Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Öyle mahkemeler gördüm ki zaten yoktular…
20 Ekim 2017

Öyle mahkemeler gördüm ki zaten yoktular…

Televizyon programından, yazılardan, tweetlerden suç çıkarmaya kalkınca bunların suç olduğunu iddia eden aslında suç işliyor

 
 
Baba mesleği hâkimlik olan, yaşamının yarısından fazlasını da “hak, hukuk, adalet”’ peşinde harcamış biri olarak, son bir yıldır gördüğüm, yargının cenaze törenine benzer karar ve uygulamalar sadece şaşırtmıyor, bir hukukçu olarak bu kararları veren yargı bürokrasisi adına utandırıyor da.
 
Utanma neden diyeceksiniz?
 
Tutuklu gazetecilerin AİHM’de devam eden davalarında bir ilk yaşandı. Gazetecilerin davalarına Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks müdahil oldu ve tutuklu gazetecilerin tutuksuz yargılanması istekli yazılı görüşünü AİHM’e sundu.
 
İşte bu yazılı görüşte okuduklarım ülkem, ülkemin hukuk ve demokrasi algısı  ve meslektaşlarım yargıç ve savcılara dair ortaya çıkan resmin ürkütücülüğü utancımın ve üzüntümün  sebebidir.
 
Cebir ve şiddete karışmamış gazeteciler için dosyalarındaki tek kanıtın gazetecilik faaliyeti olduğu, meşru muhalif görüşlerin bastırılması durumunun net görüntü olduğu, bu sebeple Türk makamlarının inandırıcılığını yitirdikleri,
 
Türkiye’de ifade özgürlüğü durumunun kötüleşmesinin, Türk yargısının bağımsız ve tarafsızlığının aşınmasıyla el ele gittiği,
 
Sadece gazetecileri değil aynı ifade özgürlüğü hakkını kullanan insan hakları savunucularını, akademisyenleri ve milletvekillerini hedef alan çok sayıda yargısal eylemin, ceza kanunlarının ve davaların yargı tarafından eleştirel sesleri bastırmak için kullanıldığını gösterdiği,
 
Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının belirgin şekilde erozyona uğramasının sonucu olarak ifade özgürlüğü hakkını korumanın hâlihazırda daha zor hâle geldiği…”
 
Daha ne olsun, değil mi?
 
Ölüm yıldönümü yaklaşırken, her hatırladığımda, içimi titreten büyük usta rahmetli Çetin Altan’ın dediği gibi “hayal ettiğimiz ülke,” bu ülke midir?
 
Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz.
 
Hayal ettiğimiz ülkenin, hayal ettiğimiz mahkemeleri de bu mahkemeler değildi şüphesiz.
 
Bir başka büyük usta, 11 Ekim 2005 yılında yitirdiğimiz Atilla İlhan’ın unutulmaz mısrası da onu anarken  arayıp bulamadığımız adaletin mevcut durumuna dört dörtlük bir uyarlamayla el veriyor diğer yandan:
 
‘’Öyle mahkemeler gördüm ki zaten yoktular.’’
 
‘’Öyle mahkemeler gördüm ki, yoktular’’ derken abartılan hiç bir şey yok hattâ azı var fazlası yok…
 
Geçen perşembe akşamı apar topar bir “Hâkim ve Savcılar Kararnamesi” yayınlandı. 287 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi, bu köklü ve acil değişimin ne anlama geldiğinin farkında mıyız, kimler gitti, kimler geldi?
 
Gelin kararname ile ilgili durumun vehametini ve bağımsız, âdil adaletin tasfiyesini somutlaştıran bir bölümü 13 Ekim tarihli Cumhuriyet Gazetesinin
13. sayfasından okuyalım;
 
Aralarında gazeteciler Murat Aksoy ve Atilla Taş’ın da bulunduğu 21 gazeteciye tahliye kararı verdikten sonra açığa alınan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi  Başkanı Konya’da, heyetteki bir hakim Çorlu’da, diğer hâkim ve duruşma savcısı Küçükçekmece’de görevlendirildi.
 
İddianameyi yazan kişi ne oldu, onu da gene haberden okuyalım; “yeni kararname ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine getirildi’’.
 
5 gün boyunca süren tanıkların ifadelerini geri aldığı, 13 kişi için hem savcının hem mahkeme heyetinin oy birliği ile tahliye verdiği gazetecilerin hepsi cezaevi kapısından polis marifetiyle alındı. Yargılamada beraat istenenler hakkında,  9 ay sonra, 2 kez ağırlaştırılmış müebbetle anında yeni bir dava açıldı.
 
Biz şimdi buralardan adalet, tarafsız ve bağımsız yargı bekliyoruz.
 
“Öyle mahkemeler gördüm ki, yoktular…’’
 
Gazetecilerin pek çoğunu yargılarken o kadar çok hukuksuzluk belgesi birikiyor ki, üşenmeyip dosyalara bir göz atmak insanı bunaltmaya yetiyor da artıyor, eğer mesleğiniz hukukçuluk ise bu bunaltıcı duygu katlanarak büyüyor.
 
Buyrun; tutuklu gazeteciler davalarından devam edelim. Cebir ve şiddet kullanmamış kısacası fiilen darbeye karışmamış insanların ağırlaştırılmış müebbetle yargılanamayacağını sağır sultan bile duydu ama bayat algı oyunlarından medet umanlar duymadı, daha doğrusu duymamış gibi yaparak ağır suç işlemeye arsızca devam ediyorlar.
 
Gazetecilerin neden müebbetle yargılanmayacağını bu sütünda çıkan 4 Ekim tarihli yazımda hem müebbetlik suç içeren madde gerekçelerine hem de 14 Temmuz 2017 tarihli Yargıtay kararına dayanarak anlatmıştım, uzatmaya ve tekrara gerek görmüyorum.
 
Ancak “öyle mahkemeler gördüm ki; yoktular’’ durumu bu rezaletle de sınırlı değil.
 
Gazeteci davalarındaki ortak skandallardan biri de; somut bir olgu ve bir kanıt, göstermeden, birbirinin tekrarı ağır suçlamalar içeren matbu kâğıtlarla insanları hürriyetlerinden mahrum eden dolayısıyla suç işleyen ve bunu sıradanlaştıran hukusal aldırmazlık oluyor. Bunların hepsi suç ve bu suçları sürekli olarak mahkemeler işlemekten çekinmiyor.
 
Çünkü ortada sanıkları suçlayacak bir delil yok, televizyon programından, yazılardan, tweetlerden suç çıkarmaya kalkınca bunların suç olduğunu iddia eden aslında suç işliyor.
 
Bunların hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına giriyor. Muhalif bilinene zulüm yapmak için darbecilik gibi akıl almaz suçlamalar yapılıyor.
 
Hukuk adına, meslek onuru adına, bugüne kadar örneklerine pek rastlamadığım bu vurdumduymaz tavır yargıyı tümüyle yok ediyor, devleti de hızlıca çürütüyor.
 
Hukukçuları da alenen suç işler duruma düşürüyor; Anayasayı, TCK’yı, CMK’yı yok sayan ve kulaklara üflenen fısıltılara göre tavır alan bir duruşun asla kabul edilemeyeceği ortada ama “İstanbul’dan Konya’ya düz hâkim olarak sürülmekten korkan çok kişi var” diyebilirsiniz.
 
Zaten ben de o nedenle rahmetli Atilla İlhan’ı anımsadım; “öyle mahkemeler gördüm ki; yoktular.’’
 
Yazık!
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.