Anasayfa / MEHMET ALTAN / Basından önce yasakları geldi
16 Ağustos 2016

Basından önce yasakları geldi

O sıralarda yayınlanmakta olan sadece iki gazete ve bir dergi de olsa, bizde basınla ilgili ilk yasaklar 1858 Ceza Kanunu ile başlar


 
Geniş bir asfaltta giderken birden inşaat nedeniyle yol daralır ve sizi mecburi istikamet olarak  karşı taraftaki geliş yoluna sevk ederler… Hem gelişe hem gidişe açılan tek hatta trafik iyice sıkışır.
 
Kanlı ve kaotik 15 Temmuz darbesi, Basın Tarihi’ni konu alan bu yazılarda geniş bir bulvarda, kronolojik bir hattı izleyerek ilerleyeceğimizi sanırken bizi olağanüstü haller, kapatılan gazeteler, yasaklanan televizyonlar, tutuklanan gazeteciler dönemlerine yönlendirdi…
 
Karşı hatta, tek sıra dizilmiş baskı dönemlerine savrulduk.
 
Cumhuriyet Dönemindeki baskı yasalarına, bugünkü gibi her eleştiriyi ve muhalif sesi susturan dönemin tarihsel izlerine mecburen geri döndük.
 
 
***
 
Cumhuriyet Dönemi baskılarının peşine düşünce, bu baskıların kronolojik silsilesini merak ettim.
 
Basın yasakları ilk ne zaman başlamıştı bu topraklarda?
 
Osmanlı’da durum neydi?
 
Bu soruların cevabını arayınca ilginç gerçeklerle karşılaştım.
 
 
***
 
Bu bizim coğrafya, dünyada müzik değişse de ritmini bir anda hızlıca değiştiremiyor… Dünyanın ritmi bir yanda, buranın değişmeyen yeknesak ve köhnemiş  salınması diğer yanda kalıyor. 
 
Batı dünyasında günlük gazeteler, 1600 ile 1650 yılları arasında  sanayileşmenin  çiçek açmaya  başlamasıyla birlikte pıtrak gibi ortalığı sarıvermiş.
 
Osmanlı’da ise, Batı’da gazetelerin doğumundan iki asır sonraya, 1850’lere gelindiğinde bile henüz sadece iki gazete yayınlanmakta… Bunlardan biri devletin resmî gazetesi  Takvim-i Vekayi, diğeri  Ceride-i Havadis
 
Bir de Vakayi-i Tıbbiye Dergisi.
 
Tüm matbuat budur.
 
***
Geçenlerde ABD'de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton’un başkan yardımcısı adayı Virginia Senatörü Tim Kaine’i  dinliyordum.
 
Amerika Birleşik Devletleri'nin 33. Başkanı Harry Truman’ın bir sözünü anımsattı.
 
Truman, 1945 yılında o zamanki başkan olan Franklin D. Roosevelt'in görev başında ölmesi sonucu Başkanlığa geldiğinde II. Dünya Savaşı'nın son ayları yaşanıyordu. Truman 1945 yılının Ağustos ayında savaşı daha çabuk kazanmak gerekçesiyle Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılması kararını verdi.
 
Belki de bu dehşet verici kararını  kendi vicdanında birazcık olsun yumuşatmak için  Amerika’yı “cesaret, öngörülebilirlik ve kararlılık” üzerine kurulu bir toplum olarak nitelemişti.
 
Clinton’un başkan yardımcısı adayı Virginia Senatörü Tim Kaine, Truman’ın   “cesaret “ üzerine kurulu toplum vurgusundan yola çıkarak Trump’a çatıyor, Cumhuriyetçilerin bu garip adayının ülkeyi  “korku” üzerine kurulu hâle getirmeye çalıştığını söylüyordu…
 
Cesaret üzerine kurulu toplumlar ile korku üzerine kurulu toplumlar…
 
İlgi çeken bir ayırımdı.
 
Bizim basın tarihine bakarken bu ayırım daha da ilgi çekici hâle geliyordu.
 
 
***
 
Bu coğrafya hep  “korku” üzerine kurulu bir anlayışla yaşayageldi.
 
Bunu basındaki ilk yasakları araştırırken bir kez daha gördüm.
 
Türkiye’de modern anlamda kanunlaştırma hareketleri Tanzimat dönemi ile başlamıştır.
 
Bir nevi gecikerek ritme uyma gayreti…
 
Bu dönemin en önemli belgeleri ise 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1851 Islahat Fermanı’dır.
 
Bu fermanlarda kanun önünde eşitlik ilkesi, hayat hakkı, mülkiyet hakkı ile “ırz ve namus” güvenliği, kanunîlik ilkesi, âdil ve alenî yargılama ilkesi, cezalara yalnızca kanunla kurulmuş mahkemeler tarafından hükmedilebileceği gibi temel haklara ve ceza hukukuna ilişkin temel ilkelere yer verilmişti.
 
Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nda, çıkarılacak kanunlara aykırı davrananların cezalarının tespit edilmesi amacıyla ayrıca bir ceza kanununun çıkarılacağı da açıklanmıştı.
 
Bunun ne kadar yerleşik, kalıcı ve ciddi olduğuna günümüze bakarak siz karar verin, ben basın tarihindeki ilk yasakları hikâye etmeye devam edeyim.
 
***
 
Fermandaki bu talimatın gereği  ilk olarak 3 Mayıs 1840 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu ve daha sonra bu kanundaki eksiklikleri gidermek üzere de 14 Temmuz 1851 tarihli yeni bir ceza kanunu yapıldı.
 
9 Ağustos 1858 tarihli “Ceza Kanunname-i Hümayunu” ise Islahat Fermanı’nda yer alan talimat gereği çıkarılmış olup büyük ölçüde 1810 Fransız Ceza Kanunu’ndan iktibas edilerek yürürlüğe konulmuştu.
 
Cumhuriyetin kurulması ve 1926 Türk Ceza Kanunu’nun kabul edilmesine kadar yürürlükte kalan 1858 Ceza Kanunu, önceki iki kanundan farklı olarak genel ve özel hükümler bölümlerini içermesi nedeniyle, modern ceza hukuku kurumlarının oluşturulması ve uygulanmasında önemli bir dönüm noktası sayıldı.
 
***
 
O sıralarda yayınlanmakta olan sadece iki gazete ve bir dergi de olsa, bizde basınla ilgili ilk yasaklar, bu 1858 Ceza Kanunu ile başlar.
 
Kanunun yasağı tanımlayan 138. maddesi şöyledir:
 
«Devleti Aliyyenin emir ve ruhsatıyla açılmış olan matbaalarda saltanatı seniyye ve erbabı hükümet ve tebaai saltanatı seniyeden olan bir millet aleyhinde gazete veya kitap ve evraki muzirre tab ve neşrine mütecasir olan kimselerin iptida bastırmış olduğu şeylerin zaptiyle derecei cürmüne göre matbaası muvakkaten veya bütün bütün kapatıldıktan sonra on mecidiye altınından elli mecidiye altınına kadar cezayı nakdî ahzolunur.»
 
Ve buna ilaveten bir iki madde daha…
 
Ama esas ve asıl yasaklar altı yıl sonra Matbuat Nizamnamesi ile gelir.
 
Ancak o zaman da adetâ basın yoktur ama basın yasakları koyulaşmaktadır.
 
 
***
 
Cumhuriyet öncesi, Cumhuriyet, dün, bugün fark etmiyor.
 
Basın yasakları hep aynı yerde duruyor.
 
Dünyada hangi müzik çalınırsa çalınsın bizim bu ağır aksak ritmimiz hiç değişmiyor.
 
 
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.