Anasayfa / EYÜP TATLIPINAR / Bir bulvar gazetesinin dönüşümü
12 Aralık 2016

Bir bulvar gazetesinin dönüşümü

Alman Bild gazetesinin dijitale geçme mecerasındaki dönüm noktalarından biri de 15 Temmuz darbe girişimi...

 

Medya dünyasıyla biraz ilgili kişiler için Bild gazetesinden söz edilirken akla gelebilecekler bellidir; bulvar gazeteciliğinden cinsiyetçiliğe açılan geniş yelpazede tespitler… Yanlış değildir genellikle. 12 sayfalık, fotoğrafların kocaman ve bol kullanıldığı, başlıkların yazılardan fazla yer kapladığı, Alman Basın Konseyi Presserat’tan habercilik ilkeleri konusunda en çok uyarı alan ve bunu umursadığı söylenemeyecek bir gazete. Yayıncısı Kai Diekmann’ın, kendisinin penis büyütme ameliyatı geçirdiğini anlatan haberi nedeniyle sol eğilimli Taz gazetesiyle davalık oluşu* gibi maceraları da çok konuşulur, insanların sinirlerini zıplatmaya yönelik kışkırtıcı manşetleri de.

Böyle bir bulvar gazetesinin haber merkezinde bizdeki büyük gazeteler için bile imrenilecek bir manzarayla karşılaşmak şaşırtıcı oluyor. Kâğıt gazetenin yazıişleriyle gazetenin online servisi haber merkezinde iç içe geçmiş. Online’da çalışan genç çocuklar kâğıt gazetenin makam sahibi kişileriyle yuvarlak masanın etrafında halkalar oluşturup her sabah 11:00’de bütün muhabirlere ve servislere ekranlar aracılığıyla bağlanıp gündem toplantısı yapıyorlar. Türkiye’de böyle bir manzara bugün ancak geleceğe dönük uçuk kaçık brainstorming’lerde çizilebiliyor. Zaten bu Almanya’da da 2012’deki radikal bir değişimle mümkün olmuş.

Yayıncının canı sıkılınca...

Günlük iki milyonu aşkın tirajıyla büyük oranda kâr getirirken (12 sayfalık gazere 80 cent’e satılırken -- Türkiye’nin bu konuda en başarılı gazetesi Hürriyet’in bazı günler kitap kadar kalın çıktığını, daha az tiraj aldığını ve daha ucuza satıldığını düşünün) ve uzunca bir süre bu kârı sürdürebilecekken 2012’de herkesten önce dijitale geçmeye karar vermişler.
“Artık bu başarı tatmin etmiyordu, yeni bir şeyler için zamanın geldiğini düşünüyorlardı, geleceğin dijitalde olduğu belliydi ama o an daha çok bu tatminsizlik nedeniyle bu kararı verdiler” anlamındaki sözleriyle durumu açıklıyor, gazetenin yayın direktörü Christian Stenzel.

Diekmann yanına gazeteden kırklı yaşlarındaki iki adamı alıp ABD’ye, Silikon Vadisi’ne kapağı atmış. Bir yıllığına sıradan bir apartman dairesi kiralamışlar. Stanford’lu 18-19 yaşlarındaki birkaç genius öğrenciyi, “Sizin bir yıllık bursunuzu karşılayalım siz de buradaki startup’ları bizim daireye getirin” diyerek işe koyulmuşlar. Niyetleri online dünyanın işleyişini, geleceğini ona yön verenlerden kapmak. Daire kısa sürede parti evi havasında, herkesin gelmek istediği bir yere dönüşmüş. Diekmann bir yıl sonra gazetenin ofisine döndüğünde herkesin tepkisi “yandık”, “eyvah”, “her şey değişecek anlaşılan” biçiminde olmuş. Zira jilet gibi takım elbiseyle gezen, jöleli saçlı, insanların onun yanına yaklaşırken törene katılıyormuş havasına girdiği, ‘’businessman’in dibi’’ gitmiş, yerine kot pantolonlu, sakallı, rahat görünümlü ‘’garip’’ biri gelmişmiş.

Silikon Vadisi’ndeki iki keşif...

Beklenen gerçekleşmiş ve Diekmann, yıllar boyunca yerine oturmuş gazetenin hiyerarşik yapısını hiç zaman kaybetmeden dağıtmış. Hikâyeyi anlatan Stenzel, yardımcılığını yürüttüğü Diekmann’ın Silikon Vadisi’nde iki şey keşfettiğini söylüyor. İlki; online dünyada sınırları keskin çizgilerle belirlenmiş hiyerarşik yapılara yer yok. Ve ikincisi; hata yapanın cezalandırıldığı, hatanın olduğu bir yerde sorumluyu bulmaya çalışan, Almanya’da kökleri derinlere nüfuz etmiş anlayışa online dünyada yer yok.

İşlerini kendi odalarında yalıtılmış biçimde yürütmeye alışkın şef editörlerin, genç çocuklarla yan yana sandalyelerde oturmaya, onların gazeteyle, haberlerle ilgili görüşlerini paylaşmalarına alışmaya çabaladıkları zamanlarda Diekmann bir çılgınlığa daha imza atmış. Hiç çekici bulunmayan, verim alınması zor gece vardiyasını gazeteciler açısından çekici hâle getirmek için Los Angeles’ta kiralanan bir villaya kaydırmış. Gazeteciler burada altı aylık periyotlarla -- Almanya ile Los Angeles arasındaki dokuz saatlik farktan yararlanarak -- gündüzleri çalışmış. 

Türkiye’deki medya ortamında zaman zaman gündeme gelen ‘’üyelik’’ ve ‘’habere para verilir mi verilmez mi’’ gibi tartışmalar bu dönüşüm hikâyesinde olumlu karşılıklar buluyor. Başlangıçta futbol maçlarından bölümler yayınlayarak, sonraları habere gazeteden daha fazla ağırlık vererek sürdürdükleri, paralı üyelik sistemiyle çalışan Bild Plus’ı kurmaya karar verdiklerinde bu tartışmalar onların da gündemine gelmiş. Sonuçta bugün 340 bin üyeye sahipler. En çok tıklanan, konuşulan, üye kazandıran haberleri; bir muhabirlerinin yedi yıl boyunca peşine takıldığı, 400 euro’luk Montblanc kalemi kullanan meclis üyelerini anlatan haber olmuş. Sanal dünyada koşturmanın, haberin maliyetinin düşeceği anlamına gelmeyeceğini hatırlatan bir haber.

Darbe girişiminden geçen dönüşüm

Bild’in bu hikâyesinin dönüm noktalarının birinde, 15 Temmuz gecesi Türkiye’de yaşanan darbe girişimi bulunuyor. Mesainin çoktan bittiği, TV kanallarında çoğu gazetecinin ofisten ve çalışma bölgelerinden ayrıldığı, önceden belirlenen programların ekranda döndüğü bir esnada, Türkiye saatiyle 22:00 civarında darbe girişimini haber almışlar. Facebook sayfalarında daha fazla kişiye ulaşmak için Facebook Live yayınlarını denedikleri günler... Sosyal medya editörlerini hemen gazeteye çağırmışlar. İstanbul’daki muhabirlerin telefonları aracılığıyla yaptıkları Facebook Live yayını beklediklerinden çok daha fazla ilgi görmüş. Takipçi sayısı fırlamış. Almanya’daki televizyon kanalları, henüz olayın başındayken işe koyulan Bild’in Facebook yayınından görüntüler kullanarak gündemi yakalamaya çalışmış. Stenzel bu yayını Bild’in online dönüşümünde önemli bir tarih olarak gördüklerini söylüyor. Almanya’da herkes Bild’in Facebook Live yayınından Türkiye’deki darbe girişimini takip ederken, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ülke için hayati önemdeki ilk konuşmasının televizyonda yayınlanamadığını hatırlayınca manzaranın çarpıcılığı ortaya çıkıyor sanırım.

* Bu haberin doğru olmadığını söylemek gerek. Bild’in dahil olduğu yayın grubu Axel Springer ile 1968 hareketi üzerine kurulan sol eğilimli Taz gazetesi arasında ilk yıllara kadar uzanan gerilim 2000’lerin başında ilginç bir olayla tekrar dikkat çekiyor. Taz, Bild’in ‘’renkli’’, provokatif, yalan haberleriyle dalga geçmek için yayıncısı Kai Diekmann’ın penis büyütme ameliyatı geçirdiğini yazıyor. Diekmann mahkemeye gidince haber arşivden kaldırılıyor. Yedi yıl boyunca başka olaylarla da süren gerilimin ardından Diekmann Taz’ı fonlayan vakfın yönetim kuruluna giriyor. Bir jest olarak da söz konusu haberi kendi blogunda yayınlıyor, Taz’ın tekrar yayınlamasına kapıyı aralıyor. Taz’ın bu jeste karşılığıysa olayı duvara resmettirmek oluyor. Taz’ın kalabalık caddeye bakan cephesindeki resimde Diekmann’ın penisinin boyu altı metreymiş.

 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.