Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / SEZİN ÖNEY / Bölünme Çağı
10 Ekim 2017

Bölünme Çağı

Katalonya ve Irak Kürdistanı bağımsızlık referandumlarının ardından "ayrılıkçı hareketlere" bir de akademik pencereden bakalım

 
"Oldu mu olabilir mi" derken, Hikûmetî Herêmî Kurdistan-Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve ardından da İspanya'da Katalonya'da özerk yerel yönetim Generalitat de Catalunya-Katalan Özerk Yönetimi, "bağımsızlık" referandumuna gitti. Bu iki referandum da, seçmenlerin ezici çoğunlukla bağımsızlığı desteklemesiyle sonuçlandı. Kürdistan referandumunda, yüzde 80'e yakın katılım oranıyla ve yüzde 98'lik "Evet" ile, gerçekten de ezici biçimde "bağımsızlık" yönünde niyet beyanı yapılmış oldu. Katalonya referandumunda ise,  yaklaşık yüzde 43 katılım oldu; katılanların yüzde 90'ına yakını da bağımsızlığa "Evet" dedi.

Bu oylamaların "birşey ifade etmediğini", İspanya ve Irak kadar başta komşu ülkeler olmak üzere, başka devletlerin asla bağımsızlığa izin vermeyeceğini öne sürenler var. Evet, bugünden yarına "bağımsız Kürdistan" veya "bağımsız Katalonya"dan söz etmek güç olabilir. Gene de, bundan bile emin olmak imkânsız: zira, mevzu "ayrılıkçı hareketler" olunca, bu tip hareketlerin inadının nereye gideceği bir muamma.  Sonuçta, bu referandumların gerçekleşmeyeceğini ileri süren de çoktu. 
Peki, bu referandumlar gerçekten ne anlama geliyor? İspanya ve Irak'ı; ve tabii, "ayrılıkçı hareketlerle" yüzyüze olan ülkeleri neler bekliyor?

Önce, bu konuda uzmanlaşan akademisyenlere bırakalım sözü... Ardından da, teorik çerçeveyi şu anda Irak Kürdistanı ve Katalonya'da olan bitene uyarlayalım.

Sydney Üniversitesi'nden Ryan Griffiths'e göre, "Ayrılık Çağında" yaşıyoruz ve önümüzdeki dönemde, ayrılıkçı hareketler dünya genelinde güçlenecek. Ve, en "inatçı" türden olan, taleplerinden geri atmayanlar da, ayrılıkçı hareketler. Griffiths'in Minnesota Üniversitesi'nden siyaset bilimci Tanisha Fazal ile beraber yaptığı çalışmalarda ileri sürdüğü tez şu: uluslararası sistemde "ulus-devlet" olmanın getirdiği avantajlar, bir ülkenin içinde "azınlık olmanın" getirdiklerinden çok daha fazla. 1816'dan günümüze kadar olan ayrılıkçı hareketleri araştıran Fazal ve Grifitths'in vardığı sonuç, bu tür hareketlere dünyada giderek daha fazla rastlandığı ve bu hareketlerin daha fazla ağırlığa sahip olduğu. İki akademisyenin konuya yaklaşımındaki farklılık da şöyle:  genelde ayrılıkçı hareketler, birbirlerinden bağımsız olarak, içlerinde bulundukları yerel dinamikler dikkate alınarak inceleniyorlar. Ancak Fazal ve Grifitths, İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1945'ten sonra ortaya çıkan dünya düzeninin, "ayrılıkçı hareketleri güçlendirecek" dinamikler oluşturduğunu öne sürüyorlar.

Griffiths'in kendi araştırmalarında vurguladığı üzere, 1945'ten beri, 131 yeni devlet kurulmuş. Bu da, 1945 öncesine oranla, üç kat hızlı bir "uluslaşma" süreci demek. Tabii, ben şu noktaya da dikkat çekeyim: İkinci Dünya Savaşı sonrası bu hızlı uluslaşmada, yani yeni ulus-devletlerin birbiri ardına "doğuşunda", Afrika başta olmak üzere kolonilerin özgürleşmeleri ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi gibi tarihî dönemeçlerin yattığını da unutmayalım. Ancak, kilit nokta şu; günümüzde dünya genelinde yaklaşık 60 kadar ayrılıkçı hareket var. Ve bu hareketler hedeflerine erişmek yönünde en sert ve şiddetli biçimde çatışan veya çatışmaya hazır olanlar.
 
Ayrılıkçı hareketlerin iki stratejisi

Griffiths'in kendisinin "Age of Secession" (Ayrılık Çağı) kitabında sunduğu teorik çerçeveye göre, bu tür hareketlerin iki tür stratejisi var:

İlk strateji, merkezî hükümeti hedef seçmek ve bu hükümeti, bağımsızlığa güç kullanarak veya başka yöntemlerle razı etmeye çalışmak. İkinci strateji de, merkezî hükümetin "arkasından dolaşarak", uluslararası destek toplamak ve merkezî hükümeti, bu şekilde bağımsızlığa razı getirmek. Ayrılıkçı hareketler de çoğu kez, iki yöntemi bir arada kullanıyorlar.

Ve taktikleri de çoğu kez benzeşiyor. Griffiths'e göre, Kürtler ve Katalanların ortak taktikleri "mecbur bırakma/dayatma" (compellence); yani, bir siyasi aktörü normalde yapmayacağı bir şeyi yapmak zorunda bırakma. "Compellence", aslında 2005'te Nobel Ekonomi Ödülü'nü alan Thomas Schelling'in ortaya attığı bir kavram. Schelling, 1966'ta basılan Arms and Influence (Silahlar ve Etki) kitabında bu kavramı kullanmış ve "compellence" kavramını bir rakibin taviz vermesini sağlayacak bir eylemi gerçekleştirmek olarak tanımlamıştı. Aynı kitapta bahsedilen, "deterrence" (caydırıcılık) ise, bir rakibin bir eylemi gerçekleştirmekten vazgeçmesini sağlayacak bir tavır olarak tanımlanmıştı. Uluslarararası İlişkiler'de, "compellence"ın iki başlıca yöntemi "diplomasi" ve "eylem" olarak tanımlanıyor.  Diplomasi, mâlum, diyalog yolunu kullanmak; sözlerle karşı tarafın hareketlerini biçimlendirmek. Öte yandan "eylem" ile ilgili kasıt, "harekete geçeceği" mesajını vermek; örneğin, askerî güç kullanmak ve kullanılabileceğini göstermek. Schelling'in deyimiyle, bu ikinci yol, "şiddet diplomasisi" (diplomacy of violence) anlamına geliyor. 

Schelling, "mecbur bırakma" veya caydırıcılığın, devletler arasında gerçekleşeceğini varsayıyor; ancak, Griffiths'in teorik çerçevesine göre, zaten ayrılıkçı hareketler de, kendilerini "müstakbel devletler" yerine koyarak, kopmak istedikleri ulus-devlet yapısına karşı "mecbur bırakma" taktiklerini uyguluyorlar.

Griffiths şöyle diyor: "Kürtler ve Katalanlar, ayrılığa doğru aynı genel stratejiyi uyguluyorlar. Stratejik olarak, tüm ayrılıkçı hareketler aynıdır. Diğer tarafları, kendilerini bağımsız devletler olarak tanımaya zorlamak zorundadırlar. Bunun için de, bir aktöre normalde yapmayacağını yaptıracak biçimde 'mecbur etme' yöntemini benimserler. Kullanılan taktikler şiddetin kullanılmasından, sivil direnişe ve seçim rekabetine değişir. Geniş açıdan bakıldığında, Katalonya ve Irak Kürdistanı kendine has örnekler değillerdir. Aynı stratejik rehberi kullanmakta ve türdeşleri hareketlerle aynı taktikleri kullanmaktadırlar."

Griffiths'in ayrılıkçı hareketlerin aynı stratejileri takip ettiği tezi, dünya genelinde onlarca farklı ayrılıkçı hareketlerle yaptığı görüşmelere dayanıyor.  Akademisyen,  bu görüşmelerde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Britanya'daki temsilcilerinin sadece İskoç değil, Flaman ve Katalan ayrılıkçı siyasetçiler ve hareketleri ile de temas hâlinde olduğunu öğrenmiş. Katalan siyasetçiler ise, İskoçya'da 2014'te yapılan referandumu yakından takip ederek, kendilerine gelecek için bir yol haritası çıkarmaya başlamışlar.

Bu yazının yazıldığı gün, 10 Ekim 2017'de Katalan özerk yönetimi Generalitat, bağımsızlık ilan edeceğini açıklamıştı. Önümüzdeki günlerde, Katalonya ile başlayıp Irak Kürdistanı ile devam ederek, ayrılıkçı hareketler cephesinde (ve tabii çevrelerinde) neler yaşandığını inceleyeceğiz.
 

oneysezin@hotmail.com

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.