Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Çalkalanıyoruz…
05 Mayıs 2017

Çalkalanıyoruz…

Faşist bir başkan adayı işsizlik tehdidi altındaki işçiler tarafından kutsanırken sosyalist kanattan gelen bir diğeri ıslıklanabiliyor


Fransa’da 23 Nisan Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu önümüzdeki pazar günü yapılacak.
 
İkinci turda 2014 ile 2016 yılları arasında iktidardaki Sosyalist Parti hükümetinin Ekonomi Bakanı olan ve ilk turda en çok oy alan Emmanuel Macron ile onu ardından takip eden sağcı, hattâ ırkçı Ulusal Cephe Partisi’nin lideri Marine Le Pen yarışacak.
 
Piyasa ekonomisi kurallarından taviz verilmemesini istediği için anlaşmazlığa düşen ve hem bakanlıktan hem de partisinden istifa eden Macron kendisini ekonomi politikalarında “liberal”, sosyal konularda “solcu” olarak tanımlıyor.
 
Partisinden ayrıldıktan sonra kurduğu ve çok büyük ilgi gören “En Marche-Yürüyüş” hareketinin pusulasını da bu tanım oluşturuyor.
 
Acele yenen bir yemek gibi, dünyada geniş bir kesimde hazımsızlık yaratmış gibi gözüken ve tutunamayanların öfkeli tepkisine neden olan küreselleşme yer kürenin siyasal ve sosyal ikliminde çarpıcı depremler yaratmaya devam ediyor.
 
Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ve sonrasındaki gelişmeler de bu çarpıcı deprem örneklerinden biri oldu.
 
İkinci tur adayı Ulusal Cephe Parti Lideri  Marine Le Pen ırkçı, milliyetçi, kürselleşmeye ve bu sürecin Avrupa’da durağı olan Avrupa Birliği’ne karşı, liberal demokrasiye de alerjik.
 
Dünya sistemi ve liberal demokrasi taraftarları Fransa’daki seçimleri endişeyle izledi, korktukları Le Pen’in seçimin favorisi olma ihtimaliydi, bu olasılık Trumpgillerin biraz daha güçlenmesi, küreselleşme sürecinin ve liberal demokrasi karşıtı tehdidin iyice artması, Avrupa’yı da egemenliği altına almaya başlaması anlamına gelecekti; bu olmadı…
 
Macron’un ilk turun ve muhtemelen bu Pazar yapılacak son turun da galibi olacağı anlaşılınca dünya piyasaları bayram yaptı.
 
Ama dünya büyük coşkuya ve görülür bir rahatlamaya sebep olan Macron aynı sıcak ilgiyi doğduğu kent olan Amiens kentinde göremedi, üretiminin Polonya’ya kaydırılması sonucu kapanma tehlikesi bulunan Whirlpool beyaz eşya fabrikası işçileri tarafından yuhalandı. 
 
Aynı işçiler ise ırkçı Le Pen’i bağrına bastı. 21. yüzyıla sancılı geçiş depremleri dediğim de bu; faşist bir başkan adayı işsizlik tehdidi altındaki işçiler tarafından kutsanırken sosyalist kanattan gelen bir diğeri ıslıklanabiliyor. Ahmet Kaya’nın şarkısındaki gibi; “bu ne yaman çelişki anne”?
 
Sanayi Devrimi’nin sona erdiğini, bu değişimin derin sosyal değişim yarattığını göz önüne alamayınca, kolayca da anlaşılmayacak gibi görünen bir “yaman çelişki” doğrusu…
 
Sanayi Devrimi ve sonrasında, fabrika işçileri toplam çalışanların neredeyse yarısına yaklaşan büyük bir çoğunluktu.
 
Post-endüstriyel dönem denen enformasyon çağı, fabrikaları ve emekçi sınıfını tahtan indirdi. Bu gün dünyada çalışan nüfusun ancak onda birini fabrika işçileri oluşturuyor.
 
Bilgisayarlaşma ve robotlaşma, yeni fikirler, icat çağı ağır sanayiyi, kallavi fabrikaları ve sert emek dünyasının proleterlerini örseledi, güçten düşürdü. Onlar da çareyi yeni dünyaya karşı tepki duyan, tutunamayan zordaki insanların öfkeli enerjisi üzerinden karşı siyaset üretenlerin peşine takılmakta buldular.
 
Amiens kentindeki zordaki işçilere “ekonomi politikalarında liberal, sosyal konularda solcu Emmanuel Macron mu, mevcut dünyaya içe kapanarak milliyetçi, ırkçı damardan güç üretmeye çalışan faşist Le Pen mi?” diye sorunca işçilerin yanıtı duraklamadan “Le Pen” olabiliyor.
 
Enternasyonalist olarak gün ışığına çıkan işçi sınıfı yeni çağın sanayiyi ve fabrikayı marjinalleştirmeye başlayan sarsıcı dinamiği karşısında Amiens gibi komünistlerin kalesi olmuş bir kentte içe kapanmacı, ırkçı bir tepki hareketine kucak açıyor.
 
21. yüzyıl, 20. yüzyılın bir nevî karşıtı gibi. Geçen yüzyıl buhar makinesi, fabrikalar, işçiler yükselişteydi. Şimdi bunlar kaybedenler listesinin ilk sıralarını alıyor.  Bilgisayarlar, robotlar, her gün bir önceki günü eskiten ve acilen hayata dâhil olan fikirler ise çağın hem ekonomik hem sosyal, hem siyasal metabolizmasını yeniden inşa ediyor. Ancak bu çok sancılı, zahmetli ve acılı gelişiyor.
 
39 yaşındaki genç Emmanuel Macron da anlaşılan el yordamıyla 20. yüzyıl ile 21. yüzyılın sentezini yapma gayreti içinde.
 
Piyasa ekonomisini kaçınılmaz bir gerçek olarak kabul ediyor ama adaletsiz ve eşitsiz bu yeni dönemde altta kalanlara, sanayi döneminin kazanımlarına da sahip çıkarak “sosyal adaletçi” bir vicdanı kaçınılmaz görüyor.
 
Ancak bu sentezin köklemesi, derinleşmesi daha da anlam kazanması kolay gözükmüyor. Anlaşılması belli ki daha da zor. Amiens’in bize sunduğu resim bu.
 
21. yüzyılın betimlemeye çalıştığım dinamiklerinin daha hızlı, daha çabuk, daha kolay anlaşıldığı ülkeler de var mı, var ise acaba hangileri diye sorarken Baltık ülkelerinden ses geldi.
 
Finlandiya Hükümeti rastgele seçtiği iki bin vatandaşına işsizlik tazminatı vereceğini açıkladı. 
 
İş ve çalışmanın 20.yüzyıl kalıplarından çıkarak uzaklaştığı günümüzde, işsizli egemenliğini artırırsa “işsizlerin nasıl yaşayacağını, neler yapabileceğini bu denek olarak saptadığı iki bin kişi üzerinden gözleyerek önlemler alacak ve çareler geliştireceklermiş.
 
Büyük ve çarpıcı depremler çağı 21. yüzyıl şaşırtarak yol alıyor.
 
Çalkalanıyoruz…

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.