Anasayfa / FİGEN A. ÇALIKUŞU / Hayır, sesler ve renkler soluklaşmasın…
12 Nisan 2017

Hayır, sesler ve renkler soluklaşmasın…

Türkiye’nin zafiyet alanlarından biri de her birimizin “ses toplayıcı” bir aktöre dönüşmekten uzak oluşumuz


Başında kulaklıkları, elinde uzun çubuğu “ses toplayıcı” genç bir İtalyan aktör filmin baş rolündeydi.
 
Sokak sokak umursamadığımız, dikkat etmediğimiz, uğultu içinde saklanıp kaybolduğu için özen göstermediğimiz, duymadığımız sesleri topluyordu. Filmin adı Volere, volare idi, hatırladığım kadarıyla.
 
Bir an kendinizi yaşadığımız ortamların “ses toplayıcısı” olarak düşündüğümüzde böyle yüksek bir duyma bilincinin eşliğinde neleri toplar, hangi sağa sola kıyıya köşeye sinmiş sesleri bulur çıkarırdınız, düşünmesi bile heyecanlı ve oyuncaklı değil mi?
 
Sokağın, ortamın, doğanın ahengini çözmeye çalıştığımızda karşımıza nasıl çok sesli, çoğulcu, fark edemediğimiz nice seslerin rengi çıkıveriyor. Dans eden, coşku ile oynaşan muhteşem bir kalabalık sizi karşılıyor.
 
Hafızamın eski sûretlerinden gelen “ses toplayıcısı”nı geçen haftaki bir ödül çağırdı aslında.

 
İstanbul Teknik Üniversitesi, Anadolu’nun ses zenginliğini ortaya çıkarıp dünyaya tanıtan çalışmaları nedeniyle Hasan Saltık’a fahrî doktora verdi.
 
Sadece Anadolu ve Osmanlı coğrafyası için değil aynı zamanda dünya sanat mirası için de büyük ve değerli bir zenginlik olduğunun kabul görmesi ve bu yolla insanlığın ruh dünyasında kalıcı izler bırakması, Anadolu eksenli kültür varlığı kadar kıtalararası genişlikteki kültür varlığına da bu ürünlerin büyük bir zenginlik katması bu ödülün nedeni oldu.
 
Özetle yapılan bir “ses arkeologluğu” idi. Bir nevî bu coğrafyamızdaki insanlık âleminin bizlere bıraktığı kültürel mirasın ses olup çıkagelmesi, aramıza katılıvermesiydi. Berraklaştırılıp, sadeleştirilip, zenginlik sofrasına sunulmasıydı.
 
Türkiye cağrafyasındaki öteki kuşakların seslerini düşünün: Ege’de Tahtacılar, Yörükler, Pomaklar. Laz müziği, Kürt müziği. Sayın sayabileceğiniz kadar. Yaşadığımız coğrafyanın sesleri o kadar çok, o kadar geniş, o kadar ufuklu ki, bir anda zenginleşiyor, çoğalıyor, çağlıyorsunuz.
 
Türkiye’nin zafiyet alanlarından biri de her birimizin “ses toplayıcı” bir aktöre dönüşmekten uzak oluşumuz.
 
Her birimiz “ses arkeologu” olsaydık, Anadolu’nun ses zenginliğini sahiplenseydik, çok sesli, çok kültürlü olmanın eşsiz armonisini keşfetseydik, nasıl zenginleşir, insanın kutsal varlığının sırrına nasıl ulaşıverirdik?
 
İnsanı tanır, insanı görür, insanlığın ayrılmaz bir parçası olduğumuzun bilincini parlatırdık.
 
Anadolu’da toprakla barışmak, ânında insanlıkla el sıkışmak gibi.
 
“Ses toplayıcılarının”, “ses arkeologlarının” bulup çıkardığı bu büyük insanlık hazineleri neden bizim de kazanımlarımızda yer almıyor?
 
İnsana ritim, melodi, ağıt, türkü, şarkı ve hepsini barındıran “ses” olarak bakınca nasıl muhteşem bir zenginliği, eşsiz bir yaratıcılığa ulaşıveriyoruz.
 
Ama “ses toplayıcı” ama “ses arkeologu” olarak bakmayınca insanı fakirleştiriyoruz, farkında değiliz.
 
Sadece din, sadece ırk, sadece mezhep pusulası insanı esas var oluşundan, muhteşem yaratıcılığından, en kutsal canlı kimliğinden kopartıyor.
 
Sesler soluklaşıyor.
 
Sesler kadar belki de hiç bir şey toplumların, ülkelerin, toprakların, ulusların esas ve asıl kimliklerini üç boyutlu büyük bir boy haritası gibi veremiyor.
 
Ülkeler coğrafyalarındaki tüm zamanların tüm ses ve müziklerine sahip çıkıp, hepsini benimsedikçe büyüyor, mevcutları inkâr edip tek sesli ve melodili bir fakirliği öne çıkardıkça tüketiyor.
 
Türkiye’nin temel ayrışma noktası tam da burada, coğrafyasında ses toplayıcılığını, ses arkeologluğunu kimliği haline getirecek mi, bunu inkâr ederek tek kavallı bir çoban güdümünde çoraklaşacak mı?
 
Zor ve çileli bir coğrafyadaki ülkemiz kritik ve çetin dönemeçten geçiyor. Tercihler biraz da coğrafyamızdaki sesler ile bağlarımızı ve ilişkilerimizi belirleyecek.
 
Ya zenginleşecek, insanlığın esaslı bir parçası olacak, herkesin işaret ettiği kallavi bir ses arkeoloğu olacağız ya da tek notalı tek melodili tek müzikli esamesi okunmayan, kısık sesli bir fakir çaresizliğe düşeceğiz.
 
Öyle bir karar verelim ki sesler soluklaşmasın, bu Anadolu coğrafyasındaki bize emanet edilen çok sesli zengin miras çümbüşü insanlık mirasına eklensin, insanlık mirasını büyütsün.
 
Seslerimiz de, renklerimiz de bizler de soluklaşmayalım…
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.