Bağımsız Gazetecilik Platformu
Platform for Independent Journalism
Anasayfa / TUĞBA TEKEREK / “Mesleğim ve ülkem beni kusuyor”
27 Temmuz 2016

“Mesleğim ve ülkem beni kusuyor”

Gözaltına alınan gazeteci Bülent Mumay’a göre, hakkındaki FETÖ üyeliği ve darbeye destek iddiaları ‘’tuhaf ötesi’’

 

Bugün, sabah 9:30’da Çağlayan Adliyesi’ne gidip ifade vereceğini söylemesine rağmen gece polislerce gözaltına alınan gazeteci Bülent Mumay’la, bu gözaltından dört saat önce konuştuk.

Yirmi yıllık gazetecilik geçmişi olan Mumay, bir süre Radikal’de yayın yönetmeni yardımcısı olarak çalıştı, Kasım 2015’te Doğan Grubu’yla “yollarını ayırana” kadar Hürriyet’in Dijital Medya Grubu Koordinatörü olarak görev yapıyordu. Geçen hafta, Birgün gazetesiyle köşe yazarlığı için anlaşan Mumay’ın gazetedeki ilk yazısı dün yayımlandı. 

İşte savcının gözaltına alınması kararını verdiği 42 gazeteci arasında bulunan  Mumay’ın, polislerce “yakalanmadan” saatler önce darbeye, gözaltı listesine ve memlekette gazeteciliğe ilişkin söyledikleri.... 

Size yöneltilen suçlama nedir?

Tam olarak bilmiyoruz, gizlilik kararı var. Avukatım savcılığa gitti, şifahen söylenen, FETÖ’ye üyelik ve darbeyi desteklemek suçu isnat ediliyor. 

Ve ifadenizi almak için çağırmıyorlar, doğrudan gözaltı için karar çıkartıyorlar, öyle mi?

Evet, beni de gözaltına almak istemişler. İki yıl önce taşındığım adresime gidilmiş beni orada bulamadıkları için şu an gözaltında değilim. İstanbul’dayım, kendim yarın 9:30’da avukatlarımla gideceğim. Avukatım önceden gitti ki bilgi alalım. Ne olduğunu bilmeden gitmek çok tuhaf bir şey. Neyle  suçlandığını bilmiyorsun, neyi anlatacağını bilmiyorsun.

Böyle bir gözaltı listesinde olmak beklediğiniz bir şey miydi?

Büyük sürpriz oldu. Otoriterin hoşuna gitmeyen şeyler yaptığında seni suçlayabilecekleri şeyler olabilir, mesela bölücülük, Türkiye’de çok yaygın bir suçlama, ya da yazdığınız şeyin maksadını aştığını düşünülür, hakaret davası açılır. Ben bu tarz suçlar kapsamında gözaltı, ifade, yakalama kararlarına hazırlıklıydım, ama darbeye  destek vermek ve FETÖ üyesi olmak gibi bir suçlamaya inanılmaz şaşırdım. Tuhaf ötesi, hakikaten saçmalık. 

Cemaat için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi “ne istediniz de vermedik”  demişti. Dolayısıyla bir dönem cemaate yakın olmak da hiçbir şekilde suç olmamalı. Ama yine de sorayım, herhangi bir dönemde cemaatle yakınlığınız oldu mu?

Ben Türkiye’deki herhangi bir dinî, siyasi grupla ne organik ne de gönül bağı kurdum. 2011 yılında, bu adamların emniyetteki ve yargıdaki imamları tarafından arkadaşlarımız tutuklandığında onlara karşı yürüyenlerden biriydim. Bu insanlar benim çalıştığım  gazeteyi basıp benim arkadaşımın bilgisayarındaki Ahmet Şık’ın kitap taslağını silmeye kalkıştıklarında önlerine dikilen Radikal Yayın Koordinatörü bendim. O gazete basıldığı gün, “basılmamış kitap avı” deyip “delete”  manşetini bizzat kendi ellerimle çizdim. Dolayısıyla bir dönem onlarla olmak bir tarafa, başından beri cemaatin devleti ele geçirmek için yaptığı şeylerin karşısında durmaya çalıştım. 

Acı olan şu ki –Ergenekon Balyoz’da da böyle oldu– sırf o dönemin Cumhuriyet’ini kirletmek için, İlhan Selçuk’la Sisi’yi aynı davada yargılayan zihniyet, bugün vakti zamanında belirli sebeplerle kafalarında mimledikleri gazetecileri aptalca, abuk, çamur dolu bir çuvala sokarak, akılları sıra itibar suikastı yapabileceklerini sanıyorlar. 

Sizi neden mimlediler?

Hürriyet’te çalıştığım dönemde, Gezi döneminden bu yana iktidarın benden çok da hoşlanmadığını biliyorum. Çünkü Gezi’yle ilgili geniş biçimde yayıncılık yapılmasını istemiyorlardı. Orada bir “not alma” vaziyeti olmuştu. Hattâ o dönem patronaja o dönemin muktedirinin telefon açıp “ bu adamı kovun” diye telkinlerde bulunduğunu çok iyi biliyorum. 17 Aralık sürecinde de yolsuzluk haberlerini yoğun olarak  kullandığımız için sanıyorum iktidarın şimşeklerini üzerime çekmiştim. 

Darbe girişimiyle ilgili operasyonun kapsamı, listedeki diğer gazetecilerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Listedeki üç dört insanla birlikte çalıştık. Genel olarak, bazılarına kefil olabilirim, diğerlerinin de terörist olduklarını düşünmüyorum ama bilmediğim  kanıtlar varsa onlarla ilgili bir şey söylemem mümkün değil. 

Ama can sıkan şey, çeşitli suçlar yükleyip insanların masum olduklarını ispatla mükellef hâle getirilmeleri... Oysa normalde hukukta olması gereken, karşı tarafın bizim terörist olduğumuzu ispatlamasıdır. 

Hâlen bir yayının başında olsaydınız, darbe girişiminin ertesi gün nasıl bir başlık atardınız? 

“100 yıl kaybettik.” 100 yıl kaybettiğimizi ve darbenin ne kadar iğrenç ve bizi ne kadar geriye  götürecek bir şey olduğunu yazardım. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı televizyona bağlanıp “Bu bir darbedir, sokağa çıkın” demeden bir bir buçuk saat önce 23:10’da “Seçimle gelen seçimle gider, her türlü  darbeye hayır” diye tweet attım. Çünkü darbenin olduğu yerde demokrasi ve hukuk olmaz, Olağanüstü Hâl’in olduğu yerde basın özgürlüğünden söz edemezsin.

Şu an Türkiye’de gazeteci olmakla ilgili ne hissediyorsunuz?

Ben iki şeyi çok seviyorum. Bazen iki sevdiğin şey de senden kopar ya... Biri mesleğim diğeri ülkemdi. İkisiyle ilgili hislerim de sanki onları daha fazla sevmem... bu tutkum daha fazla süremeyecekmiş gibi. Bu ülkede artık gazetecilik yapma şansımız ne yazık ki yok. Şu anda bulundukları yerlerde kıt kanaat çalışan ellerinden geldiğince ilkeleri zorlamaksızın namusuyla gazetecilik yapmaya çalışan yüzlerce gazeteci arkadaşımızı tenzih ederim ama... Yaşaması zor bir ülkede gazetecilik yapmak çok daha zor bir hale geliyor.

Mesleğinizin ve ülkenizin sizden koptuğunu hissediyorsunuz, öyle mi?

Duygusal kopuş demiyorum ama, ülke ve meslek beni kusuyor. Elimden geleni yapmaya çalışacağım yeniden ülkeye de mesleğe de yapışmak için. Ülkemi, mesleğimi hâlâ çok  seviyorum ama ne ülkede orta, uzun vadede yaşayabilme şansım var ne de mesleğimi orta, uzun vadede yapma şansım görünüyor şu anda.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Tecavüz zanlısı olabilir,  hırsızlıktan aranan biri olabilir, ben hiç kimsenin fotoğrafının gazetenin birinci sayfasında “wanted” logosuyla konmasına ne izin veririm ne de bunu yaparım. Fakat bugün bir ulusal gazete benim fotoğrafımı koyarak altına “wanted” yazdı. Kafamın üzerine bir çarpı atmadıkları kaldı! Çok meşhur bir laf vardı ya, malum şahsın ağzından çıkmış: “Batsın  gazeteciliğiniz”  O arkadaşlar bu ülkede gazetecilik yapmaya devam edecekse benim bu ülkede gazetecilik yapmaya hiç niyetim yok. Aynı mesleği ve aynı basın kartını onlarla taşımaktan utanç duyuyorum.

Mesleği onlara bırakmamak için mücadele etmek gerekmez mi?

Elbette bırakmamak gerek ama her geçen gün bu karalamalarla bu yasal sıkıntılarla, bu ekmeksiz ve kalemsiz bırakmalara direnmek çok da kolay değil. Evime ekmek götürmek zorundayım. Bir de nefes almam ve demir parmaklıkların arkasında değil de dışında olmam gerekiyor. Tabii ki direnç göstermek gerekiyor. Tabii ki zor olanı yapmak, iğne deliğinden fil geçirmek zorundayız, ama çok yorgunum. 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.