Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / SEZİN ÖNEY / Katar'a ambargonun pür melâli - I
08 Haziran 2017

Katar'a ambargonun pür melâli - I

"Kardeşlik noktasında" tanımlanan ilişkilere rağmen hâlâ haritada Katar'ın yerini gösterebilecek kaç Türkiye vatandaşı var bilemiyorum


Ankara'nın "kardeş" olarak adlandırdığı Katar, şimdi dünya çapında bir krizin odak noktası. Hakkında kamuoyunun çok az şey bildiği ve bu krizin siyasi ve ekonomik sebeplerini, olası sonuçlarını tartışacağımız  bir diziye başlıyoruz. Önce "kardeş" olarak tanımlanan Katar nasıl bir ülke oradan başlayalım: Neticede Türkiye, Kıbrıs Harekâtından sonra ilk kez, çok uluslu misyonlar dışında askerî bir angajmana girerek Katar'a asker yolluyor. 

Suudi Arabistan öncülüğünde Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır; ardından da Yemen, Maldivler, Libya (Doğu Libya merkezli hükümet), Seyşeller, Moritanya ve Komoros, Katar ile tüm ilişkilerini kesti. Ürdün, Cibuti ve Senegal de, diplomatik ilişkileri kısıtladı. İlk etapta diplomatik blokaja katılmayan Ortadoğu'nun diğer önemli aktörleri Kuveyt ve Ürdün'ün ne yapacağı önemliydi. Ürdün, çok sert perdeden olmasa da diplomatik kuşatmaya destek verdi. Kuveyt ise, Suudi Arabistan'ın mesajlarını Katar'a ileten "iyi polis" rolünü üstlenmişe benziyor.

Ve tabii, Ortadoğu'da başka bir kilit aktör olan İsrail'in tavrı da önemli. İsrail Başbakan Yardımcısı (ve İsrail'in ABD eski Büyükelçisi) Michael Oren'in, krizin patlak verdiği ilk gün, sosyal medyada yaptığı şu açıklama ilginçti: "Ortadoğu kumlarına yeni çizgi çizildi. Artık, İsrail-Araplar'a karşı değil; Araplar ve İsrail, Katar'ın finanse ettiği teröre karşı." İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman da, Katar'ın blokajının, "terörizme karşı savaşta yeni birçok imkanın kapısını açtığını" söyledi. Ve şunu da ekledi, "ABD Başkanı'nın Suudi Arabistan'ı ziyareti esnasında, her şeyden önce terörizme karşı bir koalisyon oluşturmanın gereğinden bahsetti". İsrail'in "ortalığı karıştırmadan" verebileceği en açık desteği verdiğini ve Katar karşısında yer aldığını söylemek yanlış olmaz.

Ya ABD? Ortadoğu'daki en büyük ABD üssü, El Udeid, Katar'ın başkenti Doha yakınlarında. ABD politikasının ne olduğunu, Başkan Donald Trump'ın Twitter adresindeki mesajlarından öğrenmek zorunda kalıyoruz. 6 Haziran'da attığı, konuyla ilgili Tweet'inde Trump, "Ortadoğu'ya yakın zamanda yaptığım ziyarette, radikal ideolojilere finansman sağlanmasının artık mümkün olmayacağını söyledim. Liderler, Katar'a işaret ettiler; bak diye!" dedi. Bu mesajdan 1,5 saat sonra ikinci bir Tweet geldi; "Suudi Arabistan'da Kral'la ve 50 ülkeyle yapılan görüşmenin karşılığını şimdiden görmek güzel. Radikalliğin finansmanına karşı tavır alacaklarını söylediler ve tüm kanıtlar Katar'a işaret ediyordu. Belki de, bu adım terörizm dehşetinin sonunun başlangıcıdır!"

Başkan Trump'a karşılık, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı daha "yumuşak" tavır aldı. Pentagon, "diplomatik krizin", ABD'nin Katar'daki askerî varlığını etkilemeyeceğini ifade etti. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ise, "diyalog" çağırısında bulundu. Bu "orta yolcu" yaklaşım normal; neticede, ABD'nin Katar'daki üssü hâlâ, Suriye, Irak ve Afganistan'daki saldırılarda kullanılıyor. Ancak, Trump dönemi, her şeyden önce bir belirsizlik dönemi. Dış politika ve ötesinde kimin sözü ve planı belirleyici: bu durum bir muamma. 

"Diyalog" ve "tansiyonun indirilmesi" çağrısında bulunan diğer ülkeler, Rusya, Almanya ve İran. İran'ın bazı sert açıklamalara ve Katar'a destek çıkan tavrına rağmen, henüz somut askerî veya politik bir adım atmamış olması enteresan. Katar ile geçmişe dayalı ekonomik diyaloğu derin olan Britanya da genel seçimler ve kendi iç siyasi krizleriyle meşgul.

Dolayısıyla ilk günlerindeki siyasi bilanço söyle: Suudi Arabistan koalisyonu, ilk etapta beklendiği kadar genişlemedi. Örneğin, Tunus'a doğrudan markaj yapılmasına karşılık, Tunus henüz Katar ile ilişkileri kesmedi ve diyalog çağrısı yaptı. Buna karşılık, Türkiye dışında Katar'a ciddi biçimde arka çıkan da olmadı. Dünya genelinde, zaten Suudi Arabistan ile doğrudan paslaşanların Katar karşıtı ve Türkiye'nin sert biçimde Katar yanlısı siyaseti dışında, "bekle gör" politikası hâkim.  

Katar'a kuşatmanın siyasi arka planını derinlemesine inceleyeceğiz. Ancak, önce 5 Haziran'da başlayan bu krizin yol açtığı ilk etkilere bakalım. Diplomatik kuşatmaya katılan ülkeler, hava sahalarını Katar'a kapadılar. Suudi Arabistan, kara sınırında tamamen çevrelediği Katar'a olan tek sınır kapısı Ebu Semra'yı kapattı. Bu kapıdan günde yaklaşık 800 TIR geçiyordu.

Şimdi, Katar'ın denizden İran ve havadan da gene İran ve Türkiye üzerinden dünyaya açılmak dışında çaresi kalmadı. Katar'ın Batı'ya giden tek yolu, İran hava sahası üzerinden Türkiye'ninkini kullanmak.

Katar, bir süre öncesine kadar birçok Türkiye vatandaşının adını bile duymadığı bir ülkeydi. 2017 itibariyle ise Katar, Türkiye'nin askerî, ekonomik ve politik çok yakın ilişkileri olan bir ülke. Hattâ, 7 Haziran itibariyle, TBMM Genel Kurulu'nda, "Türkiye ile Katar Arasında Jandarma Eğitim ve Öğretimine İlişkin İşbirliği Protokolü'nün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı" ile "Türk Kuvvetlerinin Katar'a Konuşlandırılması" anlaşmaları da kabul edildi. Yani, Türkiye'den ordu mensupları ilk kez uluslararası bir misyon çerçevesinde değil, ikili anlaşma çerçevesinde bir başka ülkede görev yapacak. Tabii, 1974 Kıbrıs Harekâtını saymazsak.

Bu derecede tarihî bir dönüm noktasının odak noktası olan ve Ankara tarafından "kardeşlik noktasında" tanımlanan ilişkilere rağmen, hâlâ haritada Katar'ın yerini gösterebilecek kaç Türkiye vatandaşı var bilemiyorum. Ve haritadan haberi olanların hemen ayırdına varacağı gibi, bu kuşatmanın Katar'ı ve şu an için Katar yanında eşit biçimde angaje olan ikinci ülke olmayı seçen Türkiye'yi ciddi biçimde etkileyebileceği çok açık.

Önce Katar ile başlayalım: bu ülke nasıl bir ülke ve kendine has özellikleri, bu krizden nasıl biçimde etkilenmesine yol açabilir?

Katar, kendi gıda ihtiyacını karşılayabilecek bir ülke değil; tüketilen gıdanın yüzde 90'ı ülke dışından geliyor. Yapılan gıda ithalatının yüzde 80'ini, diğer Körfez ülkelerinden; öyle başka ülkelerden (mesela Asya ülkelerinden deniz yoluyla) gıda ithalatı kolay değil. Ne lojistik olarak (maliyetleri düşününce), ne de "helal gıda" erişimine imkân bakımından, ithalat kaynağı olarak bölge ülkelerine alternatif bulmak kolay.

Katar'a giden gıda maddelerinin yaklaşık yüzde 50'si, kara yoluyla, yani Suudi Arabistan üzerinden geçerek ülkeye ulaşıyor. Katar, dünyanın Gayrısafi Milli Hasılası en yüksek ülkesi. Ancak, Katar aynı zamanda toplamda 2,6 milyon olan nüfusunun katmanları arasında gelir dağılımının eşit olmadığı bir ülke. Bu nedenle, gıda ithalatında aksamalar yaşanması, ülke içinde en zengin olanlar dışında kesimlerde muhakkak ki huzursuzluğa yol açacaktır. 

İşin her şeyden önce bir psikolojik etkisi var:"Şeker kaplı" tarafından başlayalım. Ülkede en çok tüketilen gıda maddelerinden biri şeker. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'dan, yılda 100 bin ton şeker ithal ediliyordu. Ramazan ayında, şeker tüketimi özellikle yüksek. Sadece şeker değil, tüm gıda maddesi alışverişi, tüm bölgede olduğu gibi Katar'da da artıyor. Katar halkı öyle krizlere alışık bir ülke de değil. "Kuşatma" haberleri yayılır yayılmaz alışveriş merkezlerinde kuyruklar oluşması da, "psikolojik eşiğin çabuk aşıldığının" göstergesiydi.

Bir de tabii şu var: ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ı Katarlı değil. Ülke nüfusu özellikle 2003, 2008 ve 2010 yıllarında yıllık yüzde 15 gibi oranlarla "büyüyüvermiş" ve bunun sebebi de, Katar dışında bu ülkeye çalışmaya gelenlerin sayısının artması.

Katar, 1971'de bağımsızlığını ilan ettiğinde nüfusu sadece 120 bin kadardı. Katar halkının kendisi, Bedevîler, Hadarlar (İranlı Katarlılar olarak bilinen İran-Pakistan-Afganistan kökenliler) ve Afrikalı kökenlilerden oluşuyor. Yıllar içinde Katar'a dışarıdan çalışmak için gelenler ülkenin nüfusunu katlanarak arttırdı. Bugün de, ülke nüfusu dışarıdan gelen yabancı çalışanların çoğunun erkek olması nedeniyle, nüfusun cinsiyet dağılımı açısından son derece dengesiz bir tablo söz konusu. Ülkede nüfusun yüzde 75'ini erkekler oluşturuyor. Zira, göçmen olarak Katar'da yaşayanların çoğu, ailelerini bu ülkeye getirecek maddi imkâna sahip değil. Dahası, göçmen işçilerin yaşadığı "işçi kampları" gibi yerler bir yanda, "İnci" (Pearl) gibi 2,5 milyar dolar yatırımla yoktan var edilen lüks yerleşim merkezi, suni ada bir yanda yer aldığından, ülkede tuhaf bir ayrım da var.

Katar'ın nüfusunun yüzde 25'ini Hindistan'dan gelenler oluşturuyor. 650 binlik Hintli nüfusun ardından, 350 bin kişilik Nepalli göçmenler ikinci sırada. Ve 330 bin kişilik bir nüfusa sahip Katarlılar, kendi ülkelerinde ulusal grup olarak üçüncü sırada. Diğer bir deyişle, kendi ülkelerinin yüzde 10'unu oluşturuyorlar. Katar'da çok fazla Türkiye vatandaşı da yok; yaklaşık 8 bin kişilik bir Türkiye göçmeni kitle var ve bu grup, son yıllarda öyle katlanarak da artmamış. "Kardeş ülke" meselesine dönersek; askerî işbirlikleri (1950-60 arası Kore Savaşı'nda görev yapan Şimal Yıldızı Tugayı ve 1980 darbesi sonrası Türkiye dış ilişkilerinde yalnızlaşınca Kenan Evren'in Pakistan ile özel diyaloğuyla gelişen işbirliği), Türkiye kamuoyuna medya yoluyla özellikle yansıtılmıştı. Katar ile olan askerî ve politik işbirliği ise, "var olduğunun bilinmesi" dışında kamuoyu önünde fazla konu olmadı, daha doğrusu edilmedi. Bu nedenle de, Katar hâlâ Türkiye kamuoyu için "sürprizlerle dolu" bir ülke.

Örneğin, izolasyon genişler ve kriz büyürse, yabancı işçilerin ülkeyi terki ile ortada bildiğimiz hâliyle bir Katar bile kalmayabilir. Ülkeye yönelik tehditlerin artması hâlinde, bazı ülkeler vatandaşlarını geri çağırabilirler veya yeni göçmen gitmesine engel olabilirler; bu adımı şimdiden atan bir ülke oldu bile. ABD ile arası Başkan Donald Trump döneminde, birden daha bir yakınlaşıveren Filipinler, Katar'a yeni işçi göndermeyeceğini açıkladı. Gerçi bu adım, yaklaşık 24 saat içinde bir nebze yumuşatıldı. Yeni işçilere izin verilmese de, elinde geçerli izni olan Filipinlilerin, Katar'a işçi olarak gidip gelebileceği açıklandı. Filipinler'den Katar'a çalışmaya gidenler, ülkedeki en büyük göçmen topluluklarından; toplamda 260 bini aşkın Filipinli göçmen var ülkede. 2022 Dünya Kupası hazırlıkları çerçevesinde ülkede inşaat işçisi ve genel olarak inşaat sektöründe çalışacaklara ihtiyaç büyük.

Bir sonraki yazıda, Katar'ın başlıca kazancı kaynağı, doğal gaz ihracatından başlayarak bu krizin bölgeye ve dünyaya etkilerini tartışmaya devam edeceğiz.
 

oneysezin@hotmail.com

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.