın vaatlerini değerlendirmek için önemli olduğunu düşünüyorum. Zira son yıllarda söylem – eylem arasındaki makas çoğu yerde oldukça açılmış durumda. Tutuklu gazeteci sayısına bakılmaksızın Türkiye’nin demokrasi cenneti olarak sunulmasından, uluslarası değerlendirmelerde son sıralarda olmamız gözetilmeden eğitim sistemimize dair tekrar edilen başarı söylemlerine, önlenmeyen kadın cinayetlerindeki artışın yok sayılarak boşanmaların azalmasının bir başarı kriteri olarak sunulmasına kadar farklı konularda yaşadıklarımızın “marketing”i yapılanlarla arasında oldukça geniş bir makas olduğunu biliyoruz. Yaşıyoruz.
 
Bu makas sözünü ettiğimiz önemli konu başlıklarının gündemden düşmesine sebep oluyor, ancak hayatımızın bir gerçeği oldukları durumunu değiştirmiyor. Bu nedenle de son derece hayatî konular içi boşaltılmış birer aparata dönüşüyor. Demokrasi, eğitim sistemimizin kalitesi, toplumsal cinsiyet eşitliği Türkiye’nin bugünü ve geleceği için üzerine hassasiyetle düşünmemiz gereken, uygulanabilir projelerin geliştirilmemizin elzem olduğu hayatî alanlar. Kültürel çeşitlilik de beraber yaşama kültürüne katkısı, ayrımcılığı ve nefret suçlarını engelleme potansiyeli, değişen dünya değerlerine uyum, yaratıcılık gibi başlıklarda politika üretmemiz gereken ve diğer başlıklarla doğrudan bağlantısı olan bir çalışma alanı. Bu hayatiî konularla ilgili uygulama alanlarını belirlemeden, sayısal durum analizleri gözetilmeden, geleceğe dair hedefler ölçülebilir hâle getirilmeden, uzun vadeli uygulama adımları belirlenmeden yapılacak girişimler ancak “lansman” olarak kalacak, anlık ihtiyaca yönelik “aparat” haline gelmeye devam edecektir. Bunun olmaması için söylem ve eylem uyumunu gözetmek oldukça önemli.
 

Ne söylüyor?
 
“Dünyanın her yerinde en çok konuşulan Türk takımı Beşiktaş'tır. Dünyadaki en iyi müslüman takımı olarak da yine Beşiktaş olarak görüyorum.”
Fikret Orman
 
Eylül 2017’de Fikret Orman Beşiktaş Klübü’nü Türk ve Müslüman olarak tanımlıyor.  “Türk takımı” darken Türkiye liginde mücadele eden takım vurgusunu amaçladığını kabul etsek dahi “Müslüman takım” diyerek başkanı olduğu spor klübüne bir kimlik atfediyor. Oysa hedefini “Kültürel Çeşitlilik” olarak belirlemiş bir klübün kendini bir dinle tanımlaması bu hedefle uzlaşmaz. Zira kurumun değil kuruma gönül verenlerin, hizmet edenlerin ayrı ayrı kişisel dinî tercihleri vardır.
 
“Müslüman takım dedik, başka yere çektiler..Yine anlatayım, biz bir Muhammed Ali yaratmak istiyoruz. Dünyada Müslümanlar'ın sempati duyduğu bir takım olmak, milyonlara ulaşmak istiyoruz. İrlanda, İngiltere gibi Hristiyan ülkelerinde birini Beşiktaşlı yapmak kolay değil. Çünkü oturmuş bir taraftarlık kültürleri var. Bunu değiştiremezsiniz ancak İslam ülkelerindeki insanlar buna açık.”
 
Ocak 2018’de “lansman”dan beş gün önce Fikret Orman TSYD’de gerçekleştirdiği konuşmada yukarıdaki cümleleri kuruyor. Belli ki Fikret Orman’ın kafası ikili bir sistemde çalışıyor. Söylediklerine baktığımızda “Hristiyan ülkeler” ve “Müslüman ülkeler” şeklinde dünyayı ikili bir sistem üzerinden okuduğunu görüyoruz. Bu haliyle oldukça dar ve köhne bakış açısının “Kültürel Çeşitlilik” gibi güncel bir konuyu merkeze koyması böylece daha da şaşırtıcı bir hâl alıyor.
 

“Dil, zihnin aynasıdır.” Gottfried Wilhelm Leibniz
 
“Lansman”ın dili ile Fikret Orman’ın dili birbirini desteklemiyor. Kültürel çeşitlilik, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi hayatî önemdeki konular tek başına şeklen girişilen çabalarla biçimlendirilecek konular değil. Bireylerde önce zihinsel tutum sonrasında davranış değişikliği sağlanmadığı sürece bu konuların maalesef bir “lansman” olmaktan öteye gitme şansı yok. Öyle kalın ve büyük harflerle bilinçaltımıza işlenmiş ayrımcılık kodları mevcut ki bu örnekte gördüğümüz gibi “lansman” çeşitlilik anlatır dil ayrımcılık konuşur durumuna düşmek çok mümkün.
 
 
Ne yapıyor?
 
Eylemle “lansman” arasındaki makasa da kısaca bakabiliriz.
 
Beşiktaş Kulübü’nün şimdiki kültürel çeşitlilik yaklaşımına dair sorular sormanın bize yardımcı olacağını düşünüyorum. Kültürel çeşitlilik anlamında eşitsizliği en belirgin yaşadığımız alan olan toplumsal cinsiyetten başlayarak birkaç soru çerçevesinde düşünmeye başlayabiliriz.
 
Beşiktaş Kulübü yönetiminde kadın yönetici var mıdır? Divan kurulunda, disiplin kurulunda kadın yönetici var mıdır? Kadın yönetici olan kurullarında kadın yönetici sayısı kaçtır? Kongre üyeleri sayısı bakımından akdın/erkek üye sayısı nasıl dağılmaktadır? Hangi branşlarda kadın takımları henüz oluşturulmamıştır? Spor klübüne ait tesislerde kadınların ihtiyaçlarına yönelik ekosistem (kadın tuvaletleri v.b) çalışmaları var mıdır? Beşiktaş Klübü belirlediği kültürel çeşitlilik vizyonu çerçevesinde kadın temsili alanında hangi hedefleri gözetmektedir?
 
Benzer soruları engelli insanlar için de sorabilir ve bu sorulardan hareketle kültürel çeşitliliğe dair soruların başlıklarını ve kapsamını genişletebiliriz.
 
“Lansman” ile eylem/söylem arasındaki dengeye baktığımızda “Come to Beşiktaş”ın kültürel değişim projesinden çok sıradan bir pazarlama projesi olduğunu söyleyebiliriz.
 
“Vizyon” değişimi değil bir “vitrin” düzenlemesi ile karşı karşıyayız.
 
 
Ne Beşiktaş olmak kolay ne de Muhammed Ali
 
Vitrin neden düzenleniyor?
Kim için vitrin düzenleniyor?
Vitrin düzenlemesinin amaçları şeffaf mı?
 
Bu tespitten sonra sorularımızı yukarıdaki gibi çoğaltabilir, çeşitlendirebiliriz. Başka sorular sormayı ve cevapları üzerine düşünmeyi Beşiktaş’ın yaratıcı, tutkulu ve ilham veren güzel taraftarına bırakıyorum.
 
Kampanya için “kullanılan” isim ve o ismin “kullanılma” biçiminden devam etmek istiyorum.
 
Beşiktaş Kulübü’nden Muhammed Ali yaratma isteği Beşiktaş Kulübü Başkanı tarafından ifade ediliyor. Bir futbol kulübünü, boksör bir insan gibi sunma isteğinin yapısal olarak problemli taraflarını bir kenara bırakıp bu arzuyu öze dair değerlendirebiliriz.
 
Muhammed Ali yarı Afro-Amerikan yarı İrlanda kökenli biri olarak hayata geldi. Müslüman olarak doğmadı, Müslümanlığı seçti. Kendisine verilen ismi kullanmadı, kendisine bir isim seçti. Militarizmin zirve yaptığı bir dönemde Vietnam Savaşı’na gitmeyi reddeti. Bu tavrı nedeniyle boks lisansı iptal edildi, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve pasaportuna el kondu. Muhammed Ali iktidara sırtını dayararak değil iktidara ragmen bangır bangır kimliğini inşa etmiş bir insan ve ağır bedeller ödemiş bir sporcu.
 
Beşiktaş yüz yılı devirmiş Türkiye’nin en köklü kulüplerinden biri ve yıllar içinde siyah-beyaz formaya emek verenler, bu renklere gönül verenler, yöneticiler tarafından inşa edilmiş çok renkli ve kollektif bir kimliği var. Bu kimlik özgün ve biricik aynı Muhammed Ali’nin yıllar içinde bedeller ödeyerek oluşturduğu kimlik gibi. Beşiktaş’ın yıllar içinde oluşmuş çok kültürlü kimliği tek kelimeye indirgeyip bunu da bir pazarlama aracına dönüştürme arzusu en hafifinden çocukçadır.
 
Beşiktaş’ın yazılı olan ve olmayan değerlerinin ve kulübe gönül verenlerin kültürel çeşitlilik konusunda Fikret Orman’a rehberlik edecek yeterliliğe ve hattâ fazlasına sahip olduğu ortada. Gerçekten bir vizyon değişikliği arzulanıyor ve bu kültürel çeşitlilik vurgusuyla yapılmak isteniyorsa değişime yönetiminden, tesislerinden, tribünlerinden başlamak ve söyle/eylem tutarlılığını sağlamak çok daha sağlıklı bir yol olacak.
 
Kültürel çeşitlilik bir reklam kampanyasından çok daha fazlası ve yaşadığımız çağda hayatî önem taşıyor. Başka bir Türkiye için sadece futbolda değil olduğumuz her alanda tribünlere oynamayı bırakıp takım ve forma için oynamaya başlamamız gerekiyor.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.