Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Altı parmaklı çocuk mu geliyor?
28 Nisan 2017

Altı parmaklı çocuk mu geliyor?

İç ferahlatan haberde “NASA’nın Mars’a insanlı yolculuğu için” ihtiyaç duyulan 19.5 milyar dolara Trump onay vermişti


Hamile kadınlar doğum yaklaşırken vehme kapılırlar; “acaba bebek sağlıklı doğacak mı” sorusu zaman zaman baş edilmez bir saplantıya dönüşür.
 
Birisi “aman sakın altıparmağı olmasın” diye taktırdı mı, diğerleri de bundan etkilenir. Endişeli korku tüneli genişler.
 
Hamilelikteki bu gelgitli endişelere “altı parmaklı çocuk” sendromu diye toptan bir üst başlık takılmıştır.
 
Doğmakta olan 21. yüzyıl için artan endişeler de hamilelikteki ağır vehimlere benzemeye başladı; acaba çocuk altı parmaklı mı doğacak? Başlarda işler kendi yatağında sağlıklı akar iken birden bir şeyler olmaya başladı, vesveseler de o denli ön aldı.
 
Çağ değişimleri ne yazık ki kolay olmuyor, sanayi dönemi de böyle başlamış, uzun süren kuluçka, doğum ve olgunlaşma sürecinde de çoğu zaman “altı parmak” kâbusu yükselmiştir.
 
Geçmişin tecrübesi ve birikimiyle bakar isek, geçmişteki doğumlardan pek bir fark yok, hattâ epey benzerlik görülmekte.
 
Teknoloji ön alıyor ama toplumsal dönüşüm ve değişim o kadar hızlı değil, bazen teknoloji ile aynı hızda koşuyor, bazen de hazım zorluğu çekiyor, bazen yorulup tık nefes oluyor.
 
Teknolojik değişim ile sosyal değişim makası açılınca “altı parmaklı çocuk’’ korkusu da hızlıca artıyor.
 
Buna en güzel örnek ABD olabilir.
 
Sosyal yapı isyanda, hızlı yenmiş bir yemek gibi, bilgi çağı hazmı zorlaştırdı, buna uyum sıkıntısı çeken ya da mevcut yenilenmede yer bulamayanlar isyan bayrağı çekti. İsyancıların lideri Trump da Beyaz Saray’a hâkim oldu.
 
Ehlileştirilmiş bir at üzerinde eğreti bir kovboy gibi değerlenen Amerika’ya ve Trump’a ait son derece çarpıcı bir haber tesadüfen gözüme ilişti ve doğrusu içim rahat etti, kendi kendime söylediğimi bir kez daha tekrar ettim; “merak buyurmayın, 21. yüzyıl sağlıklı doğacak”.
 
Gözüme ilişen ve iç ferahlatan haberde “NASA’nın Mars’a insanlı yolculuğu gerçekleştirmesi için” bu aşamada ihtiyaç duyulan 19.5 milyar dolara Trump onay vermişti.
 
Tutunamayanların isyan lideri gibi görünen Trump’tan Mars’a insan göndermeye yeşil ışık; devamında haberin içine biraz daha gömüldüm.
 
İmzalanan yeni kanun NASA’ya insanlı uzay uçuşu programlarını doğrudan test etme yetkisi de veriyor. Trump “yaklaşık 60 yıldır NASA’nın çalışmaları milyonlarca ve milyonlarca Amerikalı’ya burada, dünyada daha iyi bir geleceği ve uzak dünyaları hayal etmesine ilham verdi, bu yasayı imzaladığım için sevinçliyim” demekte…
 
Yasa, Dünya yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu’nun en az 2024 yılına kadar kullanımına da imkân veriyor.
 
Haberi okuyunca “çocuk sağlıklı geliyor” dedim, peki ama “sağlıklı geliyor” ise bu karmaşa ne? Teknolojinin Mars’a götüreceği insan neden bu kadar huzursuz, neden bunca sorunu var?
 
18. yüzyıl İngilteresine hattâ -- daha da özel -- Londra’ya ışınlanmak istedim. Bugüne projektör tutacak tek laboratuar olarak varsaydım.
 
Charles Dickens romanlarından belleğimdeki izler bana yol gösterdi. Acı, ıstırap, sefalet yüreğimizi ince ince oymuyor muydu, hâlbuki bildiğimiz sanayi devrimi dönemi çocuğun doğum süreciydi.
 
Dickens’ın o kitaplarına kapılıp gittiğimizde, hamilelik vesvesesi fark atarak koşuyordu; “kesin doğacak çocuk altı parmaklı, sorunlu” diyordunuz, teknolojinin hikâyesine bakar, başka şeylerle ilgilenmezseniz ise işler tıkırında idi.
 
Bir de “Lud” adlı bir işçi vardı galiba, adeta bir başka dönem Trump’ı. Makinelere saldırıp, kırmak istiyordu. Makinelerin işçileri işsiz bırakmasından korkuyordu. Peşinden gidenlere “Ludist” dendi. Ama çoktan tarihin sayfalarında kaybolup gitti, değişim döneminin cilveleri olarak, kutularda kayboldu.
 
Galiba bir önceki çağ gümbürdemeye başlayınca, öfke baldan tatlı geliyor.
 
Gidene aşina, gelene çok yabancı olanlar ayaklanıyor. Gelsin milliyetçilik, gelsin popülizm, gelsin yabancı düşmanlığı, bunların zihinlerde eski ve köklü izleri de var üstelik, derince yerleşmişler hafızalara. Öyle ki yabancı düşmanlığı yabancı dillerde eski bir kavram, eski bir kelime. Demek ki geçmişi var.
 
Şimdilerde tüm bu isyanlar “küreselleşme” üzerinden okunuyor. Küreselleşmenin yanıp bittiği, ölüp gittiği söyleniyor. Eşitsiz, adaletsiz ve hızla yenen bir yemeğin hazmı zorlanınca kay etmek gibi bir ara durağı mı bu?
 
Teknolojik sıçrama refah, yenilik, kolaylık ve yaşam kalitesi getirdi ama henüz eşitlik ve adalet getirmedi. Böylelikle tutunamayanların tepkisini fazlasıyla mı ateşledi dersiniz?
 
Sanayi dönemi ve onun işçileri, emekçileri artık eski gücünü fazlasıyla kaybettiği için mi klasik milliyetçi tepkiler aşırı sağ üzerinden mi zıp zıp zıplar, parendeler atar oldu?  Tepkiler klasik eski patikalarından yürümeyi bir refleks haline mi getirdi?
 
Aşırı sağın küreselleşme sürecine tepkisel silah olarak kullandığı köhne kavramlar emeğin mücadelesinden daha eski…
 
Bir de sanayileşme süreci yeni bir evreye geçerken sol yayınlar ve kavramlar yetersiz kitlelerin sığınağı olamıyor gibi…
 
Endişelenmek, korkmak, ürkmek vehimlere kapılmak için gerçekten de fazla neden var. Ama Trump’ın Mars haberini okuyup, sanayi döneminin toplumsal laboratuarlarında kulaç atınca ferahlıyoruz.
 
Korkmayın doğum zorlu, doğum zor ama 21. yüzyıl “altı parmaklı” değil, bir zaman sonra teknolojik değişim ile toplumsal değişim ahenkli bir tango çiftine dönüşünce durum normalleşir, teknolojik hızlı değişimin toplum tarafından hazmı kolaylaşır.
 
Büyük yığınlar da rahatlar. Sanayi dönemi ve sonrası da aynen böyle olmuş, ben tarihin yalancısıyım.
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.