Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ZEYNEP KOÇAK / Hukukun üstünlüğü ve KHK
26 Aralık 2017

Hukukun üstünlüğü ve KHK

“Menzilciler tarafından öldürülmeyi bekliyoruz”


Geçenlerde, Sussex Üniversitesi’nde OHÂL üzerine doktora yapan siyaset bilimci arkadaşım Emrah Denizhan’la, yurtdışının duygusal sürgününde bağlantıları koparıp kendine tamamen yabancılaşmaktan korkan her birimizin kullandığı görüntülü konuşmada memleketin hâli üzerine konuşurken, benim kendimle ilgili de çok ilginç bulduğum bir tespit yaptı Emrah. Nasıl ve neye dayanarak bir Alevi katliamının koşarak gelmekte olmadığına inanabiliyordum hâlâ? Ya da daha doğrusu, böyle bir şeyin bağırarak geliyor olduğuna nasıl inanmayabiliyordum?
 
Bunun üzerine konuştuk, ben niye AKP’nin böyle bir şey yapmayacağına inandığımı bir türlü açıklayamadım, ne kendime ne de Emrah’a.
 
Hem de Garo Paylan daha dört beş gün önce Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Alevi ve Ermeni toplumlarına ve AKP iktidarı nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kalmış gazetecilere, yazarlara, akademisyenlere ve kanaat önderlerine yönelik suikast eylemleri hazırlığı yapıldığıyla ilgili açıklama yapmışken.
 
Derken, iki gün önce yeni KHK’ya uyandık. Yeni KHK’nın önemli iki maddesinden biri tutukluların mahkeme önüne tektip kıyafetle çıkacak olmasıydı. Diğeri de 121. madde, yani hızla “İç Savaş Maddesi” ismini almış madde. Pazar günü boyunca kimse açıklama yapmadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan Şırnak’ta ve Esenboğa’da sadece tektip kıyafetten ve artık tutukluların “mahkeme önüne öyle havalı havalı çıkamayacaklarından” bahsetti. Hemen ardından Ankara Siyasal Bilgiler’in insan hakları hukukçusu Kerem Altıparmak açıklama yaptı ve herkesin kapsamına alınabildiği bu terörist kavramının artık her türlü vahşeti çağıran bir kategori olarak değerlendirebileceği bir KHK’nın çıkarıldığını vurguladı.
 
Ardından, bu KHK’nın yorumlanmasının bu kadar geniş yapılıp yapılamayacağı, çok geniş yorumlandığı takdirde yeni saldırılara yol açma tehlikesi yaratıp yaratmadığı tartışıldı. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül KHK’nın 121. maddesi üzerine açıklama yaptı ve şöyle dedi: “KHK’nın 121. Maddesi sadece 15 ve 16 Temmuz’da olanları kapsamaktadır.” Hemen sonrasında AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal 696 sayılı KHK’nın “daha sonra gelişen terör eylemlerini hiçbir şekilde kapsamadığını” söyledi. Açıklamasını da şöyle yaptı: “Devamından kastedilen nihayetinde 16 Temmuz sabahıdır. Burada yasa yapım tekniği açısından ‘ile’ ifadesi kullanılmış. Diğer terör olaylarını kapsayan bir ifade orada mevcut değil. Açık ve net olarak burada onun 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahı ile ilişkin olduğu, darbeye karşı direnen insanları kapsadığı son derece açık. Birileri lütfen buradan bir felaket tellallığı çıkarmasınlar.”
 
Daha sonrasında hem muhalefetten hem de iktidar partisi yanlısı birçok hukukçunun yanı sıra, barolardan da bu KHK’nın düzenleniş şekline tepkiler büyüdü. Genel kanı zaten yargının görev ve yetkisinin bu maddeyle aşıldığı, bu KHK’nın çetelere ve mafyaya yasal görevler verdiği, ve “kaygı verici olduğu” üzerineydi. Hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklık üzerinde duruluyordu. Böyle bir yapılanmanın devlet ve iktidar eliyle paralel devlet kurmak anlamına gelineceği yazıldı. CHP, KHK’nın iptali için AYM’ye başvurmaya karar verdiğini ve 121. maddenin iptali için de AİHM’e gidilebileceği söylendi. En sonunda AKP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Terör bağlantısı olmayan vatandaşlar endişe etmesin” dedi. Meral Akşener de partisinin bu KHK’yı tanımadığını yazdı.
 
Karşı  karşıya olduğumuz tablo, her ne kadar sadece 15 Temmuz üzerine çıkarılmış bir KHK olduğu ısrarla iddia edilse de, geri çekilmediği ve tamamen iptal edilmediği takdirde artık dümenin başka türlü bir yere kırıldığının açık bir kamusal beyanatı niteliğindedir. Bu yer, hukukun kendini belli alanlarda feshetmesi ve devlet iradesiyle devlet dışı bir takım gruplara şiddet kullanım yetkisini devredilerek, katliamın hukuk-dışı ilan edilen bu alana endekslenmesidir. Hukukun, katliamı kendi iradesiyle koruduğu bir yerdir burası.
 
Bakın ne diyor madde:
 
“Resmî bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmî bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adlî ve idarî önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hâl süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukukî, idarî, malî ve cezaî sorumluluğu doğmaz.”
 
 Ne anlaşılıyor bu maddeden? Şunlar:
 
1- Bu maddedeki cezasızlığa temel olan eylem 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri VE bunların niteliği devamındaki eylemler. Yani, Ahmet Altan’ın, Ahmet Şık’ın FETÖ’cü, Selahattin Demirtaş’ın terör eylemi gerçekleştirme iddiasıyla içeride olduğu bir ülkede, artık bu anlatılan cümlenin “BİZİM İSTEDİĞİMİZ HERKES” anlamına geldiğini herhâlde görmezden gelemeyiz.

2- Kimlerin işledikleri suçlar cezasız kalacak? Tüm bu FETÖcülük ve teröristlik eylemlerini bastırmak için, rütbeli olsun olmasın, yani ister polis olsun ister asker, isterse sivil vatandaş, bir icraatte bulunan herkes. Yani, adam komşusunu keser, FETÖcülüğü bastırmak istediği için yaptığını söyler, cezasızlıktan yararlanır.

3- Peki bunların kapsamı nedir? Hangi eylemleri yaparsa cezasız kalır? Aşağı yukarı her şeyi. Buna, üç kişi birleşip “teröre karşı tuzak kuruyoruz” ya da “terör hücresini dağıtıyoruz” diye ev basmalardan, tecavüzlere, insanları evlere kapatıp yakmalardan, bodrumlara kilitlemelere, toplu katliamlardan tutun aklınıza (ve daha doğrusu insan aklına) gelebilecek her türlü şiddet eylemi de dahil. 

Kerem Altıparmak’ın mulkiyehaber’de paylaştığı yazısında belirttiği gibi,  terör eylemi, şimdiye kadar her şeyi kapsadığı gibi, bundan sonra da hükümetin karşısına düşen her şeyi kapsayacak. Bastırmada ölçü, yani daha sokak diliyle şöyle diyelim, bir suçu engellerken kullanılan şiddetin orantılı olması ilkesi ne olacak? Bu KHK’nın kapsamında gördüğümüz gibi, yok öyle bir ölçü. Altıparmak’ın da söylediği gibi “esas düzenlemenin Boğaz Köprüsü’ndeki linç eylemi için çıkarıldığı düşünülecek olursa abarttığım söylenemez herhâlde.”
 
AKP’nin bu KHK metninin sadece 15 ve 16 Temmuz’a dair olduğunu söylemesi pek de bir şey ifade etmiyor hâliyle. Retoriği ve u-dönüşleri çok güçlü olan bir iktidar partisinin, yarın kendi çıkardığı bir KHK’ya karşı çıkarak terörist ilan ettiği kişileri koruyacağını beklemek ne kadar doğrudur? Bu KHK yaşamaya devam ettikçe ve özellikle OHÂL süresince (ki bu hiç bitmeyecek bir süreç gibi görünüyor) hukukiî olarak geçerli ve yürürlükte kaldıkça, kimsenin sözü bu KHK’nın sözünün üzerine çıkamaz. Yarın öbür gün, hâkim bu KHK’ya göre karar verdiğinde, Adalet Bakanı Gül hâkime gidip “kararını boz, çünkü biz yanlış yazmışız aslında başka bir şey demek istiyorduk” diyebilecek mi? Kanunun lafı ortadayken, ve hattâ hukukun üstünlüğü sadece AKP’nin kendi istediği konularda ve kendine dair çıkarlar açısından mevzu-bahis iken, yarın kendimizi bu tek taraflı hukukun üstünlüğünden nasıl koruyacağız? Kanunların lafzının ötesinde ruhu da vardır evet, fakat bu kesinlikle kanun koyucunun niyetini okumak ile eşdeğer değildir. Madde yorumlamasında maddenin lafzı ile bağlısınızdır, kanun koyucunun beyan ettiği niyeti ile değil. Yarın öbür gün ev basan katliamcıların da güveneceği, hâkimin de cezasızlık hâlinden bu kişileri yargılamaktan imtina edeceği şey de kanunun lafzıdır, kanun koyucunun niyeti değil.
 
Mesaj şu: Milislerimi yarattım; bu cezasızlık maddesini getirerek kendime karşı olan tüm siyasî hareketlere bir mesaj veriyorum. Bu mesaj da, bundan sonraki mücadelenin ancak ve ancak silahlı bir mücadele olacağına yöneliktir. Ya silahlanıp karşıma çıkın, ya da polisim, askerim ve milislerim tarafından öldürüleceksiniz.
 
Artık, Kerem Altıparmak’ın dediği gibi terörist, “en vahşi şekilde kurban edilmesi gereken” kategorisine getirildi. Teröriste bağırarak söylenen şey, silahlanmadıkları takdirde kendilerinin katledileceği, ve bununla ilgili hukukun hiçbir şey yapmayacağı.
 
Çok güçlü ve dehşet verici kötülükte birinin, diyelim Voldemort’un, güçsüzü düello’suz yenmeyi kendine yediremediği bir sapkın psikolojik hal tasavvur edin. Bu düellonun sonucu da çok belli, çünkü güçsüz taraf sadece kendi becerileri az olduğu için değil, aynı zamanda silahları kırıldığı ve arkadaşları öldürüldüğü için de daha güçsüz. Bu düelloyu iktidara yaptırmak durumunda bırakan bu sapkın psikolojinin ta kendisi de, uzunca zaman ben ve benim gibilerin bugünlerin geleceğine ısrarla inanmamamızın nedeni. Bu sapkın, kendi içinde belirli bir adalet ile davrandığına inanan Voldemort aslında katliamcıdan başka bir şey değildir.
 
O zaman 696 sayılı KHK’nın bu halinden aslında ne anladık?
 
- Bu, iki tarafa da silahlanma çağrısıdır.
- Bu, bir iç savaş çağrısı olmasa bile, güçlüye, güçsüzün, ve teröristin yok edilmesi açısından verilen emirdir.
- Terörist kimdir bu memlekette? Terörist sadece FETÖ değildir. Terörist, Alevi, Kürt, Süryani, Yezidi, tüm LGBTİ+, rejimin ana düsturunun karşısında bulunan tüm akademisyen, yazar-çizer, gazeteci, BAK üyesi, tüm hipi, hipster, kadın, açık giyinen kadın, yani AKP standartlarının dışında kalan herkes.
Hattâ daha da korkuncu, AKP standartları değil, karşınızda elinde palayla size doğru koşarak gelen erkeğin, sizi yargıladığı her şey, artık terörizm demek. O adamın beğenmediği herkes de terörist. 

Yani, bir sabah kalktık, ve katlimiz artık vacipti. Artık silahlanmaktan başka çare yok muydu? Artık bizi her an herkesin öldürebileceği ihtimalinden kurtardığı ve koruduğunu (hâlâ bir nebze de) düşündüğümüz tek şey olan hukuk, kendi üstünlüğünü de kullanarak bizi korumayacağını ve bize ne yapılırsa yapılsın hakkımız olduğuna inandığını beyan etmiş. Sendika.org 1934’de Hitler Almanya’sı tarafından yayınlanan aşağı yukarı aynı içerikteki kanunu anlatmış kısa bir haberde. 1934’de Hitler, 30 Haziran-2Temmuz 1934 tarihleri arasında Nazi paramiliter grupların eylemlerini meşrulaştırabilmek için, meşru-müdafaa kapsamına almış ve hukuka uygun kabul etmişti. Bakın tek cümlelik kararname ne diyor: “Vatan hainliğindeki saldırıları önlemek için 30 Haziran-1 Temmuz ve 2 Eylül 2934’te alınan tedbirler, hukuk devletinin kendini savunması olacaktır.”
 
Temmuzda yazdığım Ölüm geliyor aklıma ölüm yazısının sonunda, şöyle demişim:
 
“Ve bütün bunlar karşısında benim bir tane annem ve kardeşim, cürüm kadar yer yakamayacak ben, üç beş içeride olmanın acısını çeken, üç beş dışarı olmanın suçluluğuyla kıvranan dostum, altı yaşında bir çocuğum, bir de kocam. Onlar iki artı iki on sekiz ediyor; iki doğru bir katliamı vacip eder anlayışından ise biz, bir artı bir, eksi beş.
 
Ve tabii, devlet aygıtlarının yargılanmayan kolluk kolluk kuvvetlerini ve bizlerden kalanların sırtına vurmayı bekleyen akbabaları unutmamak lazım.”
 
Bir Kristal Gece, bir Palalıların Dönüşü, bir tek seferde korkunç katliam çok uzakta değil eğer bu KHK acilen ortadan kaldırılmazsa. Emrah’ın dediği gibi: Menzilciler tarafından öldürülmeyi bekliyoruz.
 
Ya da Nâzım’ın dediği gibi: Geliyorlar Taranta-Babu, seni öldürmeye geliyorlar.
 
 
 
Taranta-Babu’ya On İkinci Mektup
 
Geliyorlar Taranta-Babu
Seni öldürmeğe geliyorlar.
Karnını deşip barsaklarının
            Kumun üstünde aç yılanlar gibi kıvrandıklarını görmeğe geliyorlar.
Seni öldürmeğe geliyorlar Taranta-Babu,
Seni ve keçilerini.
Oysaki, ne onlar seni tanır, ne onları sen.
Ve ne keçilerin atlamıştır onların çitlerinden.
 
Geliyorlar Taranta-Babu.
Kimi Napoli’den, Tirol’den kimi.
Kimi doyulmamış bir bakıştan; yumuşak ve sıcak bir elden kimi.
 
Onları ordu ordu,
            Tabur tabur
                       Bölük bölük
Fakat teker teker
            Düğüne götürür gibi
Üç denizden aşırıp
            Ölüme getirdi gemiler.
 
Geliyorlar Taranta-Babu
Geliyorlar içinden bir yangın alevinin.
Ve bayraklarını dikip
            Samandan damına
                       Senin toprak evinin
Gelenler
            Geri dönseler bile eğer,
Kanlı kesik sağ kolunu Somali’de bırakan Torinolu tornacı artık,
            Çelik çubukları ipek gibi öremeyecek...
Ve kör gözleriyle bir daha Sicilyalı balıkçı denizlerin ışığını göremeyecek.
 
Geliyorlar Taranta-Babu.
Bu ölmeğe ve öldürmeğe gönderilenler
Kanlı sargılarına birer birer
            Teneke haçlar takıp döndükleri gün,
Büyük ve âdil Roma’da
            Hisse senetleriyle aksiyonlar yükselecek,
Ve gidenlerin ardından
Yeni efendilerimiz, ölülerimizi soymağa gelecek.
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.