Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / ALİ MURAT İRAT / Lanetli pay
10 Kasım 2016

Lanetli pay

ABD seçimlerinde Trump kazanmasına karşın “Clinton Başkan” manşetiyle çıkan “ana akım” bir gazete bu durumun somutlaşmış halidir



Filozof Lanetli Pay ve İç Deney’de lüks tüketimin anlamı ve tarihle olan ilişkisi üzerine oldukça önemli saptamalarda bulunur. Ona göre tarih bir ilerleme tarihi değildir. İleri-geri, ilkel-modern vb. kavramlarla tarihi tanımlamak olası değildir. O tarihi başka bir perspektiften okumaya tâbi tutar ve bütün bir tarihi insanın kendi içkinliğiyle olan ilişkisiyle açıklar. Ona göre tarih denilen şey içkinliğe -yani insanın kendisine- yabancılaşmanın tarihidir. Ontolojik bir krize işaret eder Bataille. Aslında onun analizlerine yakından bakıldığında aklın sınırlarının dışında görünen şiddet, savaş, işkence gibi meselelerde ufuk açıcı saptamalar görülür. Sorduğu soru oldukça basittir: İnsanlar neden savaşır? Şiddet neden vardır? İnsanlığın bir tür olarak bunca zenginliğine karşı neden bitip tükenmek bilmeyen bir savaş ve kazanma hırsı hala hüküm sürmektedir?
 
Bu soruların ortak yanıtı “Lanetli Pay”da gizlidir. Zeynep Direk’in ifadesiyle Bataille “Marksist gelenekten ödünç aldığı “insanın şeyleşmesi” ve “yabancılaşma” kavramlarını “dışkılama” veya “kendinden dışarı atma” kavramları aracılığıyla yorumlar. Onun için yabancılaşma iğrencin doğumuyla başlar ve insanın işe ve faydaya tâbi hale gelerek köleleştiği kapitalist düzende olduğu kadar, burjuvanın steril ev düzeninde doruğuna ulaşır. Bedenin ve gündelik hayatın sterilleşmesi yaşamdan iğrenmeyi gösterir.”
 
Lanetli pay denilen şey insanın tüketim ihtiyacının fazlasının harcanmasıdır ve Bataille’a göre insanlığın başına bela olan tam olarak budur. Yine Direk’ten aktaralım: Yaşayan bir organizma yerkürenin yüzeyindeki enerji oyunuyla belirlenmiş bir durumda bulunur ve çoğunlukla, yaşamını sürdürmek için zorunlu olandan daha fazla enerji alır. Enerji fazlasının (zenginlik) bir sistemin (örneğin bir organizmanın) büyümesine yatırılması mümkündür. Ancak o sistem daha fazla büyüyemiyorsa veya fazla enerji büyüme tarafından kullanılamıyorsa, geri dönüşü olmaksızın, kâr getirmeyen bir biçimde kaybedilmesi zorunludur. İsteyerek veya istemeyerek, muzafferce veya felâkete yol açacak bir şekilde harcanmalıdır. İşte savaş ve nedensiz şiddetin kaynağı da bu lanetli paydır.  
 
Peki bu siyasal antropolojik yorumlar ve Bataille’ın dahiyane bakışının medyayla olan bağlantısı nasıl kurulabilir? Kuşkusuz Türkiye’deki medya bu kadar ciddi bir analizi gerektiriyor mu sorusu bile sorulabilir ancak yine de bütün bu ciddiyetsizliğin en ciddi hâl olduğu gerçeğini göz önünde tutarak bu analizi yapmak yerinde olacaktır.
 
Bataille’ın söz konusu Lanetli Pay’ı yalnızca bir entite (bütünlük) olarak toplumu ilgilendiren bir şey değildir. Daha açık ifade etmek gerekirse, toplumun kendisini oluşturan bütün kılcallarla da ilgilidir ki modern toplumda medya her türlü kılcalı besleyen bir ana damar gibi çalışmaktadır. Bugün medya her şeyden önce sektörleşmiştir ve hem görsel hem işitsel hem de yazılı medya reklama ve dolayısıyla para ekonomisine dayalıdır. Ancak bastırılan ve susturulan medya ve iletişim araçlarının da varlığıyla yandaş ya da havuz adı verilen medya tam da Bataille’ın sözünü ettiği muazzam bir enerji fazlası yaşamaya başlamıştır. Sterilleşmiştir. Kendi iktidar alanından başka gerçek görmemekte, tek doğruyu kendisi ne yazarsa o sanmaktadır. Bu enerji fazlasının “lüks tüketim” olarak ortaya çıkacağı, haberlerin artık iletişim etiğini, toplumsal saygıyı vs falan göremeyecek kadar körleşerek sürdürülmeye çalışılacağı da bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Fotoşopla istenilen kıvama getirilen fotoğraflar, görselle haber arasındaki uyuşmazlıklar ve son olarak ABD başkanlık seçimlerinde Trump kazanmasına karşın “Clinton Başkan” manşetiyle çıkan ve dağıtılan “ana akım” bir gazete bu durumun somutlaşmış halidir.
 
İktidar da, zenginlik de bu grup medyada “lüks tüketimi” artırmıştır ve lüks tüketim kendisini bir zorunluluk olarak dayatmaktadır. Havuz ve ana akım medyada toplanan bu denli büyük maddi ve manevi enerjinin savurgan bir şekilde harcanırken ortaya saçtığı döküntüler zamanla dönemin ruhunu oluşturmaya devam etmektedir. Zamanın iletişim ve medya ruhu lüks döküntüdür. Ancak kendisinden başka her şeyi yanlışlamak üzerine inşa edilmiş bu tür bir medya ve iletişim anlayışının ayakta kalması da doğası gereği mümkün değildir. Çünkü lüks tüketimin üst sınırı artık saçmalamanın da ötesinde bir hayal âlemine dalmakla mâlûldür.  
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.