Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / VEYSEL OK / Dündar ve Gül hakkındaki iddianameye altı temel itiraz
31 Ocak 2016

Dündar ve Gül hakkındaki iddianameye altı temel itiraz

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, delilsiz, dava açma sürelerini geçirmiş iddianameyi takipsizlik kararı vermek üzere iade etmelidir


Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki iddianameyi okuyunca edindiğim ilk izlenim, tamam işte, ‘’Can da, Erdem de gazetecilik yapmış’’ oldu. Savcı İrfan Fidan da iddianameyi hazırlarken böyle düşünmüş olacak ki, dosyaya delil diye sadece köşe yazıları ile haber çıktılarını koymakla yetinmiş.

İddianamenin bütününde ise Savcı İrfan Fidan, 17-25 Aralık soruşturmalarından tutun, Reyhanlı bombalamasına, oradan MİT tırlarının durdurulmasına kadar birçok vakayı tek merkezden yönetilen “darbe girişimleri” olarak değerlendirmiş. Soruşturmaları haberleştiren gazetecileri darbe girişimlerinin bir parçası diye suçlamış, yazı ve haberlerle de bunu ispat etmeye çalışmış.

Ortada Can Dündar ve Erdem Gül’ün haber ve yazılarının derlenmesiyle, savcının sübjektif değerlendirmelerinden ibaret hukuken geçerli olmayan bir iddianame var. 

Bu iddianamenin hukuken geçerli olmadığını altı temel itiraz ve gerekçe ile açıklamaya çalışacağız.

1-CEZA HUKUKU UYGULAMASINDA NİYET OKUMA YOKTUR.
Hukuk uygulaması bakımından “niyet okumak özellikle de ceza hukuku alanına uygulandığında, bir eylemin yalnızca bir başkası tarafından yorumlanma biçimi  nedeniyle bile cezalandırılabilir olmasını gündeme getirir.

Savcı, ceza hukukunda hiçbir şekilde yer almaması gereken bir teknikle niyet okuması yapıp, iktidarın dış ve iç politikasını eleştiren yazıları ve haberleri kendi siyasi duruşuna göre yorumlamış. Haber ve köşe yazılarını “darbe girişimlerinin” Erdem Gül ve Can Dündar tarafından ‘’önceden bilindiği’’ şeklinde  değerlendirmiş, köşe yazılarını alt alta paylaşarak bu niyet okumasını  da delillendirmeye çalışmıştır.

 2.MİT’İN YURTDIŞINA SİLAH GÖNDERME YETKİSİ YOKTUR.
Savcı, daha iddianamenin başlarında MİT’in Suriye’ye TIR’lar dolusu silah taşımasını hukuka uygun bulduğunu, bu eylemin ülkenin milli menfaati uyarınca yürütülen faaliyetlerden olduğunu peşinen kabul etmiş.

Savcı silah taşımanın hukuka uygun olduğunu 2937 sayılı kanuna bakmaya gerek bile duymadan MİT’ten gelen 06.02.2014 tarihli yazıyı referansla açıklamaya çalışmış.
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 06.02.2014 tarihli yazısında, TIR’larla silah göndermenin 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli Teşkilat Kanunu ile MİT’e verilen görev ve yetkiler uyarınca, ülkenin mili menfaatleri doğrultusunda yürütülen faaliyetler kapsamında olduğu belirtilmiştir.

Oysa sayın Savcı 2937 sayılı kanunu inceleseydi ya da daha dikkatli olsaydı, MİT’in başka bir ülkeye silah gönderme yetkisinin ve görevinin olmadığını fark ederdi.

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4. maddesinde MİT’in görevleri tek tek sayılmıştır. Bu maddeye göre teşkilatın görevleri şunlardır:

a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenligine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak.

b) Devletin milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.

c) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat faaliyetlerinin yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve Başbakana tekliflerde bulunmak.

 d) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak.

e) Genelkurmay Başkanlığınca Silahlı Kuvvetler için lüzum görülecek haber ve istihbaratı, yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığına ulaştırmak.

f) Milli Güvenlik Kurulunda belirlenecek diğer görevleri yapmak.

g) İstihbarata karşı koymak.

h) (Ek: 17/4/2014-6532/1 md.) Dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen görevleri yerine getirmek.

i) (Ek: 17/4/2014-6532/1 md.) Dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmak.

j) (Ek: 17/4/2014-6532/1 md.) İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla çağdaş istihbarat usul ve yöntemlerini araştırmak, teknolojik gelişmeleri takip etmek ve uygun görülenleri temin etmek.

Tek tek ve açıkça sayılan görev tanımları arasında MİT’in silah taşıma gibi bir görevinin olmadığını anlıyoruz. Üstelik 2937 sayılı kanun; MİT’in görevlerini tek tek saymakla yetinmemiş, MİT’in tanımlanan bu görevler dışında herhangi bir görevi üstlenemeyeceğini de belirtmiştir. 2937 sayılı kanunun 4. maddesi son fıkrasına göre ”Millî İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez.”

MİT’in Suriye’ye silah göndermesini, MGK ya da Bakanlar Kurulu kararına dayandırdğı kabülüyle iddianameyi ve delilleri incelediğimiz de ise, şayet mevcutsa bile, MİT’e bu yetkiyi veren Bakanlar Kurulu veya MGK kararlarının iddianame içerisinde veya ek delillerde olmadığını anlıyoruz.

3-SUÇ ‘’GİZLİ’’ OLAMAZ.
Bu noktada, gazeteciler açısından kanuni sınırlarını aşan bir devlet kurumunun faaliyetlerinin haber değeri taşıdığı gerçeği karşımıza çıkıyor.

MİT’in kanunda tek tek sayılmış görev alanlarını aşarak başka bir ülkeye silah taşımasını Erdem Gül ve Can Dündar’ın haberleştirip yayınlaması suç teşkil etmez. Çünkü haber konusu faaliyetler başlı başına bir suçtur.

TIR’larla silah taşımak hukuka aykırı bir eylem, bir suç olduğu için ‘’gizli’’ sayılamaz.  Savcılığın MİT personeli hakkında soruşturma açması gerekirken, hukuka aykırılığı kamuoyu ile paylaşan gazeteciler hakkında dava açması ve cezalandırılması yönünde talepte bulunması ifade özgürlüğüne yeni bir gölge düşürmüştür.

Yargı mensupları, ifade özgürlüğünü sadece yazı yazmak veya düşündüğünü söylemek olarak algılamamalıdır. İfade özgürlüğü, aynı zamanda, bilgiye ve habere ulaşma hakkıdır. İfade özgürlüğü içerisinde kamuoyunun bilgi edinme hakkı da mevcuttur. Demokratik ve saydam bir yönetimde asıl hedef kişilerin bilgi alma ve yayma hakkının sağlanması için “gizlilik” alanlarının daraltılması olmalıdır.

4-HABERLER ALENİYET KAZANMIŞTIR.
Kaldı ki MİT’in silah taşımasına ‘’yasal’’ bir dayanak uydurulsa bile, MİT TIR’ları haberi yine de ‘’gizli’’ bilgi sayılamaz. Nitekim, MİT TIR’ları ile ilgili haber ilk olarak, 3 Ocak'ta Radikal gazetesinde sonra da  21 Ocak 2015 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayınlanmıştır. Aydınlık gazetesinin haberinin ardından aynı haber biraz daha geliştirilerek 29 Mayıs 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yer almıştır. Bu sebeple de haberdeki bilgiler ile ilgili varsa bir “gizlilik “ortadan kalkmış sayılır. Çünkü iddialar aleniyet kazanmış, haber konusu bilgiler kamuoyuna zaten çoktan ulaşmıştır.

5-İDDİANAME SUÇTA VE CEZADA KANUNİLİK İLKESİNE AYKIRIDIR.
Savcı İrfan Fidan iddianamenin birçok yerinde, yayın yasaklarına rağmen Can Dündar ve Erdem Gül’ün haber yapmaya devam ettiğini ifade etmiş ve Erdem Gül ve Can Dündar’ın bu haberleri yapmaktaki ‘’hedefini’’ de şöyle açıklamıştır: ‘’Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahte ihbar ve delillerle teröre yardım eden ülke konumuna sokarak uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanmasını sağlama amaçlı yazılmıştır.’’

Sayın savcıya hatırlatmak gerekirse, Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) devletler değil liderler, kişiler yargılanır. Ayrıca, UCM’ye Türkiye taraf değildir ve teknik olarak herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti liderinin bu mahkemede yargılanması imkânsızdır.

Öte yandan, yayın yasaklarına uymamanın cezası da sayın Savcının iddianamesinde talep etiği müebbet hapis cezası değildir. Savcı iddianamede yayın yasaklarını ihlal ile ilgili olarak, Can Dündar ve Erdem Gül hakkında herhangi bir soruşturma açıldığı bilgisini bize vermemiştir. Çünkü böyle bir soruşturma açılmamıştır.

Yayınlanan haberler, yayın yasağı ihlali olarak değerlendiriliyorsa soruşturmanın da o yönde yapılması gerekir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereği budur. 

Hukuk devletinde, suçlar ve cezalar kanunda gösterilir ve o devletin yurttaşları ancak kanunda sayılan emir ve yasakları ihlal ettiklerinde, "suçta ve cezada kanunilik" prensibi uyarınca cezalandırılabilir, hiç kimse işlemediği bir eylemden dolayı cezalandırılamaz.

6. İDDİANAME, BASIN KANUNU’NDA YER ALAN DÖRT AYLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜREYİ DİKKATTE ALMAMIŞTIR.
MİT’in silah taşıma gibi bir görevi olamayacağı ve silah taşımakla suç işlediği, suçun gizli olamayacağını, haberdeki iddiaların aleniyet kazandığını, suç ve cezada kanunilik şartı aranması gerektiği, niyet okumanın hukuki olmadığını, basının özgür olduğu ve olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kamuoyunu bilgilendirme, aydınlatma ve yönlendirme hakkına sahip olduğu üzerine burada daha uzun değerlendirmeler de yapabiliriz.
Ancak iddianame öylesine hukuksuz ki, aslında bu savunmaların hiçbirine ihtiyaç yok. İddianameyi hukuksuz kılan en önemli unsur, belki de en başta ifade etmemiz gereken temel itiraz şudur: İddianamede isnat edilen suçlamalar Basın Kanunu kapsamındadır. Ancak bu dava, Basın Kanunu’nun 26. maddesinde belirtilen dört aylık süre zarfında açılmamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, bir dava ilgili iddianamenin mahkeme tarafından kabulüyle açılmış sayılır. İddianame mahkeme tarafından henüz kabul edilmemiştir

Anayasa Mahkemesi’nin 28.04.2011 tarihli 2009/66 Esas, 2011/72 Karar sayılı iptal kararından sonra TBMM tarafından Basın Kanunu’nun 26. maddesi yeniden düzenlenmiş ve günlük süreli yayınlarda dava açma süresi dört ay olarak belirlenmiştir.

02.07.2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Basın Kanunu’nun 26. maddesindeki değişiklik gerekçesinde, TBMM gazetecilerin dava tehdidi altında kalmamaları amacıyla dört aylık sürenin “MUHAKEME” şartı olduğunu ifade etmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2008/15913 Esas, 2010/12286 Karar sayılı kararında dört aylık dava açma süresinin hak düşürücü bir süre ve muhakeme şartı olduğunu açıkça belirtmiştir: “Ceza davalarının açılmasına ilişkin günlük süreli yayınlar yönünden iki ve diğer basılmış eserler yönünden dört aylık hak düşürücü süre vardır.”

İddianamenin esasını teşkil eden “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlıklı haber 29 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanmış, köşe yazılarının tümünün tarihi de gün itibariyle dört aylık dava açma süresinin dışında kalmıştır.

Sonuç olarak, savcı İrfan Fidan hak düşürücü süre olan dört aylık dava açma süresi geçtikten sonra iddianameyi  hazırlamış ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi hala kabul etmemiştir. Bu nedenle de iddianame hukuken geçerli değildir. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de yapması gereken delilsiz, dava açma sürelerini geçirmiş iddianameyi takipsizlik kararı vermek üzere iade etmektir. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.