Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ZEYNEP KOÇAK / Venedik Komisyonu da neymiş?
12 Mart 2017

Venedik Komisyonu da neymiş?

Komisyon boş zamanı olduğu için, Türkiye’ye garezinden ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gıcıklığından bu raporu hazırlamış değil


Bir Venedik Komisyonu’dur gidiyor geçen yazdan beri. Önce 139 HDP’li milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına tepki gösterdi komisyon, sonra 15 Temmuz’daki darbe girişimin OHÂL ile sonuçlanmasına, olağanüstü hâle dayanılarak çıkarılan KHK’lar ile binlerce kişinin işten atılmasına.
 
Söyledikleri hep aynı çizgide ve netti aslında başından beri: Ey Türkiye, Avrupa’nın hukuk normlarına uygun davranmıyorsun! Onu bırak, kendi anayasanla bile çelişiyorsun!
 
İki gün önce, 10 Mart’ta Komisyon yeni bir toplantı yaptı ve yine Türkiye üzerine, Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) talebiyle hazırladığı uzman görüş raporunu açıkladı. Raporda diyor ki, “Ey Türkiye, yahu, olağanüstü hâl var iken bir memlekette, seçim ya da referandum yapılır mı, bu hangi akla, hangi hukuki anlayışa sığar?”
 
Avrupa’nın hep biraz naifliğine, belki de bizim içeriden gördüğümüz açık tehlikeyi dışardan pek de yorumlayamıyor ya da cevap vermekte gecikiyor olmasına veya bütün bunları aynı anda daha çok işine geldiği için yapmasına alıştık sayılır artık. Senelerdir bağırıyoruz, “Türkiye otoriterleşiyor, otoriterleşti!” diye. Venedik Komisyonu ise artık referandum arifesinde bunu belirtmeyi gerekli gördü. Tespitlerinde yine de bir umut var; 10 Mart raporunda hâlâ diyorlar ki mesela, “önerilen sistem ülkeyi otoriter ve kişisel rejime dönüştürebilir!” Hayır efendim, zaten ülke “otoriter ve kişisel bir rejim” ile yönetiliyor; kendi anayasasına uygun davranmayan, herhangi bir hukuki sınırlamanın ya da denetimin yoluna çıkmadığı OHÂL’i uzattıkça uzatan, seçimlerini bile bu olağanüstü hâl rejimi içerisinde yapabilen bir iktidardan bahsediyoruz. Komisyon hâlâ kalkmış, otoriter ve kişisel rejimi ancak “önerilen” sistemin getirebileceğini söylüyor. Geçmiş ola, Venedik Komisyonu. Önerilen sisteme geçiş, sadece bu tek-adam sisteminin hukuki araçlarını yerleştirmiş, hukuku da hâlihazırda var olan fiili duruma göre yeniden düzenlemiş olacak.
 
Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Venedik Komisyonu’nu ve dolayısıyla Avrupa’nın hukuki tespitlerini ve iradesini tanımadığını yine oldukça delikanlı bir şekilde belirtti: “Artık o eski Türkiye yok!” Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1990’da kurulmuş, aşağı yukarı 25-30 senedir Bosna Hersek’teki polislerin ruhsat iptallerinden Kosova’daki insan hakları mekanizmalarının aksaklığına kadar hukuki görüş bildiren komisyon hakkındaki yaklaşımı nasıl:
 
“Şimdi bir de Venedik Komisyonu raporundan bahsediyorlar. Bu Venedik Komisyonu raporu dediğiniz ne biliyor musunuz? Sadece Avrupa Konseyi’nin bir teknik heyeti bu, grubu, oradan verdiği bilgiyi alıyor o kadar. Yani bunların bir kıymetiharbiyesi yok. İstediğin kadar rapor yaz, senin raporlarını biz tanımıyoruz, tanımayacağız bunu bil!”
 
Neymiş Erdoğan’ın tanımadığı komisyon?
 
Şimdi her şeyden önce bir bakalım, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin artık tanımadığı teknik heyet neymiş!
 
1990’da Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri (Doğu Bloku) Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasında bu ülkelerin Avrupa insan hakları anlayışına ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun anayasa hazırlamalarına yardım etmek için kurulur, yani bir nevi “acil anayasa yardımı”... Komünist sistemden ayrılan ülkeleri Avrupa standartlarına taşımak idi görevi.
 
Komisyon, en başta sadece kendisiyle alakalı anlaşmaya imza atan Avrupa Konseyi üye devletleri ile işlerini yürütürken, daha sonra tüm Avrupa Konseyi üye devletlerini kapsar bir hale geldi. 2002’de, Avrupa Konseyi Avrupa kıtasında bulunmayan ülkelerin de tam üyeliklerini onayladıktan sonra birçok devlet daha katıldı. Şu anda 47’si Avrupa Konseyi üyeleri olmak üzere toplam 61 tane üyesi bulunuyor.
 
Dedik ya, en başta anayasa hazırlanma süreçlerine yardım etmek için kurulmuştu. Tabii zamanla bu göreve gerek kalmadığından, komisyonun iş tanımı da değişiyor ve kendi web sitesinde belirttiği dört görevin en sonuncusunu, yani “Çeşitli uluslararası konularda çalışmalar yapma, raporlar hazırlama ve seminerler düzenleme” üzerine odaklanan bir think-tank görevi görmeye başlıyor.
 
Komisyon neyi, neye göre inceler?
 
Komisyon’un inceleyebileceği, görüş bildirebileceği durumlar arasında şunlar var: İki üye devlet arasındaki ihtilaflar, anlaşma taslakları, hâlihazırda var olan anlaşmaların yorumları. Ve tabii ki Komisyon, üye ülkelerdeki uygulamaların hukuka ve Avrupa normlarına ve standartlarına uygunluğunu denetleyebiliyor. Son çıkan, 10 Mart tarihli rapor da bu kategoriye denk düşüyor zaten.
 
Komisyon’un önüne getirilecek konuları kim belirliyor peki? Aslında bir çok organ “soru sorabilir”, yani “Komisyon, şurada bir sorun var gibi, bir el atar mısın, hukuka uygun mudur?” diye Komisyon’dan görüş isteyebiliyor. Türkiye üzerine görüşü, Türkiye’nin de 18 vekil ile temsil edildiği Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi (AKPM) talep etmiş, hatırlamakta yarar var.
 
Şimdi burada bir duralım, www.tbmm.gov.tr’de, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi sitesinde listelenmiş Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyelerine bakalım. Markar Esayan’ın ve Mehmet Babaoğlu’nun da dahil olduğu bu 18 kişilik “Türk Grubunun” 10’u AKP’li. Deniz Baykal ve İlhan Kesici, grubun CHP’li kanadını oluşturuyor. Ekmeleddin İhsanoğlu MHP’li tek üye. HDP’den iki isim bulunuyor: Geçen dönem Barolar Birliği’ne adaylığını koyan, kadın hareketinin en önemli avukatlarından biri olan Filiz Kerestecioğlu ve HDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü.
 
Bu temsilcilerin varlığında Venedik Komisyonu’na gönderilmesinde uzlaşılan bir kararı tanımıyor aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan.
 
Görüş raporlarının niteliği
 
Komisyon görüş raporlarının 2002’den beri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 60’tan fazla davasında referans metin olarak kullanılması, Cumhurbaşkanı için pek de önemli değil. Aslında, retoriğini “direkt anlamlar” üzerine kuran ve bundan da çok prim yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pratiğine ters değil; bu açıdan bakınca çok da haksız değil, hakkını vermek gerek: Venedik Komisyonu’nun kararları bağlayıcı değil.
 
Yalnız, hukuki bağlayıcılık ile gelenek ve şimdiye kadar uygulanagelmiş pratik arasında biraz fark var tabii ki.
 
Birincisi, görüşlerin pratikte etki alanı çok geniş ve görüşleri, kendi hakkında görüş isteğinde bulunmayan hükümetler, parlamentolar ve organizasyonlar tarafından bile şimdiye kadar kabul edilmiş. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan yine bir ‘’ilk’’e imza atıyor, Komisyon geleneğini kırarak.
 
İkincisi de, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Nisan ayındaki toplantısında Türkiye hakkında vereceği karara muhtemel etkisini düşünürsek, kazın ayağı öyle değil. Yani, Komisyon boş zamanı olduğu için, Türkiye’ye sırf garezinden ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gıcıklığından toplanıp bu raporu hazırlamış değil. Hiçbir etkisi olmayacak bir rapor da değil bu.
 
Bağlayıcı olmayan bir rapora, yaptırımı olmayan bir görüşe “uymuyoruz” delikanlılığı, en basit haliyle, kendisini dinleyenlerin bilgisizliğinden yararlanıp mahalle dalkavukluğu, kasabanın külhanbeyliğini yapmak oluyor. Bu “tanımama” hâlini Avrupa’yı tehdit edermiş gibi çevirebilmek de, herhalde önümüzdeki referandumda “milli hassasiyetleri” dürtüp ‘’atara atar gidere gider’’ düsturunu iliklerinde hisseden arkadaşlarımızın işte o delikanlılık damarına dokunup iştahını kabartmak suretiyle kazanmanın bir yolu olsa gerek. Hani, “one minute” tavrından çok da uzağa düşemiyor zaten bu akılla. Tek bir şansı var tabii ki: İyi yere tezgâh açmış. Geri vitesi olmayan bir topluluğuz alimallah. Psikanaliz bölümünü işin uzmanlarına bırakacağım ama otoriteyle ilgili bir atar-gider ilişkisi, atar-giderli otoriteye de bir biat hâli gözlerden kaçmıyor açıkçası.
 
Belki de Başbakan Binali Yıldırım’ın dediği gibi, evet artık AKP’nin bizi sürüklediği normalleşme süreci bitti, evet normalleştik. Sonuçta normal dediğin şey, seçtiğin norm’un çizgisinde ilerlemek. Eh, artık bu yeni düzeni oturttuğumuza, normlaştırdığımıza göre, durmak yol yola devam. Avrupa ile olan, sadece normlarımızın farklılaşması. Komisyon da neymiş, Avrupa da kimmiş?
 
Veya, “referandum geçsin de bakarız.”
 
zeykocak@gmail.com 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.