Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / HASAN CEMAL / Hayat işte böyle geçip gidiyor!
12 Ocak 2017

Hayat işte böyle geçip gidiyor!

Bir gazeteciyle bir avukatın yarım günlük rutin hikâyesi...

Sabah vakti mahkemeye, Çağlayan Adliyesi'ne gidiyorum.
Kasvetli bir hava.
Kar yağmur atıştırıyor.
İnsanı kendi başına yapayalnız bırakan günlerden biri...
Trafik kötü, inşallah geç kalmam.
Yıllar öncesi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gidiyor.
7 Şubat 2006.
Yine bir mahkemeye, Bağcılar Adliyesi'ne  gidiyorum, beni o günlerde yalnız bırakmayan iç sıkıntısıyla.
Kaç aydır patronun verdiği zırhlı jip ve korumayla dolaşıyorum.
Tıpkı bugünkü gibi kar yağıyor.
Caddenin üstünde kafalarına bere geçirmiş gençlerin ellerinde yükselen pankarta gözüm takılıyor:
Dün Ali Kemal,
Bugün Hasan Cemal!
Bağcılar Adliyesi’ne yaklaştıkça etraftaki kalabalık büyüyor.
Gladyatör giyimli polislerin oluşturduğu güvenlik kordonlarını yavaş yavaş geçerek yol alıyoruz.
Kollar inip kalkarken avaz avaz bağırıyorlar:       
Mütareke basını!
Vatan hainleri!

O dönemde, Başbakan Erdoğan'ı devirmek isteyenlerin ağzından Ali Kemal, mütakere basını sözcükleri hiç eksik olmazdı.
Erdoğan'a karşı asker içindeki Sarıkız isimli, Ayışığı isimli darbe tertiplerine karşı çıkanlar 'Ali Kemal'lerdi, 'hain'lerdi.
Düşünceye dalıyorum.
Aradan geçen tam 11 yıl.
Bu sefer Tayyip Erdoğan'ın ağzında Ali Kemalmütareke basını sözcükleri...
Şaşırtıcı değil.
O devir bitti gitti, mazi oldu.
Bugün artık Erdoğan bir zamanlar kendisini askeri darbeyle düşürmek isteyenlerle kolkola, omuz omuza...
Çağlayan Adliyesi.
22. Ağır Ceza'nın önünde girişinde sevgili Fikret İlkiz'le buluşuyoruz.
Ortalık tenha.
Biz bizeyiz
Duruşmayı beklerken, eski zamanlardan, eski darbe dönemlerinden konuşuyoruz.
Nostalji bazen iyi geliyor.
Hakkımdaki suçlama, terör propagandası.
İki yıla kadar hapsim isteniyor.
 
Ayrıca savunma yapmıyorum, savcılıktaki ifademi tekrarlıyorum. "Gazetecilik suç değildir!" diye noktaladığım savunmada özetle diyorum ki:        
T24'te, 11 Temmuz 2016 tarihinde
Fehman Hüseyin başlıklı yazıyı ben yazdım.

47 yıllık gazeteciyim.
1980'li yıllardan itibaren PKK ve Kürt      
sorunu ile ilgilenmekteyim. 
Bu konuda sayısız yazı yazdım.
Doğrudan bu konuyla ilgili 4 kitabım var.
Bugüne kadar hiçbir yazım ve kitabım
hakkında terör örgütü propagandası  
ve terör örgütü bağlantısı
suçlamalarıyla bir soruşturma yapılmadı.
11 Temmuz 20l6 tarihinde yayınlanan     
bu yazımın benzeri 2014 yılında
çıkan Kürdistan Günlükleri'nde yer aldı.
Bu kitap da herhangi bir soruşturmaya
tabi tutulmadı.
Fehman Hüseyin'le 2013 yılı mayıs
ayında görüştüm. Bu görüşme T24'te yayımlandı.
Gazeteci bir gün dağ başında devlete
silah çekmiş bir örgüt lideriyle de
görüşür, daha sonra Başbakan ile de
görüşür, daha sonra denize açılıp tatil de yapar.
Bu, gazeteciliğinin bir cilvesi ve çelişkisidir.
Bu yazımda da bir gazeteci olarak      
mesleğimle ilgili duygu ve
düşüncelerimi açıklamaya çalışmıştım.
1993 yılında Bekaa vadisinde
Abdullah Öcalan ile de görüştüm.
Bu görüşme Sabah gazetesinde
yayımlanmıştı.
Yine 2009'da, 2011'de Kandil'de
Murat Karayılan ile görüştüm.
Bunlar Milliyet'te çıktı.
2013'deki Karayılan görüşmesi de T24
internet gazetesinde yayımlandı.
Bu görüşmelerden dolayı hakkımda
herhangi bir soruşturma açılmadı.      
Bütün bu faaliyetlerim gazetecilik
faaliyetleri içerisinde olmuştur.
Herhangi bir suç işlediğimi     
sanmıyorum.
Sayın Yargıçlar, gazetecilik suç değildir!
Fikret İlkiz de her zamanki ciddiyetiyle savunmasını yaptı, yazılı olarak mahkeme heyetine sundu. Beş dakika aradan sonra tekrar içeri alındık. Dava karar için 14 Şubat'a ertelenmişti.
İşte size, bir gazeteciyle avukatın yarım günlük artık rutinleşmiş hikâyesi...
Hayat böyle geçip gidiyor.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.