Anasayfa / YONCA POYRAZ DOĞAN / Değişim istiyoruz, TBMM duyuyor mu
02 Nisan 2016

Değişim istiyoruz, TBMM duyuyor mu

“Üç buçuk yılda, Türkiye’deki her beş internet kullanıcısından biri change.org’da sokaktaki insanın başlattığı kampanyalara imza attı”


 
İnternet ortamında imza kampanyalarıyla değişim gerçekleştirmek isteyenlerin platformu olan Change.org’da, Türkiye’de ayda ortalama dört bin kampanya açılıyor. Evet, yanlış okumadınız, “ayda dört bin” ve yine ayda 220 binden fazla yeni kullanıcı da değiştirmek istedikleri adına kampanya başlatmak ya da imza atmak için siteye katılıyor.

Change.org Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü Uygar Özesmi, ayda ortalama bir milyon 600 bin kişinin etrafında görmek istediği değişim için imza verdiğini söylerken “Her üç imzacıdan biri de katıldığı değişim hareketiyle başarıyı tadıyor“ diyor.

‘’Özgecan Yasası” olarak da bilinen ve Ege Üniversitesi öğrencisi Gözde Salur’un Özgecan Aslan cinayetinden sonra başlattığı ve kadına karşı şiddet ve cinayet davalarında keyfi uygulanan cezai indirimlerin son bulmasını talep eden change.org/ozgecan adresindeki kampanya bir milyon 200 bin imzayla en yüksek desteğe sahip.

Yasa değişikliği talep eden bu tür Change.org kampanyaları her ne kadar yöneticiler üzerinde kamuoyu baskısı oluştursa da, Türkiye’de hükümetin bu talepleri prensip kararı olarak gündeme alması söz konusu değil.

Özesmi’ye ‘’peki bunu yapan hükümet var mı ‘’diye sorduğumda Birleşik Krallık parlamentosunun web sitesinde yurttaşların kampanya açabildiğini ve yüz bin imza toplanırsa kampanya konusunun bir Avam Kamarası oturumunda görüşüldüğünü söyledi ve şöyle dedi.

“Sanıyorum, bu tarz uygulamalar o ülkedeki demokrasi seviyesinin de önemli bir göstergesi. Türkiye’nin bu alanda kat etmesi gereken oldukça mesafe olduğu ise aşikâr.”

Özesmi ile söyleşimizde Change.org kampanyalarının yaptığı etkinin yanı sıra Türkiye’de neden ve nasıl bu kadar çok katılımcı olduğunu, öne çıkan kampanyaları, dünyadaki durumu ve Özesmi’nin Change.org’da yönetici olmaya giden süreçte kendi öyküsünü de konuştuk.


Change.org sitesine girer girmez karşımıza kocaman bir yazı çıkıyor: “Dünyanın değişim platformu.” Change.org mottosu da “Neyi değiştireceksin?” Change.org kampanyaları şimdiye kadar dünyada neleri değiştirdi? Tarihe yazılmış kampanya örnekleri var mı?

Binlerce desek abartmış olmayız, Türkiye için yüzlerce diyelim… 2016 Ocak ayında yayınladığımız 2015 Türkiye Değişim Raporu’muz da bahsetmiştik, sadece 2015 yılında iki milyon 675 bin 460 kişi verdiği imzalarla Türkiye’de görmek istediği değişimi sağladı.[1] Birkaç örnek vereyim. 17 bin 823 kişi Antalya Geyikbayırı Tırmanış bölgesindeki maden arama ruhsatının iptal ettirilmesini sağladı ve Türkiye’nin en önemli tırmanış bölgelerinden birinin yok olup gitmesi engellendi. Fenerbahçe yönetiminin âdil yargılanması için yürütülen “Adalete Fener Yak” kampanyasıyla kamuoyunda ciddi bir talep oluştu ve mahkeme yeniden yargılama kararı verdi. Ekin ve 50 MPS hastası çocuk, Ekin’in babası Şahin Yıldız’ın SGK’ya hitaben yürüttüğü ve ihtiyaçları olan ilacın SGK kapsamına alınmasını isteyen kampanya sayesinde 367 binden fazla kişinin imzasıyla artık ilacına ücretsiz kavuşuyor. Rukiye Demirkan, ailesiyle yirmi yıldır tatile gidemeyen TCDD işçisi İbrahim Çevik’in bir değil iki tatile gönderilmesini sağladı; Didim ve Fatih Belediyeleri bu yaz Çevik’in tatil masraflarını karşılayacak. 26 bin’e yakın imzayla Kürtçe, Google Translate’in desteklediği diller arasında alındı. Dünyadan örnekler ise; Amerika’da izci oymaklarına ve ocaklarına eşcinsellerin de alınmasını talep eden 124 kampanya ve bir milyon 800 bin imza sonunda başarı geldi ve eşcinseller de izci olabilme hakkı kazandı. Rusya’nın Saratov şehrindeki son yetimhane kapatılmaktan 205 bin kişinin desteğiyle kurtuldu. Daha detaylı incelemek isteyenler “başarılı olan kampanyalar” bölümüne girerek göz atabilir.


Change.org’u 2007 yılında evindeki odasından kuran Ben Rattray 1980 doğumlu, Amerikalı genç bir girişimci. Bu platformu kurarken motivasyonu neydi? 

Change.org, 2007 yılında Stanford Üniversitesi öğrencilerinden Ben Rattray ve Mark Dimas tarafından, insanların önemsedikleri konularda değişim gerçekleştirmelerine olanak sağlamak amacıyla kuruldu. Organizasyon aslında ilk başta bir blog ağı olarak kuruluyor. Kurucusu Ben Rattray bankacılık sektörüne adım atacakken vazgeçiyor ve hayatında daha anlamlı bir şeyler yapmak, doğrudan sosyal fayda üretmek üzere yurttan oda arkadaşı Mark Dimas ile beraber Change.org’u kuruyor. Bu blog ağında bir de imza kampanyası kısmı var. O dönemde Güney Afrika’da “düzeltici tecavüz” diye lezbiyen bireylere karşı işlenen korkunç bir suç var ve polis bu şiddete göz yumuyor. Buna karşı bu suça hedef olmuş bir kadın, Change.org üzerinden bir imza kampanyası başlatıyor. 192 ülkeden 171 bin 788 imza toplanıyor ve Güney Afrika hükümeti bununla ilgili özel bir eylem planı oluşturmak zorunda kalıyor. Rattray ve Dimas bunu görünce, anlıyorlar ki, imza kampanyaları çok işe yarıyor. Hemen blog ağını bir imza kampanyası platformuna dönüştürmeye karar veriyorlar. Bugün ise dünyada 142 milyondan fazla, Türkiye’de ise altı buçuk milyon kişinin her nerede her kim olurlarsa olsunlar değiştirmek istedikleri şeyler için kampanya başlattıkları dünyanın en büyük platformuna dönüştü.

 

Change.org Türkiye’ye ne zaman, nasıl girdi? 

Change.org bugün 196 ülkede faaliyette, on dokuz ülkede ise Türkiye’deki gibi yerel bir ekip var. Türkiye macerası, 1 Eylül 2012'de başladı. O zaman Change.org Türkiye’yi kurmak için yola çıktığımda ilk önce platformu Türkçe’ye çevirdik. İngilizce siteyi kullanan yetmiş bin kullanıcı vardı, bana katılan iki arkadaşımla beraber birinci yılın sonunda bu sayıyı bir milyon kullanıcıya çıkardık. İkinci yılın sonunda üç milyonu aştık, şu an Türkiye’de altı kişilik bir ekiple altı buçuk milyon aktif kullanıcısıyla Change.org’da insanlar her gün kampanya başlatıyor, her gün değişim yaratıyor. Üstelik kampanya muhatapları, “karar verici” hesaplarıyla kendilerine hitaben başlatılan kampanyalara yanıt verebiliyor ve itibarlarını kaybetmemeye gayret ediyor. Sivil toplum kuruluşları yani dernek, vakıf gibi STK'lar da yürüttükleri mücadele alanıyla doğrudan ilgili kitleleriyle buluşuyor, bilgilendirme yapabiliyor, insanları harekete geçirebiliyorlar. Bu arada ekibimiz de büyüyor. Alanlarında starlardan oluşan ekibimizde Erhan Çokkeçeci kampanyalar direktörü, Yiğit Erçevik kampanyalar sorumlusu, Sırma Süren iletişim sorumlumuz ve Sanem Kaya da kaynak geliştirme yöneticisi olarak var.

 
Türkiye, Change.org’a katılımı açısından dünyada üst sıralarda yer alıyor. Rekor düzeyde katılım sağlayan kampanya hangisi oldu?

Türkiye’de ayda ortalama dört bin kampanya açılıyor ve 220 binden fazla yeni kullanıcı değiştirmek istediği şeyler için kampanya başlatmak ya da imzalarını paylaşmak için siteye katılıyor. Ayda ortalama bir milyon 600 bin kişinin de etrafında görmek istediği değişim için imza verdiğini görüyoruz. Verilen her üç imzacıdan biri de katıldığı değişim hareketiyle başarıyı tadıyor. “Özgecan Yasası” olarak da bilinen ve Ege Üniversitesi öğrencisi Gözde Salur’un Özgecan Aslan cinayetinden sonra başlattığı ve kadın karşı şiddet ve cinayet davalarında keyfi uygulanan cezai indirimlerin son bulmasını talep eden change.org/ozgecan adresindeki kampanya 1 milyon 200 bin imzayla en yüksek desteğe sahip.  Bunu oğlu Ömer Baran’ın devlet desteğiyle yurtdışında tedavi edilmesini talep eden Behzat Yel’in başlattığı ve 400 bin imzadaki kampanya takip ediyor, hatta Bakanlık’tan olumlu gelişmeler var. Behzat Bey, önümüzdeki günlerde oğlunu tedavi için yurtdışına götürebilecek, dolayısıyla kampanyanın başarıya ulaşması an meselesi. Üçüncü en büyük kampanya da, 391 bin 827 imzayla Doğu Türkistan’da Çin’in yaptığı insanlık dışı olayların son bulmasını talep ediyor.


Türkiye’nin bu alanda bu kadar hızlı büyümesi bize neyi anlatıyor? 

Günümüzde sosyal ağlar örgütlenme ve mesaj yayma açısından vazgeçilmez bir teknoloji sunuyor. Teknolojiyi, dijital dünyayı çok iyi kullanan ve hızla yeniliklerine adapte olan bir nesil var. Yani bir nevî arz-talep dengesinden bahsedebiliriz. Türkiye’de yüksek hızlı sabit İnternet erişimi şuan itibariyle yüzde 66, İnternet penetrasyon oranı ise yüzde 58 ile, yüzde 46 olan global ortalamanın üzerinde. Yıllık büyümeye baktığımızda ise geçtiğimiz yıla göre en çok artışın yüzde 13’lük artış oranı ile aktif mobil sosyal medya kullanıcılarında olduğunu görüyoruz. Change.org ve diğer çevrimiçi örgütlenme, haber alma araçlarıyla beraber, insanlar çevrelerinde kendilerini rahatsız eden olaylara karşı her geçen gün daha duyarlı hale geliyor, dakikalar içerisinde bulunduğunuz yerden çok uzakta sizi rahatsız eden bir adaletsizlikten haberdar oluyor, harekete geçebiliyor, ve sizin gibi düşünenlerle bir araya gelebiliyorsunuz. Biz, bugün, Türkiye’de bunun gücünü gözlemliyoruz.


Türkiye’de karar vericilerin siteyi kapatmaya yönelik girişimleri oldu mu? 

Biz toplumun aynasıyız, açık platform olarak hiçbir politik duruşumuz yok, Youtube videolar için neyse biz de kampanyalar için oyuz, dolayısıyla bizdeki kampanyaları yöneticilerin ve medyanın dikkatle izlemesi gerekir; sanıyorum bu faydayı gördükleri için üç buçuk senedir sitenin kapatılmasına dair yetkililerden her hangi bir talep gelmedi, ancak kimi kampanyalara çok nadir de olsa davalar açıldığı oluyor biz de mahkeme kararlarına göre hareket ediyoruz.


Kampanyalarda dikkatimi çeken, bir adaletsizlik olduğuna inanan kişilerin adaleti sağlama çabasıyla destekçi aramaları. Buradan şöyle bir yoruma gitmek mümkün mü: İnsanlar mahkemelerde adalete ulaşacaklarına inanmıyor ve bir şekilde adaleti kendileri tesis etmek için girişimde bulunuyorlar?

Kanımca, böyle bir çıkarım imza kampanyalarının tarihsel oluşumunu ve evrimini göz ardı etmek olur. İmza kampanyaları bir sonuç değil, bir başlangıç. Temel amaç, toplumsal fayda içeren yapıcı bir değişim gerçekleştirmek olmalı. Farklı mücadele alanlarındaki kampanyalarda da geniş kitlelere ulaşmış olanların ortak üç özelliği var; çok net bir talebi olması, toplumun ortak hassasiyetini göstermesi ve karar vericiyle karşılıklı diyalogun esas olması. İnsanlar, Change.org’daki kampanyalarıyla yalnız olmadıklarını görüyor, kendi gibi düşünen yüzlerce insanla bir araya geliyor ve çoğu zaman uzun soluklu bir mücadele sürecine giriyor. Bu da hukukun yerini alan bir mücadeleden ziyade, inandıkları alanda oluşturdukları kamuoyu desteğiyle daha çok çabalamaları anlamına geliyor. Örneğin, müzisyen Değer Deniz davasında sanığın en ağır cezayı alması için başlatılan kampanyada toplanan 27 bin imza mahkemeye teslim edildi. Ya da kanser olduğu için işinden çıkarılan Hülya Karaman Change.org’da imza kampanyası başlattıktan sonra kendisine yardımcı olmak isteyen avukatlar çıktı ve şimdi durumunun başkalarına da emsal olması için mahkemeye taşınıyor.


17 Nis 2015’de güncelleme yapılan bir kampanyada diyor ki: “Merhaba Zeytin Dostu, Bundan 9 ay önce Ayvalık Zeytin Üreticileri Derneği adına ‘’ZeytinHayattır’’ diyerek Change.org’da bir kampanya başlattım. Bugüne kadar 200.000’den fazla insanın imzaladığı kampanyamızda bugünden itibaren bir müddet rahat bir nefes alabiliriz. Zeytinliklerin sonunu getirecek yasa tasarısı TBMM’nin tatile girmesi nedeniyle onaylanamadı. Hükümet tüm Türkiye’den gelen kamuoyunun tepkilerini gördü ve bu konuyu sessiz sedasız kapattı. Bu hepimizin başarısıdır.” Aslında konu şimdilik kapatılmış gözüküyor. Bunda kampanyanın etkisi olabilir tabii ama tasarı tekrar gündeme de gelebilir. Acaba imza sayısı belli bir düzeye ulaşan kampanyalar sonucunda yönetimlerin belli bir eylemi yapma zorunluluğu olamaz mı?

Türkiye’de imza kampanyalarının siyasi ya da hukuki bir yaptırımı bulunmuyor. Şöyle düşünün; bir konuyu kendinize dert ediniyorsunuz, değişmeli diyorsunuz ve bir anda bakıyorsunuz yüzlerce kişi size inanıyor, mücadelenizde yanınızda. “Zeytin Hayattır” kampanyasında Salih Madra, kampanyasında toplanan imzaları Tarım Komisyonu’na götürdü, Ayvalık’taki üreticilerle bir araya geldi ve tüm bu gelişmeleri imzacılarıyla Change.org’daki kampanya sayfasından paylaştı. Bugün, bu yasa tasarısı tekrar gündeme gelirse Salih Madra, kampanyasını tekrar aktif hale getirip “hadi arkadaşlar yeniden mücadeleye” diyebilir. Karar vericilerin imza sayılarına göre belirli bir kampanyayı yerel ya da ulusal meclislere taşıdığı ülkeler tabii ki var. Örneğin, Birleşik Krallık parlamentosuna ait web sitesinde kampanya açabilirsiniz ve yüz bin imza toplarsanız kampanya konunuz Avam Kamarası’nda oturumda görüşülüyor. Sanıyorum, bu tarz uygulamalar o ülkedeki demokrasi seviyesinin de önemli bir göstergesi. Türkiye’nin bu alanda katetmesi gereken oldukça mesafe olduğu ise aşikâr. Bir gün TBMM’nin change.org’da yüz binden fazla imza alan kanuni meseleleri gündeme alma kararı alması demokrasi adına büyük bir gelişme olur.


Güncel bir Change.org kampanyasında da “Sema Ramazanoğlu bakanlık görevinden derhal alınsın!” diyor, çünkü kampanyayı başlatan ve destekleyenler cinsel istismar konusunda söyledikleriyle Ramazanoğlu’nun, “kendisinden beklenen sorumluluğu gerektiği biçimde yerine getiremeyeceğine” inanıyor. Kampanya, 260 binden fazla destekçi bulmuş; destekçi sayısı her baktığımda artıyor. Bu kampanya sonucu bakanın görevden alınma ya da istifa etme ihtimali var mı?

Şu an baktığımda imza sayısı 300 bine yaklaşmıştı yani Türkiye’de 300 bin seçmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın görevinin sorumluluklarını yerine getiremediğini düşünüyor. Bir kamuoyu araştırması var ortada. Bir kampanyada karar vericinin kampanya talebine dair nasıl yanıt verdiği, onun ne kadar duyarlı ve sorumluluk sahibi olduğunun da göstergesi. Karar verici 300 bin ve her geçen gün artan imzaya karşı üç maymunu oynamayı tercih ediyorsa, bu da seçmen için bir mesaj içerir.


Change.org yatırımcıları kimler, neden Change.org’u destekliyorlar? Türkiye Change.org’da kaç kişi çalışıyor? Maaşları nereden gelir? Biraz da mali konuları açalım…

Change.org sosyal fayda yaratma üzerine kurulu bir teknoloji şirketi. Misyonumuzun, yani daha çok insanın değişim yaratabilmesinin en iyi yolunun bir sivil toplum kurumunun değerleriyle bir teknoloji şirketinin esnekliğini ve yenilikçiliğini birleştirmek olduğunu düşünüyoruz. Biz, yeni bir örgüt biçimiyiz ve teknoloji dünyasının gücünü toplumsal fayda için kullanıyoruz. İşleyiş sisteminin ana prensibi sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi. Teknoloji, medya ve iş dünyasının birbirinden önemli ve etkin isimleri de Change.org’u bu misyonundan dolayı  yatırımlarıyla destekliyor. Prensipte, STK’ların çalışmalarına destek verecek kişilerle buluşmasını sağlıyoruz. Bu buluşma, şu şekilde gerçekleşiyor: Change.org’da bir kampanya imzaladıktan sonra bazen “sponsorlu” olduğu ibaresi taşıyan çeşitli imza kampanyaları sunuluyor. Eğer sponsorlu bir imza kampanyasını imzalamayı tercih ederseniz, altta çıkan kutucuğu işaretleyerek sponsor olan kurumdan ileride bilgilendirme almak isteyip istemediğinizi belirtiyorsunuz. Eğer sponsorlu kampanyayı kutucuk işaretli olarak imzalarsanız, sponsor olan kurum başka konular için size doğrudan e-mail gönderebiliyor. Bu şekilde de Change.org, sivil toplum kuruluşlarından gelen küçük katkılarla masraflarını karşılıyor. Küresel gelir modeli bunun üzerine kurulu. Ayrıca, Türkiye’de bundan faydalanabilecek gelişmiş bir sivil toplum modeli olmamasından dolayı kullanıcılarımızdan maddi destek topladığımız yerel bir gelir modeli sunan pilot uygulama da var. Türkiye’de benimle beraber altı kişilik bir ekibimiz var ve maaşlar dahil bütün masraflar ortak küresel bir bütçeden karşılanıyor. Yönetim anlamında ise, tabii ki küresel kampanyalar ve platformu özellikle teknolojik anlamda daha ileri götürmek için ortak çalıştığımız zamanlar oluyor ancak her ekip kendi ülkesindeki kampanyaları takip ediyor.


Sizin Change.org’daki öykünüz nedir?

2012 Eylül’ünde change.org’u Türkiye’de kurduktan hemen sonra Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü olarak görev yapmaya başladım. Çok daha geniş bir coğrafyanın sorumluluğunu taşıyorum ve uluslararası bir ekibi yönetiyorum. Sivil toplumun gelişimi sağlıklı bir demokrasi için şart. Bu yüzden şu ana kadar çok sayıda sivil toplum örgütünün kuruluşunda yer aldım -bunlardan bazıları doğrudan sivil toplumun gelişimi ile ilgiliydi, örneğin Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin kurucuları arasında yer aldım. Şu anda da CIVICUS’un yani Sivil Katılım için Küresel Birlik’in iki dönemdir seçilmiş yönetim kurulu üyesiyim. Bu yüzden sivil toplumun demokratik haklarını kullanması benim için en önemli konu. 2007 senesinde TEMA Vakfı Genel Müdürü iken devlet ormanlarının özelleştirilmesine karşı 2B kampanyası yürütmüş ve 780 bin imza toplamış ve kanunun geçmesini engellemiştik. 2011 senesinde ise Greenpeace Genel Direktörü iken balıkçılık yönetmeliklerinin değişmesi için 820 bin imza toplamış ve yine başarmıştık. Ancak o dönemler internet üzerindeki imza kampanyaları hep sivil toplum kuruluşlarının yaptığı bir işti ve amaçları ile ilgili konularla sınırlı kalıyordu. Change.org’a yönelmemin nedeni demokratik hakların kullanımı için imza kampanyalarını sokaktaki insana açmaktı. Üç buçuk yılda Türkiye’deki her beş internet kullanıcısından biri change.org’da sokaktaki insanın başlattığı kampanyalara imza attı.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
© P24Blog'da yer alan bütün yazılar teliflidir ve yayın hakkı P24Blog'a aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.