Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / SEZİN ÖNEY / Portakal gibi sıkılan gençlik
15 Mart 2017

Portakal gibi sıkılan gençlik

Özellikle kentli gençler arasında işsizlik oranı, yüzde 25’i aşmış durumda...


“Orta yaşlı bir genç” olarak, gerçekten çok genç olanlara, çocuklukla gençlik arasında olanlara; Türkiye’nin daha 10’lu, 20’li yaşlardakilerine karşı kendimi çok boynu bükük hissediyorum. Çok ağır bir miras bırakıyoruz onlara; hiç de istemeden, tam tersi için umut ve heyecan duyarken olan tam da bu ne yazık ki...

Türkiye, siyasi açıdan kutuplaşmanın her zaman var olduğu bir ülkeydi. Ancak, bugün geldiğimiz noktada, toplumun bir kesimi, düşmanlaştırılmanın da ötesinde açıkça hedef gösteriliyor. Bu gelinen nokta da, kutuplaşmanın ötesi bir hâl: bir tür toplumsal ve siyasi “buzul çağı”.

Gençlerin yarısı “terörist” mi?

Referandumda “Hayır” diyenler artık, en üst makamlar tarafından açıkça “terörist”, “terörist örgütlerin işbirlikçisi” olarak etiketleniyor.

Metropoll Araştırmanın Ocak ve Şubat ayı verilerine göre, 16 Nisan referandumunda, “Hayır” oyu kullanmaya en eğilimli yaş grubu da “gençler”. Ocak ayı verilerine göre, 18-34 yaş grubunun yüzde 45’e yakını “Hayır” demek niyetinde. “Evet” diyenlerin oranı ise, yüzde 37’de kalıyor. Metropoll’un “Türkiye’nin Nabzı” raporu, Ocak verilerinde, “Evet” oyu kullanma düşüncesinde olanların en yüksek olduğu kesim, 55 yaş üzeri. O yaş diliminin yaklaşık yarısı, “Evet” deme eğiliminde. Şubat ayında da veriler yaklaşık olarak aynı...

Bu durumda, gençlerinin yarısı “terörist” ilan edilen bir ülkeden bahsediyoruz. Bu kadar baskı ve ağır biçimde dışlama sonucunda, “işleyebilir” bir sistemin mümkün olması beklenemez. 

Gençler, hem geleceğe dair kaybedecek şeyi en çok olanlar hem de gelecekleri için risk almaya en eğilimli kesim...

Genel olarak bakıldığında, Türkiye’de gençliğin pek parlak bir geleceği yok. Her şeyden önce, işsizlik büyük sorun. Şubat sonunda açıklanan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Kasım 2016 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması, genç işsizliğinin yüzde 23’e yaklaştığını gösteriyor. Bu da, 2009’da “teğet geçen kriz” dönemindeki yüzde 25’e yakın bir oran. Ancak, özellikle kentli gençler arasında işsizlik oranı, yüzde 25’i aşmış durumda. Türkiye gençleri arasındaki işsizlik oranın ülke genelinde daha yüksek çıkmasını engelleyen, tarım işçiliği... Genç kadınların durumu daha da vahim; özellikle kentli genç kadınların – zira, bu kesimin yüzde 34’ü işsiz.

Reaksiyonerliğin türleri

Batı ülkelerini “düşman” olarak algılama veya en azından “dost” görmeme, zaten toplumun her kesiminde var olan bir eğilim. Buna karşılık, Türkiye’nin her kesiminde, örtük veya açık biçimde, “Doğu” toplumlarına karşı da kendini üstün görme eğilimi var. “Doğu kompleksini” inkâr eden kesimlerde bile, Türkiye’nin “Doğu toplumlarının efendisi, lideri” olduğu gibi bir üstünlük taslayıcı yönelim var.

Daha da ironik biçimde, Batı toplumları için Türkiye’nin en ilginç yönü, “bir köprü ülke”, hem Batılı hem Doğulu olabilmesi ve kültürel zenginliği. Doğulu toplumlar içinse, Türkiye’nin en büyük özelliği, “Batı’ya uzanan bir köprü” olması ve Batı-Doğu özelliklerini aynı anda yaşabilmesi.

“Batı” ve “Doğu” metaforları benim şahsen kullanmayı sevdiğim kavramlar değil; ancak, Türkiye’nin temel açmazı ve çelişkisini de dile getiyorlar.

Şimdi; popülist kutuplaşma, durduk yere etrafa saldıran, kavga çıkaran ve iktidarını bu şekilde tesis eden kabadayı hâlinin kötücül enerjisini, tamamen bu “Doğu-Batı” çelişkisi üzerinde zıplamaya harcamaya başladı.
Hadi bir kültürü, o kültür haline getiren “çoklu”, “çok parçalı” bütünü, kazma vura vura yok ettiniz... Geriye bir enkaz kaldı.
=
Ya işin pragmatik yönü: Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yüzde 50’si Avrupa Birliği ülkelerine. Buna karşılık, AB ülkelerinin pazar payında, Türkiye’den ithal edilen ürünler, sadece yüzde 1,27 oranında. AB’nin Türkiye’den ithalatının büyük kısmı da, tarım ürünleri. Yani, zaten başka ülkelerden rahatlıkla karşılanabilecek ürünler...

Buna karşılık, Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı, AB ülkelerinden. Ve bu ürünler, yeri doldurulamayacak yüksek teknoloji ürünleri.

Yüksek teknolojiden de vazgeçilebilir; portakal suyu sıkarak protesto da yapılabilir tabii.

“Batı-Doğu çelişkisini”, popülist kutuplaşmanın ateşini alevlendirmek için benzin olarak kullanmak, gençlerin eline avucuna, geleceğine sadece küller bırakır.
 
 
 

oneysezin@hotmail.com

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.